Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Kürtlere Saldırı Alevilere Saldırıdır

⌈Aziz Tunç⌉

Ülkemizde ve Ortadoğu’da hakkında en çok konuşulan toplumsal kesimlerden birisi Kürtlerse, bir diğeri de Alevilerdir.

Aleviler hakkında bu kadar çok konuşulması boşuna değildir. Çünkü Aleviler, toplumsal ve siyasal hayat karşısında edilgen bir toplum değildirler.

Alevi toplumu ve kurumları; Türkiye’nin, Kürdistan’ın ve Ortadoğu’nun özgürlük, eşitlik ve adalet gibi toplumsal-siyasal konularında refleksleri en gelişmiş, en duyarlı, en ilgili, en etkin ve en müdahil toplumsal kesimdir. Daha önemlisi ise bu alanların tamamına dair ciddi bir mücadele tecrübesine ve birikimine sahip bir toplumdur.

Bu durum, Alevilerin egemen sistemin sahipleri tarafından düşman olarak görülmelerine yol açmaktadır. Sistemlerin ve devletlerin sahiplerinin Alevilere kin ve nefretle yaklaşmalarının nedeni de budur.

Devletlerin Alevilere yönelik geliştirdiği bu düşmanlık ve saldırılar, genel olarak Alevileri geriletmemiş; tam tersine daha fazla politikleşmelerine ve direnişçi bir karakter kazanmalarına neden olmuştur. Alevilerin teslim olmamaları, Alevilere yönelik saldırıların daha da yoğunlaşmasına yol açmış ve açmaktadır.

Ancak Aleviler, önlerine çıkan bu sosyo-politik gerçekliğe uygun bir örgütlülük ve buna denk düşen bir mücadele süreci geliştirebilmiş değillerdir.

Bu gerçeklik, son on gündür Suriye’de Kürtlere yönelik soykırım amaçlı savaşta açık biçimde görülmektedir. Bilindiği üzere Türk devleti, HTŞ, DAİŞ ve El-Kaide çeteleri aracılığıyla Kürtlere karşı bir savaş yürütmektedir. Her ne kadar bu yazının kaleme alındığı sırada ateşkes ilan edilerek savaşın şiddeti azalmış olsa da saldırgan güçlerin niyeti ve gerekçesi değişmemiştir. Dolayısıyla savaşın yeniden başlama ihtimali ortadan kalkmış değildir.

Bugün Suriye’de, Türk devleti tarafından ABD ve İsrail’in icazetiyle HTŞ ve DAİŞ çeteleri eliyle Kürtlere yönelik gerçekleştirilen soykırım saldırılarına karşı Alevilerin ortaya koyduğu tepki son derece değerli ve anlamlıdır. Ancak bu tepki, ihtiyaca ve gerçekliğe uygun bir düzeyde değildir.

Kürtlere yönelik sürdürülen bu varlık-yokluk savaşında Alevilerin, daha güçlü ve pozitif sonuçlar almayı kolaylaştıracak bir tepki geliştirmeleri gerekmektedir.

Böyle bir tepkinin geliştirilmesi; özgürlük, eşit yurttaşlık ve demokratik bir devlet sistemi talep eden Alevilerin taleplerinin zorunlu bir gereğidir. Çünkü bir sistem olarak demokrasi gerçekleşmeden Alevilerin en sıradan haklarının bile hayata geçmesi mümkün değildir. Dolayısıyla mesele yalnızca demokratik taleplerin kabul edilmesi değil; bu soykırım saldırılarına karşı çıkmanın Aleviliğin ve Alevilerin geleceğini savunmak açısından taşıdığı hayati önemdir.

Bu nedenle Alevilerin, bu gerçekliğe uygun bir karşı duruş geliştirmeleri; demokrasi mücadelesinin yalnızca kitlesel gücü değil, aynı zamanda doğrudan ve asli örgütleyicisi ve yürütücüsü olmaları sürecin karakterinin bir gereğidir.

Bunun somut karşılığı, Alevilerin Kürtlerin Suriye’de ve Türkiye’de sürdürdüğü özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinin yardımcı unsurları değil; asli öznesi olmalarıdır. Çünkü Kürtler, barışın ve demokrasinin gerçekleşmesini istemekte ve bunun için Alevilerin de en büyük düşmanı olan IŞİD, DAİŞ ve HTŞ zihniyetine karşı mücadele etmektedirler. Kürtlerin bu faşist çetelere karşı yürüttüğü mücadele, doğrudan Alevilerin mücadelesidir. Zira bu eli kanlı yapılar, egemen oldukları her yerde Alevilere ve Aleviliğe yaşam hakkı tanımayacaktır.

Alevilerin bu gerçeği açık biçimde görmeleri ve bu mücadelenin asli öznesi olmaları bir tercih değil, zorunluluktur.

Ayrıca Kürtler bugün; Emevîlere karşı mücadele eden Eba Müslüm’ün, Selçuklulara karşı direnen Baba İshak’ın ve Osmanlı’ya karşı mücadele eden Kalender Çelebi’nin tarihsel çizgisini sürdürmektedir. Bu tarihsel bağlam da Alevilerle Kürtlerin birlikte hareket etmesini zorunlu kılmaktadır.

Bölgenin siyasal yapılanmasına yakından bakıldığında bu gerçek daha net görülmektedir. İran’da Alevilerin düşmanı olan mollaların yönettiği bir rejim vardır. Suriye’de Alevi düşmanı DAİŞ/HTŞ/El-Kaide zihniyeti yönetimi gasp etmiştir. Türkiye’de ise aynı Alevi düşmanı zihniyetin iktidarda olduğu açıktır.

Alevi düşmanı devletlerin hâkim olduğu bu coğrafyada, Alevilerin haklarını tanıyan ve savunan tek siyasal sistem Rojava’daki halkların ve inançların özgürlüğüne dayalı sistemdir. Ayrıca Suriye’de ve Türkiye’de demokratik Kürt siyaseti, Alevilerin özgürlüklerini ve haklarını tartışmasız biçimde kabul etmekte ve savunmaktadır.

Tüm bu nedenler, Alevilerin yürütülen bu mücadelede asli bir güç olarak rol almalarını kaçınılmaz kılmaktadır.

Aleviler bu tarihsel görevden uzak duramaz; daha edilgen eylem biçimleriyle yaşanan savaş, baskı ve saldırılara karşı çıkmakla yetinemezler. Günün gereği daha fazlasını zorunlu kılmaktadır.

Aleviler; başta Türkiye ve Kürdistan olmak üzere yaşadıkları coğrafyanın demokratikleşmesi için daha etkili bir rol üstlenebilirler. Bu doğrultuda devlet kaynaklı saldırılara ve manipülasyonlara aldırmadan daha pratik ve sonuç alıcı girişimlerin öncüsü olabilirler. Türk devletinin çeteleriyle birlikte Kürtlere karşı sürdürdüğü savaşa karşı Kürtlerle omuz omuza mücadele edebilir, eylem ve etkinliklerini ortaklaştırabilirler. Çünkü bu savaş, aynı zamanda Alevilere ve Aleviliğe karşı yürütülen bir savaştır.

Alevilerin, bugüne kadar birçok eylem ve etkinliği örgütleyebilmiş olması; bu sorumluluğun altından kalkabilecek güç, irade ve birikime sahip olduklarını göstermektedir.

Bütün mesele, mevcut güç ve enerjinin doğru yönde kanalize edilmesidir. Aleviler olarak, bölgenin ve ülkenin yönetimini gasp eden DAİŞ, HTŞ, El-Kaide ve aynı zihniyeti taşıyan güçlerin zorbalığından kurtulmak için aynı amaç doğrultusunda mücadele eden güçlerle birlikte hareket edilmelidir.

Gerici faşist yapılara karşı mücadele, daha uygun araçlar ve etkili yöntemlerle yeniden örgütlenmelidir.

Alevilerin; Kürtlerle, Dürzilerle ve tüm demokrasi güçleriyle birlikte hareket etmesi zorunludur. Etkili mücadele yöntemlerinin kullanılabildiği bir strateji geliştirilmelidir. Alevi toplumunun ve Alevi kurumlarının mücadele birikimi, gücü ve bilinci bunu yapmaya ve demokrasiyi kazanmaya uygundur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir