14 Şubat: Sevginin Tarihi mi, Tüketimin Zaferi mi?
⌈Türkan Doğan⌉
14 Şubat’ın kökeni bugünkü anlamıyla bir alışveriş günü değildir. Tarihsel olarak bu tarih, Roma döneminde yaşamış olduğu kabul edilen Aziz Valentinus anlatılarına ve antik çağın doğurganlık ritüellerine kadar uzanır. Orta Çağ’da romantik bir anlam kazanan bu gün, 19. yüzyılda kartlaşma geleneğiyle yaygınlaşmış, 20. yüzyılda ise özellikle Amerika merkezli şirketlerin pazarlama stratejileriyle küresel bir tüketim gününe dönüştürülmüştür.
Yani 14 Şubat kapitalizm tarafından icat edilmemiştir; ancak kapitalizm tarafından büyütülmüş, sistemli biçimde küreselleştirilmiş ve metalaştırılmıştır.
Kapitalizm yalnızca malları değil, anlamları da üretir. Sevgi bu düzende bir duygu olmaktan çıkar; satın alınması gereken bir kanıta dönüşür. Sevdiğini göstermek için bir şey almak zorundaymışsın gibi bir algı yaratılır. Hediye, duygunun ölçüsü haline getirilir. Böylece sevgi ile tüketim arasında yapay ama güçlü bir bağ kurulur.
Takvim artık mevsimleri değil, kampanyaları gösterir. Anneler Günü, Babalar Günü, Öğretmenler Günü, Sevgililer Günü… Her biri duygusal bir alanın ekonomik dolaşıma açılmasıdır. İnsanlara eksiklik ve suçluluk duygusu hatırlatılır: “Yeterince değer veriyor musun?”, “Sevdiğini gerçekten gösteriyor musun?” Bu soruların cevabı artık davranışta değil, satın alma eyleminde aranır.
Bir gül alırsınız. O gülün hangi koşullarda üretildiğini bilmezsiniz.
Bir çikolata alırsınız. Kakao tarlalarında çalışan çocukların hayatını düşünmezsiniz.
Bir pırlanta alırsınız. O taşın çıkarıldığı coğrafyalardaki savaşları ve sömürüyü sorgulamazsınız.
Sistem ışıltıyı büyütür, emeği gizler. Görünen romantizmdir; görünmeyen ise küresel eşitsizliktir.
Ancak mesele yalnızca üretim zinciri değildir. Daha derin ve daha sarsıcı bir gerçek vardır: Kadınların her gün öldürüldüğü bir dünyada “Sevgi Günü” kutlanmaktadır.
Bu ülkede ve dünyada her gün kaç kadın öldürülüyor? Kaçı sokak ortasında, kaçı evinde, kaçı en yakını tarafından hayattan koparılıyor? Sevgi adı altında kampanyalar yapılırken, aynı toplumda kadınlar en çok “seviyorum” diyenler tarafından öldürülüyor.
Bir yanda kalp şeklinde çikolatalar vardır; diğer yanda kan lekeleri.
Bir yanda tek taş yüzük reklamları; diğer yanda mahkeme salonlarında verilen iyi hal indirimleri.
Bu çelişki tesadüf değildir. Kadını hem tüketim nesnesi haline getiren hem de yaşam hakkını korumayan düzen aynı düzendir. Kapitalizm sevgiyi satar, patriyarka kadını kontrol eder. Biri duyguyu metalaştırır, diğeri bedeni tahakküm altına alır. Sonuçta geriye paketlenmiş bir romantizm ve görünmez kılınmış bir şiddet kalır.
Sevgi bir güne sığdırıldığında, sorumluluk da bir güne sığdırılır. Oysa sevgi bir kampanya değil, bir tutumdur. Eşitliği savunmaktır. Şiddete karşı durmaktır. Bir kadının yaşam hakkının herhangi bir hediyeden daha değerli olduğunu bilmektir.
Gerçek sevgi satın alınamaz. Gerçek sevgi, çocuk emeğinin sömürülmesine karşı durmaktır. Gerçek sevgi, insanı metaya dönüştüren bu düzene itiraz etmektir. Gerçek sevgi, kadınların öldürülmediği bir dünya için mücadele etmektir.
Kadınların yaşam hakkı güvence altına alınmadan, emeğin sömürüsü son bulmadan, eşitsizlik ortadan kalkmadan kutlanan her 14 Şubat; sevginin değil, piyasanın zaferidir.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler