MARAŞ’TA IRKÇI VE DİNCİ YALANLA İSLAM VE TÜRKLÜK GÖREV BAŞINDAYDI
⌈Erdal Boyoğlu⌉
Maraş halkı, emperyalist saldırılara ve topraklarının işgaline karşı savaşırken Alevi ya da Sunni diye kimse ayrılmamıştı. Herkes Anadolu’nun işgaline karşı canını dişini takmış ve tüm gücüyle emperyalistlere karşı savaşmıştı. Bu irade ve mücadele azmiyle kenetlenen Maraş halkına kahramanlık ödülü verildi(!)
Bu ödül sonucu “Maraş” Kahramanmaraş oldu. Işte bu Kahramanmaraş 1978 yılında ırkçı ülkücülerin ve sunni dincilerin mezhep kışkırtmalarına sahne oldu. Devrimcilerin, Kürtlerin ve Kızılbaş-Alevilerin evleri kırmızı işaretlerle belirlendi. Ankara’dan gelen derin devletin ajanları (ülkücüler) daha önceden belirledikleri yerleri hedef gösterdiler. Maraş, 23 Aralık günü büyük bir vahşet örneğine tanık oldu.
Milliyetciler, CIA ajanlarıyla ittifak yaparak, emperyalist işgale karşı mücadele veren, savaşan Maraşlı
devrimcilere, kürtlere ve kızılbaş-alevilere katliam yaptılar.
Ve Maraş bu vahşet sonucu Kahramanmaraş olarak değil Kanlı Maraş olarak tarihe geçecekti.
İşin bir başka iğrenç yanı ise bu vahşeti sergileyenlere kahramanlık madalyası takarak ödüllendiren de yine bu ülkenin laik cumhuriyetçileri oldu.
Gözünü kırpmadan sırf Alevi ve Kürt olduğu için insan öldüren Kanlı Maraş’ın canileri, Meclise ve devletin kurumlarına taşındılar. (Aynı 2 Temmuz 1993 Sivas’ta canavarca insan yakanların meclise taşındığı gibi). Mantık hep aynı mantık, zulmün ve vahşetin yöntemi hep aynı yöntem. Caniler aynı tornadan çıkmış gibi ölüm kusuyorlardı. Kendinden olmayan herkese saldırıyorlardı. Derin devlet ise ırkçı ve dinci katilleri saklamaya devam ettiği gibi ayrıca korumaya alıyordu.
Irkçıların ve sunni dincilerin vahşet yaptığı en barbar yerlerden biridir Maraş.
Katliamların hepsi barbardır ama Maraş; incelenmesi, araştırılması ve sorgulanması gereken bir yerdir. Çünkü dünya da benzeri görülmemiş bir vahşetin yaşandığı yerdir Maraş. Ölü kadınlara tecavüz edildiği, bebelerin anne karnından çıkartılıp sopa uçlarında sallandırıldığı, çocukların vahşice öldürüldüğü, Fatiha okumasına rağmen 70 yaşındaki ninenin gözlerinin tornavidayla oyulduğu yerin adıdır Maraş.
Maraş katliamı öncesi bir kaç gelişmeyi hatırlatmak gerekir.
Maraş katliamından önce MHP, 15 Nisan 1978’de Ankara’da düzenlenen “Büyük Yürüyüş”te şu mesajı verdi.
Türkeş şöyle seslendi. “Artık bu iktidar gitmek zorundadır. Böyle bir iktidar güvensizlik ve savaş unsuru haline gelmiştir. CHP, barış ve huzur değil, savaş istiyor… Hiç şüpheniz olmasın iktidarımız şafağı sökmektedir.” Burada açıkca katliam çığırtkanlığı yapan Türkeş’in bu açıklamasının başlangıç yeri Maraş oldu
Çünkü Maraş’ta Kızılbaş-Aleviler ve Kürtler nüfus olarak çoğunluktaydı ve iş yeri sahibiydiler. Barış içinde yaşamanın bilinciyle hareket ediyorlardı. Gelişen işçi sınıfı mücadelesiyle iç içeydiler. Faşizme karşı omuz omuza dayanışmanın içindeydiler.
Onun için ülkücüler ve dinciler tarafından bilinçli seçilmişti Maraş bölgesi.
Maraş katliamı 19.12.1978’de “Çicek Sineması’na bomba atıldı” yalanıyla başladı. Oysa bombayı sinemaya yerleştiren MHP’li Ökkeş Kenger ile Salman Ilıksoy Çicek sinemasına dinamit koymaktan dolayı daha sonra gözaltına alındılar.
( Ökkeş Kenger, 1991 seçimlerinde Refah Partisi ile seçim ittifakı yapan Milliyetçi Çalışma Partisi’nden Kahramanmaraş milletvekili seçildi. Bu dönemde Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyeliği yaptı. Ökkeş Şendiller (Kenger Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkan yardımcısı oldu)
Sinema da oynatılan film “Güneş Ne Zaman Doğacak” adlı anti komünist bir filmdi. Irkçılar tarafından koyulan dinamitin tahrip gücü çok azdı. Amaç panik ve kargaşa yaratmaktı. Dinamitin sesi yeterliydi. Çünkü zaten önceden her şey hazırlanmıştı. (Bombalama sözü ülkücülerin ve dincilerin sözüdür.) Sinemayı solcuların ve alevilerin bombaladığı görüntüsünü verenler de yörenin ileri gelen ırkçı ve dincileridir.
Patlamadan sonra halkı kışkırtanlar, “Komünistler, Allahsız Aleviler şehir suyuna zehir kattılar” yalanlarını yaymışlardı. Ülkücüler ve dinciler “Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın”, “Müslüman Türkiye” diye sloganlar atıyorlardı.
Ulu Cami ve Belediye hoperlöründen Alevilerin ve Solcuların evlerine saldırı çağrıları yapıldı. Önceden çarpı konulan evler ilk saldırıya uğrayan yerler oldu.
Maraş’a gelen 20-25 kişilik ülkücü bir grup yol yapımcısı olarak sokaklarda dolaşıyorlardı. Maraş’a gelen ırkçıların bölgede yaptığı ilk iş Kürt ve Alevi evlerini kırmızı boya ile çarpı koyarak işaretlemek oldu.
Katliam hazırlığından haberi olmayan Aleviler ve Kürtler, bu işaretleri sorduklarında ise yol yapımı için hazırlık cevabını aldılar.
21 Aralık günü TÖB-DER’li iki öğretmen ırkçı ülkücüler tarafından öldürüldü. İlerici, solcu öğretmenlerden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu’nun cenaze törenine MHP’liler ve MSP’liler saldırdı. Saldırıya karşı koyan kitle ırkçı ve şeriatçıları püskürttü.
Devrimciler, Kürdler, ve Kızılbaş-Aleviler yan yana omuz omuza oldular ırkçılara ve şeriatçılarla karşı.
Maraş olayları tam 4 gün sürdü. Bu süre içinde 500’den fazla insan en vahşi ve en barbar yöntemlerle öldürüldü, binlercesi yaralandı, evler yakıldı, gözler oyuldu, kadınlara tecavüz edilip ağaca çivilendi, bebekler doğrandı, çocuklara tecavüz edildi. Kadınlar çırılçıplak soyulup en vahşi yöntemlerle işkence yapıldı. Bu vahşeti anlatmaya kimsenin dili varmaz.
Bu vahşet zamanında AP Genel Başkanı olan Süleyman Demirel soru soran gazetecilere bakın ne diyor; “Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirttemezsiniz.” Demirel bunu derken Tuğgeneral Yusuf Haznedaroğlu da şöyle tamamlıyordu “Göreceksiniz delilleriyle ortaya koyacağım ki Maraş olaylarını sağcılar değil solcular çıkarmıştır.” diyordu. CHP’li İç İşleri Bakanı İrfan Özaydınlı aynen şunu diyordu “Maraş hadisesinin sorumluları solculardır”. Derin Devletin korosu böylelikle tamamlanmıştı. Suçlular solculardı!!!
Bu ifadelerin arkasında yatan bir gerçek daha var ki o da egemenlerin, emek düşmanlarının ittifaklarıyla birbirlerini aklamasıdır. Ama ne hikmetse Demirel’in, Tuğgeneral Yusuf Haznederoğlu’nun, İrfan Özaydınlı’nın bu sözleri yalan çıktı. 500’den fazla insanın katledildiği, 552 ev, 389 işyeri ve 8 arabanın tahrip edildiği, sinema’ya konulan dinamit sonucu gelişen olaylardan dolayı 835 sanıklı MHP davası görüldü. Bu davadan yargılananlardan 22 kişi idam cezası aldı. Ama darbeden sonra Maraş katliamının bir numaralı sanığı Ökkeş Kenger serbest bırakıldı. Ökkeş, soyadını değiştirerek Meclise girdi. Meclisteki ismi Ökkeş Şendiller oldu. Sinemaya dinamit koymanın, halkı kışkırtmanın, insan öldürmenin, Devrimcilere, Alevilere ve Kürtlere karşı olmanın ödülü verilmişti Ökkeş Kenger’e. Düşünsenize şöyle bir; halklar arasında düşmanlığı yaratan provakatör ve cani birinin Insan hakları Komisyonu’nda sözsahibi olmasını.
1978’de, Maraş’ta görev yapan Vali, Emniyet Müdürü, Cumhuriyet savcısı ve Jandarma Alay Komutanın ifadeleri çok açık ve net. Derin devletin memurları mahkeme tutanaklarında 144 sayfalık raporlarında vahşetin tarifini gözler önüne serdiler. Planlanan bu raporlar birer ibret belgeleridir.
“Kendilerini zor kullanarak dağıtmaya çalıştık. Ama elimizdeki kuvvet yetmedi. Aralarını açtık, ancak bir anda üzerlerine gittiler…Yani olaylar her tarafta birden başlatıldı… “Tahsin Soylu, Kahramanmaraş Valisi.”
“Bize yaralı getiren araçlar da yaylım ateşine tutulduğundan, yaralılar zamanında bize yetişemiyor. Bu nedenle yollarda ölenler oluyor.” Çetin Diker, Kahramanmaraş Devlet Hastahanesi Başhekimi.
“Ellerinde taş sopa ve şişeler vardı. Babama, anneme ve ağabeyime vurmaya başladılar. Ben yaralı olarak kaçarken annemin bizi öldürmeyin diye yalvarmalarını duyuyordum. Eve geri geldiğimde annemin, babamın ve ağabeyimin cesetleri kapının önünde duruyordu. Saldırganlar babamın parmaklarını keserek, kanını bir kazanın içine akıtmışlardı, annemin kafası biriketle parçalandığından yüzü tanınmaz haldeydi”. Katliamda ailesini kaybeden bir çocuk tanığın ifadesinden.
Gazeteci Ramazan Öztürk, Maraş katliamıyla ilgili şöyle diyor; “Öldürülen insanlar o kadar çoktu ki; Et Balık Kurumları dahi yetmedi, doldurdukları halde sığmıyordu. Dışarıda olay yerini gezerken koşarak yanımıza gelen bir çocuk “amca şu ileride de bir ölü var” dedi. Yanımdaki bir kişi ise savurduğu tekmeyle çocuğu yere düşürürken “onlara ölü demeyeceksin leş diyeceksin leş” diye haykırıyordu”.
Bu anlatımlar sadece Maraş’da değil, aynı sözleri Dersim katliamında “Şaki, Leş, Çiban başları gibi sözler o zaman çıkan gazetelerin sür manşet başlıklarıydı. Anadolu-Mezopotamya coğrafyasını ırkçı zihniyetleriyle kana bulayanlar Dersim’de, Maraş’da, Çorum’da ve Sivas’da hep aynı zihniyetteydi. Dersim ve Maraş katliamda iktidar olan CHP,
2 Temmuz Sivas katliamında ise SHP iktidar ortağı. Bu ne yaman bir çelişki? Tarihin tekerrürüne bakın ki İçişleri Bakanı olan CHP’li İrfan Özaydınlı, Maraş katliamının suçunu solculara atıyordu.
Dersim vahşeti sırasında İçişleri Bakanı CHP’li Faik Öztrak’dı. Dersim raporlarını hazırlayan ve katliamın programlayıcısı İsmet İnönü’nün CHP’li torunu milletvekili Gülsün Bilgehan bakın 2011 yılında ne diyor. “Bence sonuca bakmak lazım… Sonuçta bugün Tunçeli en görgülü, en eğitimli, demokrasiye inanan insanlardan oluşuyor. Mesela sürgünlerden söz ediliyor. O sürgünlerde çok iyi yetişmiş genç kızlar var. Belki o bölgede, ortaçağ şartlarında kalsalardı o aileleri kuramayacaklardı.”
Toplu katliamlar Koçgiri, Ağrı-Zilan, Dersim’le başladı. Maras, Sivas, Malatya, Erzincan, Elazığ, Çorum gibi bölgelerde aleviler, yapılan saldırılarla yaşlı, çoluk çocuk demeden baltalarla silahlarla kıyıma uğratılmışlardır. Asimilasyona uğratılmak istenmiştir.
Hep aynı yöntemlere, hep aynı yalanlara sığınarak Aleviler, Solcular camiye saldırdılar, camiyi bombaladılar diye yaygara kopartıyorlar. Bu yalanlarından bıkmayan ırkcılar ve dinciler tarihin sayfalarına kirli girdiler ve girmeye devam ediyorlar. Bugüne kadar Aleviler tarafından bir caminin bombalandığını gösteren bir belge var mı? Peki bunca yalan kimin işidir dersiniz.?
Bir ülke düşünün ki konsoloslukta görevli bir kişi olacak ve bu ülkenin çok hassas olduğu konuları ivediliye ivediliye , şehir şehir gezecek, araştıracak, bilgi toplayacak, parti il başkanlarına, belediye başkanlarına her türlü soruyu soracak ve sonucunda da bu gezdiği yerlerde olaylar tüm vahşetiyle baş gösterecek. Tüm bu gelişmelerin üstünden yıllar geçtikten sonra bir kısım insanlar tarafından bu görüşmeler kamuoyuna yansıtılacak.
,Amerikan konsolosluğunda görev yapan CIA ajanı A. Haig’in Maraş’ta Maraş’a gitmiş bulunması ve partilerin il başkanları ile görüşmüştü. (Bu görüşmenin detaylarını 1986 yılında Yeni Gündem ve Nokta dergileri yazdı. İşte bu görüşmeler sonucu Maraş’a kara bir gün, kara bir leke düşmüştü.)
Maraş olaylarını değerlendiren Radio France International’in haberi çok netti; “Türkiye’de meydana gelen olaylarda yabancı gizli servislerin, özellikle CIA’nın rolü var”…
Yüzlerce kişinin hunharca katledildiği, yüzlerce kişinin de yaralanarak sakat kaldığı bu kan, vahşet ve yangınlar ortasında, Alevilerin, Kürtlerin ve devrimcilerin sloganları dayanışma içindeydi. Derin Devletin temsilcisi Ecevit’in partisi, CHP hükümeti iktidardaydı.
Maraş olaylarıyla başlayan ve sıkıyönetimle birlikte 12 Eylül cuntasına kadar gelişen olaylarda amacın Maraş’taki kürtleri, devrimcileri, alevileri katletmek ve göçe zorlamaktan ibaret olmadığı gibi, emekçilerin özgürlük ve eşitlik mücadelesine karşı olduğunu da gösterdi.
Dünyanın her yerinde ırkçılar hep aynıdır. Atatürk’ün, Hitler’in, Mussoli’nin, Franko’nun, Salazar’ın izlediği ırkdaşlık soyu gibi.
İnsan insanlaşma ile yakından ilgilidir. Irkdaşlar, üstünlük düşünceleriyle, farklılaşmayı kavramayandır. Okuma öğrenme, sorgulama gibi dertleri olmaz, provakasyon yaratırlar. Gelişmeler karşısında tahriklerle olayların arkasından sürüklenir, kötü örnekleri çoğaltmaya devam ederler.
Irkçılık, sosyal, siyasal, kültür üretiminde, körleşmiş duygular gelişim ve dönüşümün önüne geçtiğinde halklar arası ilişkilerde duyguları da körleşmiş olur.
6-7 eylül 1955
Başlangıç yalanı:” Atatürkün evini Rumlar Bombaladı”
İstanbul’u utanca boyayan bu iki gün içinde olup bitenler; “3 ölü, 30 yaralı, 73 kilise, 8 ayazma, 2 manastır, 1 fabrika, 3.584’ü Süryanilere,Rumlara, Ermenilere, Yahudilere ait olmak üzere, 5.538 ev ve dükkan yakılıp yıkıldı…” olarak zabıtlara geçti.
Maraş katliamı 21. Aralık.1978
Başlangıç yalanı:” Çiçek sinemasına Sol görüşlülerce Bomba konuldu”
Maraş’ı kana bulayan bu yalan sonucu “500’den fazla Devrimci, Kürt ve Alevi canice öldürülür. Yüzlerce yaralı, binlerce ev ve iş yeri yakılıp yıkıldı.
Katliam sonucunda 25 Aralık’ta Başbakan Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’i çağırır. Maraş olayından dolayı, bazı illerde sıkıyönetim ilan edeceğini bildirir. Kenan Evren ise, bu görüşe içten katılarak kabul eder. İstanbul’dan sonra toplam 13 ilde Sıkıyönetim ilan edilir.
5 Temmuz 1980 Çorum
Başlangıç yalanı:”Alaattin camisine aleviler Bomba attı”
20 ölü, yüzlerce yaralı ve yüzlerce iş yeri yakılıp yıkıldı, diye kayıtlara geçti.
Derin devlet,Çorum’da bekledikleri ikinci bir Maraş yaratmayı gerçekleştiremedi. Çünkü Çorum halkı, Devrimcilerin ve Alevilerin saflarında yer aldı. Dayanışma içinde birlikte ortak hareket ettiler, ortak kararlar ve ortak savunma tedbirleri aldılar. Eğer bu böyle olmasaydı Maraş katliamından çok daha büyük bir vahşet, çok daha büyük bir katliam gerçekleşirdi.
16 Mart 1978 İstanbul Üniversitesi Katliamı.1 Mayıs 1977 katliamı, 1978 Bahçelievler katliamı, 1980 Sivas Ali Baba vahşeti vd katliamlar.
Tüm katliamların hedefi her zaman olduğu gibi, sonradan anlaşılıyordu. Ama ırktaşların gözü, kulağı ve sesi olmadığı için ırktaş güruh olmanın caniliğiyle katliamlarına devam ediyorlardı.
Maraş, provakasyonu göstermiştir ki ‘solcular sinemayı bombaladı’ ile olmadığı gerçeğidir. Yıllar sonra sinemayı bombalayanın Ökkeş Kenger olduğu ortaya çıktı. Ama bu yalanın ortaya çıkmasına rağmen ırkçı ve dincilerin alevi ve solcu düşmalığı devam etmektedir. Yalanları ortaya çıkanlar, ırktaş güruhlarını galeyana getirmeye devam ediyorlar.
Emekten yana, eşitlikten yana, özgürlükten yana, bağımsızlıktan yana duyguları olmayan ırkçı ve dinciler, insan aklının önüne geçen kışkırtıcı oyunlarını hayata geçirdiler. Geçirmeye devam ediyorlar.
Paylaşıldıkça azalmayan,çoğalan düşlerin başında eşitlik, bağımsızlık ve özgürlük gelir.
TÜRKIYE’DE IRKÇI VE DİNCİLERİN KARANLIK YÜZÜ ve HEP AYNI OYUN
Devletin özel harp, kontrgerilla stratejisine uygun olarak yapılandırılarak egemenlerin gücü doğrultusunda hareket eden ırkdaşlar, emekçi halk hareketine karşı kendinden olmayan tüm halk katmanlarına karşı yürütülen iç savaşta başı çekmektedir. Irkçı-Türkçü söylemlerle 1960 yıllarının ortalarında emperyalistlerin denetiminde ortaya çıkan Türkeş, kurdukları derneklerde komünizme karşı örgütlendi.
MHP başta egemen mülk sahiplerinin partisi olarak, orta burjuvazinin, yoksul bilinçsiz kesimleri kırsal alanlarda anti komünizm söylemi altında, din, vatan, millet söylemleriyle toplumsal muhalefete, işçi sınıfı mücadelesine karşı örgütlenen ırkçı şöven bir partidir.
Örgütlenmesini terörist yöntemlere baş vurarak yapan MHP devlet desteğiyle beslenmektedir.Bu bazda şiddeti benimseyen ırkçı ülkücü hareket geliştirilmiştir.
Irkçı parti MHP, kendisine kitle tabanı yaratmak için her türlü şöven yöntemleri uygulamıştır. Özellikle Alevi-Sunni çatışmasını körükleyerek mezhepsel ayrılığı geliştiren en azgın ırkçı parti olma ünvanını alan bir partidir. Ilk mezhep çatışmasını Antakya’nın Kırıkhan ilçesinde körüklemiştir.1970 yılında burada kurulan “Komünizmle Mücadele Derneği” adlı dernek çatısı altında örgütledikleri Sunni kökenli insanları, Aleviler hakkında yaydıkları yalanlarla, Alevilere saldırtmıştır. “Kızılbaş komünistlere ölüm!” diye bağırtarak saldırtanlar ırkçı MHP’nin ta kendisidir.
Aynı oyunlarını sergilemek isteyen ırkçı milliyetçiler 1977 yılında Sivas-Divriği’de, Ulu Cami’ye kendi elleriyle bombayı koyuyorlar. Divriği’de yaşayan Alevi-sunni halk arasında mezhep çatışmasını körüklemek için “Aleviler camiyi bombaladı” diye halkı galeyana getirenler yine ırkçı MHP’nin adamlarıdır. Çünkü bu camiye bomba koyan ırkçı ülkücü yakalandı ve mahkum oldu. Irkçılar Divriği’de yer yer kışkırtıcılık propagandası yapsa da, bu demogojik laflarla istenen Alevi-Sunni çatışması olmadı. Duyarlı davranan Divriği halkı bu oyuna gelmedi. Irkçıların bu şöven anlayışını Divriği halkı dostluk içinde birarada yaşayarak tezgahlanmak istenen oyunları boşa çıkardı.
Divriği halkının boşa çıkarttığı bu prokasyon 1 yıl sonra Sivas’ta 3-4 Eylül 1978 yılında Ramazan ayında yaygınlaştırdıkları mezhep ayrılığını camilerde, evlerde ve gazetelerde çok adice kullandıkları yalanlarla körükleyerek “Alevi öldüren cennete gider, camilere saldırılıyor, oruç tutturulmuyor, Aleviler ayaklanacak” vb şeklinde propaganda yapan faşistler duvarlara yazılar yazarak ve bildiriler dağıtarak, etrafa yaydıkları söylentiler ile çevre köylerden ve diğer illerden getirilen ırkçılar Sivas’ta çeşitli dernek vb yerlere yerleştirilerek hazırlıklarını tamamladıktan sonra büyük bir gövde gösterisi yaptılar. Tüm bu hazırlıklar sonucu 3 -Eylül günü önceden hazırladıkları planları uygulamaya giriştiler.
Sivas’ı taksilerle gezerek megofonlarla ” Aleviler camiye bomba attılar” diye bağırıyorlardı. Divriği halkı gibi duyarlı olmayan Sivas’ın gerici ve şöven kitlesi bu yalanlara kanarak Ali baba mahallesine saldırıya geçiyorlardı. Irkçı faşistler de uzun menzilli silahlarla mahalleyi yaylım ateşine tutuyordu. Bir başka mahalle de,Yüceyurt mahallesinde CHP’liler yoğundu. Bu nedenle faşistler buradaki cami derneğini “komünistlerin cami derneği” diye tahrip etti.
Sivas belediye binasını ve bir çok dükkanı yakıp yıkan faşistler kendinden olmayan tüm esnafın dükkanlarını da ateşe veriyorlar, yağmalıyorlardı. Bu saldırılar sonucu caminin bombalanması olayı yalan çıkınca bunların peşinden gidenlerde kopmalar oldu. Buna tahammül edemeyen azgın kudurmuşlar bir başka yalanı ortaya attılar bu sefer de “Ikindi namazından çıkan müslümanlar kurşunlandı” diye propaganda yapıyorlardı. Sivas vahşetinin olaylarını başlatan “camiler bombalandı, müslümanlar kurşunlandı” yalanı ırkçı MHP’nin ve yalanlarına ortak ettiği dincilerin işidir.
Bu yalanlar için 8 Eylül günü basına açıklama yapan Sivas Valisi Fikret Koçak şöyle diyordu ” 3-4 Eylül tarihinde ilimizde vukubulan çok üzücü olaylar sonrası bazı meçhul kaynaklarca, ilimizde bazı camilerin bombalandığı veya yakıldığı şeklinde söylentiler çıkarılarak vatandaşlarımız tahrik edilmek istenmektedir. Olay günü ve sonrası ilimizde hiçbir şekilde belirtildiği şekilde tecavüz vaki olmamıştır.”
Bugün Türkiye’de ırkçılılığı sadece MHP ile sınırlamak siyasi körlükten başka bir şey olmaz. MHP egemenlerin piyonundan başka bir şey değildir. Irkçılığın kaynağı üstünlüktür. Bu üstünlük yelpazesinde olan tüm siyasi anlayışların kendisi ırkcıdır. MHP egemenlerin vurucu gücü olduğundan öne çıkarılmıştır. Egemenlerin diğer siyasi temsilcileri de bu gücün arkasındadır. Siyaset sahnesinde ırkçılığın esaslarını temel alanlar, kara bir tablo olarak birbirlerini tamamlıyorlar. Onun için ırkçılığı salt MHP ile sınırlamak çok büyük bir siyasi yanılgı olur. Bugün Türkiye’de siyasi olarak MHP’li olmayıp da ırkçı esaslara dayalı düşüncelere sarılanlar parti ve devlet yönetmektedir.
Anadolu’da yaşayan halkların sosyal varlığına tahammül göstermeyen, bu mozaiği yok sayan ve her şeyi kendi otoritesinde gören bir iktidar gücü, topluma ve halklara gerçekten bir şey verebilir mi? Hoşgörülü olabilir mi ? Inandırıcı bir çaba içinde olabilir mi? Yani Anadolu’da yaşayan halklar arasındaki ilişkileri kardeşce motive edebilir mi?
Çözümsüzlük içinde çırpınanlar toplumu kirletiyorlar. Devlet yaptığı işi bilir diyorlar. Hatırlatmakta yarar var. 1950’lerde Adnan Menderes “Her mahallede bir milyoner”, 1960’larda Süleyman Demirel “Elektiriksiz ve yolsuz köy kalmayacak”, 1990’larda hızını alamayan Demirel “konuşan Türkiye, Şeffaf karakollar” diye mitinglerde ahkam keserken buna paralel olarak da Emniyet kuvvetlerine yüreğinizi serin tutun bir daha Mustafa Muğlalı olayı yaşanmayacak mesajlarını veriyordu.
Bülent Ecevit 1979’larda “Ne ezen ne ezilen insanca hakca bir düzen” sloganını bayraklaştırdı.
Turgut Özal da 1980’lerde “akşam fakir yatıp sabah zengin kalkmanın” haberini veriyordu.
Alparslan Türkeş1990’larda “Ya sev ya terk et” mesajını verdi.
Necmettin Erbakan 1995’de seçim meydanlarında Refah Partisi’ne oy verenlere cennetin anahtarını vereceğini beyan ediyordu.
Bu çıkmaz politikaların temsilcileri egemenlerin borazancılığını yapıyorlar. Üstün ırk ve şeriat adı altında kitleler arasında vahşeti ve yoksulluğu dayatıyorlar.
AKP iktidarı sahte demokratik açılım adıyla her türlü demokratik taleplerin önünü kesiyordu. Tayyip Erdoğan, Cem evlerini cümbüş evi olarak görüyordu. Sahte timsah gözyaşları dökerek Erdal Eren için ağlıyordu.
AKP Hükümeti’nin sözde alevi çalıştayına, alevilerin katili Ökkeş Kenger’i davet etmesi hükümetin alevi çalıştayında ne kadar samimi olduğunun göstergesidir.
Bugün en demokratik işçi, memur ve öğrenci yürüşlerine bile tahammül edemeyen bir sistemin demokrasiden, demokratik haklardan bahsetmesi mümkün mü?
Demokratik istemlere, insan halklarına, Anadolu mozaiğinin diline, kültürüne saygı göstermeyen T.C.’de hoşgörüden bahsedebilinir mi? Irkçı, İnkarcı, Asimilasyoncu, Baskıcı düşünceyle yatıp kalkanlar geleceğe ne bırakır? Ne verebilir?

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler