Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevi Öğretisi Bağlamında Barış, Rızalık ve Toplumsal Birlik: Toplumsal Uzlaşının Etik ve Tarihsel Temelleri

⌈Hüseyin Akkuş – Bağımsız Araştırmacı⌉
Öz
Bu makale, Alevi öğretisini tarihsel deneyimleri, etik ilkeleri ve toplumsal tasavvuru çerçevesinde ele alarak, barış kavramını bütünlüklü bir toplumsal uzlaşı modeli olarak incelemektedir. Alevi inanç ve felsefesinin merkezinde yer alan rızalık, eşitlik, adalet ve insan onuru ilkelerinin; çok kimlikli, çok kültürlü toplumlarda kalıcı barışın olanaklılığına nasıl katkı sunduğu tartışılmaktadır. Çalışma, savaş ve şiddetin tarihsel olarak yarattığı yıkımları, Türkiye bağlamındaki siyasal-toplumsal çatışma deneyimlerini ve Alevi toplumunun bu süreçlerdeki özgül mağduriyetlerini analiz etmekte; barışı yalnızca çatışmasızlık hali değil, hakların karşılıklı tanındığı etik bir toplumsal düzen olarak ele almaktadır.
Anahtar Kelimeler: Alevilik, barış, rızalık, toplumsal uzlaşı, eşitlik, adalet
1. Giriş
Alevi öğretisi ve felsefesi dikkate alındığında, bu yolun yalnızca bir inanç sistemi değil; aynı zamanda insanlık için bütünlüklü bir toplumsal barış tasarımı sunduğu görülür. Bu tasarım, farklı etnik, dinsel, dilsel ve kültürel toplulukların bir arada, eşit ve özgür biçimde yaşayabilmelerinin etik ve pratik koşullarını ortaya koyar. Günümüz dünyasında ve Türkiye özelinde süregiden çatışma ve şiddet ortamları, barışın zorunluluğunu her zamankinden daha görünür kılmaktadır. Bu makalede, barış sorununun tarihsel ve siyasal arka planı kısaca ele alındıktan sonra, Alevi öğretisinin sunduğu barış anlayışı ve toplumsal ütopya tartışılacaktır.
2. Savaş, Şiddet ve Toplumsal Yıkım
Tarihsel deneyimler, savaşların ve silahlı şiddetin toplumlar üzerinde derin maddi ve manevi yıkımlar yarattığını açık biçimde göstermektedir. Savaş, yalnızca can kayıplarına ve ekonomik tahribata yol açmaz; aynı zamanda vicdani, ahlaki ve kültürel çözülmeleri de beraberinde getirir. Şiddet ortamları, küçük bir çıkar çevresi dışında toplumun geniş kesimleri için sürdürülemez bir yük oluşturur. Bu nedenle barış, soyut bir idealden ziyade toplumsal yaşamın zorunlu bir ihtiyacı olarak ortaya çıkar.
Türkiye’de yaklaşık kırk yıldır devam eden silahlı çatışma süreci, on binlerce insanın yaşamını yitirmesine, milyonlarca insanın doğrudan ya da dolaylı mağduriyet yaşamasına ve toplumda kalıcı travmaların oluşmasına neden olmuştur. Bu durum, sorunların şiddet yoluyla değil, barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi gerekliliğini dayatmaktadır.
3. Şiddetin Toplumsal Mağdurları ve Eşitsizlik
Savaş ve şiddet ortamları, en ağır sonuçlarını yoksul emekçi kesimler üzerinde üretir. Çatışma koşulları, hak arama mücadelelerini baskılar, eşitsizlikleri derinleştirir ve sömürü ilişkilerini daha görünmez ama daha sert hale getirir. Egemen kimlik tanımlarının dışında bırakılan topluluklar ise bu süreçlerin en kırılgan ve en kolay hedefi haline gelir.
Türkiye tarihine bakıldığında, Aleviler, Kürtler ve Ermeniler gibi toplulukların, sistematik dışlanma ve şiddet politikalarının mağduru olduğu görülür. Bu tarihsel deneyim, söz konusu toplulukların barış talebini yalnızca siyasal değil, aynı zamanda varoluşsal bir ihtiyaç haline getirmiştir.
4. Alevilerin Tarihsel Deneyimi ve Direniş
Alevi toplumu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden Cumhuriyet’e uzanan süreçte, inançsal ve kültürel kimliğinin inkârı, zorla asimilasyon ve doğrudan şiddet uygulamalarıyla karşı karşıya kalmıştır. Tarihsel kayıtlarda yer alan Alevi ayaklanmaları, çoğu zaman yanlış biçimde iktidar mücadelesi olarak sunulsa da, esasen ağır vergilendirme, zorunlu iskân ve yaşam alanlarının gasp edilmesine karşı verilen varlık mücadelesi niteliğindedir.
Bu direniş geleneği, başkalarının haklarını gasp etmeyi değil; onurlu ve özgür bir yaşamı sürdürme arzusunu ifade eder. Alevi tarihsel hafızasında direniş, şiddeti yücelten değil, zorunlu koşullar altında yaşamı savunan bir pratik olarak anlamlandırılır.
5. Barışın Etik Temeli: Rızalık İlkesi
Alevi öğretisinde barış, egemenliğe boyun eğme ya da sessiz bir itaat hali olarak tanımlanmaz. Barış, ancak hak, adalet ve eşitliğin tesis edildiği koşullarda anlam kazanır. Bu anlayışın merkezinde “rızalık” ilkesi yer alır. Rızalık, bireyler arası ilişkilerden toplumsal düzene kadar tüm alanlarda gönüllü onayı, karşılıklı saygıyı ve adaleti esas alır.
“Rızasız lokma yenilmez” öğretisi, sömürüyü ve zor yoluyla edinimi reddeden güçlü bir etik ilke olarak toplumsal barışın temel dayanaklarından biridir. Alevi geleneğinde dile getirilen “Rıza Şehri” tasavvuru, eşitlikçi ve paylaşımcı bir toplumsal düzen özlemini simgeler.
6. Farklılıklarla Bir Arada Yaşama Kültürü
Alevi öğretisinin evrensel boyutu, farklılıkları tehdit olarak değil, toplumsal zenginlik olarak görmesinde somutlaşır. Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak” anlayışı, din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeyen kapsayıcı bir insanlık tasavvurunu ifade eder. Bu yaklaşım, çoğunluğun azınlık üzerinde tahakküm kurduğu temsilî yapıların aksine, zor ve dayatmayı dışlayan bir toplumsal ilişki biçimi önerir.
7. Devlet, İnanç ve Laiklik
Toplumsal barışın kalıcı olabilmesi için devletin herhangi bir inancı dayatmaması ve inanç alanından elini çekmesi temel bir koşuldur. Alevi toplumu, tarihsel deneyimlerinden hareketle, inanç özgürlüğünün ancak laiklik ilkesinin evrensel ölçütlerle uygulanmasıyla güvence altına alınabileceğini savunur. Devletin bir inancı tanımlama ya da yeniden biçimlendirme girişimleri, toplumsal barışı zedeleyen başlıca etkenler arasında yer alır.
8. Barışın Felsefi, Tarihsel ve Sosyolojik Boyutları
Barış, felsefi düzlemde yalnızca çatışmanın yokluğu değil; adalet, tanınma ve etik bütünlüğün sağlandığı bir varoluş hâlidir. Alevi öğretisinde bu yaklaşım, insanın hem bireysel hem de toplumsal varlığını anlamlandıran bütüncül bir etik sistem olarak ortaya çıkar. İnsan, doğa ve toplum arasındaki ilişkiler karşılıklı bağımlılık ve sorumluluk temelinde ele alınır. Bu yönüyle Alevi düşüncesi, modern siyasal teorilerde yer alan toplumsal sözleşme yaklaşımlarından ayrılarak, gönüllülük ve rızaya dayalı bir ahlaki sözleşme fikrini öne çıkarır.
Tarihsel olarak bakıldığında, Alevi topluluklarının yaşadığı dışlanma, baskı ve şiddet deneyimleri, barışı soyut bir ideoloji değil, yaşamsal bir zorunluluk haline getirmiştir. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden itibaren merkezi iktidarın homojenleştirici ve tekçi politikaları karşısında Alevi toplumu, kendi iç dayanışma mekanizmalarını, cem erkânını ve rızalık ilkesini geliştirerek varlığını sürdürmüştür. Bu tarihsel deneyim, barışın ancak eşitlikçi ve çoğulcu bir toplumsal yapı içinde kalıcı olabileceğini göstermektedir.
Sosyolojik açıdan Alevilik, alt sınıflar, yoksul köylüler ve göçebe topluluklar arasında gelişmiş bir inanç ve yaşam biçimi olarak değerlendirilebilir. Bu toplumsal taban, Alevi öğretisinin paylaşımcı, dayanışmacı ve otorite karşısında mesafeli duruşunu şekillendirmiştir. Bu nedenle Alevi barış anlayışı, yalnızca kültürel hoşgörüye değil; aynı zamanda sınıfsal eşitsizliklerin aşılmasına yönelik güçlü bir etik duyarlılığa sahiptir.
9. Barış Süreci ve Güncel Türkiye Bağlamı
Günümüz Türkiye’sinde barış tartışmaları, çoğunlukla güvenlik eksenli ve devlet merkezli bir dil üzerinden yürütülmektedir. Oysa Alevi öğretisinin sunduğu barış anlayışı, yukarıdan aşağıya tesis edilen bir düzeni değil; toplumun tüm kesimlerinin rızasına dayalı, aşağıdan yukarıya kurulan bir toplumsal uzlaşıyı esas alır. Son yıllarda “terörsüzlük” ya da “güvenlik” kavramları etrafında şekillenen söylemler, hak, adalet ve eşit yurttaşlık taleplerini ikincil plana itme riski taşımaktadır.
Türkiye’de Aleviler açısından barış süreci, yalnızca silahlı çatışmaların sona ermesiyle sınırlı değildir. İnanç özgürlüğünün tam anlamıyla tanınması, cemevlerinin eşit kamusal statüye kavuşması, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve geçmişte yaşanan katliamlarla yüzleşilmesi barışın ayrılmaz parçalarıdır. Bu talepler, herhangi bir ayrıcalık isteği değil; eşit yurttaşlık temelinde toplumsal barışın asgari koşullarıdır.
Alevi öğretisinin rızalık merkezli toplumsal tasarımı, günümüz Türkiye’sinde artan kutuplaşma, kimlik siyaseti ve otoriterleşme eğilimleri karşısında güçlü bir alternatif sunmaktadır. Bu alternatif, farklılıkların bastırılması yerine tanınmasını; çatışmanın zor yoluyla bastırılması yerine, müzakere ve karşılıklı kabul mekanizmalarının geliştirilmesini önerir.
10. Sonuç
Alevi öğretisi, felsefi derinliği, tarihsel deneyimi ve sosyolojik gerçekliğiyle, çağdaş dünyada barış tartışmalarına özgün ve evrensel bir katkı sunmaktadır. Rızalığa dayalı toplumsal ilişkiler anlayışı, yalnızca Alevi toplumu için değil; çok kimlikli ve çok kültürlü tüm toplumlar için kalıcı barışın etik ve pratik zeminini oluşturabilecek niteliktedir.
Türkiye’nin güncel koşullarında gerçek ve sürdürülebilir bir barışın olanaklılığı, yalnızca silahlı çatışmaların sona erdirilmesine değil; eşitsizliklerin giderilmesine, geçmişle yüzleşilmesine ve tüm toplumsal kesimlerin rızasının esas alındığı demokratik bir düzenin kurulmasına bağlıdır. Alevi öğretisinin sunduğu barış manifestosu, bu yönde güçlü bir tarihsel hafıza ve etik rehber olma potansiyelini taşımaktadır.
Kaynakça
Arendt, H. (2018). Şiddet Üzerine. (Çev. B. Peker). İstanbul: İletişim Yayınları.
Assmann, J. (2001). Kültürel Bellek: Eski Yüksek Kültürlerde Yazı, Hatırlama ve Politik Kimlik. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Bozkurt, F. (2005). Aleviliğin Toplumsal Boyutları. Ankara: Kapı Yayınları.
Bourdieu, P. (2015). Devlet Üzerine: Collège de France Dersleri. İstanbul: Sel Yayıncılık.
Çamuroğlu, R. (2011). Değişen Koşullarda Alevilik. İstanbul: Kapı Yayınları.
Habermas, J. (2004). Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü. İstanbul: İletişim Yayınları.
Honneth, A. (2013). Tanınma Mücadelesi. İstanbul: İletişim Yayınları.
Melikoff, I. (1993). Uyur İdik Uyardılar: Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları. İstanbul: Cem Yayınları.
Ocak, A. Y. (2011). Türkiye Sosyal Tarihinde İslamın Macerası. İstanbul: Timaş Yayınları.
Scott, J. C. (2017). Tahakküme Karşı Sanatlar: Gizli Senaryolar. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Taylor, C. (1996). Çokkültürcülük: Tanınma Politikası. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Touraine, A. (2007). Birlikte Yaşayabilecek miyiz?. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Polanyi, K. (2001). Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri. İstanbul: İletişim Yayınları.
Thompson, E. P. (2004). İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu. İstanbul: Birikim Yayınları.
Fraser, N. (2013). Eşitlikten Tanınmaya: Adaletin İkilemleri. İstanbul: Metis Yayınları.
Sennett, R. (2011). Karakter Aşınması: Yeni Kapitalizmin Kişisel Sonuçları. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Graeber, D. (2014). Borç: İlk 5000 Yıl. İstanbul: Everest Yayınları.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir