GÜLLER SOLARKEN
⌈İpek Bayrak⌉
Güller solarken insanın da solduğunu çok öncede öğrendim.
Yeter Gültekin’i Hasret’ten dolayı tanıdım. Onlar aşklarını birbirlerine fısıldarken, yüreklerinde kıvılcımlar çakarken, o sevdanın ilk tanıklarından biri olmuştum. İkisi adına öylesine mutlu, öylesine umut doluydum ki…
Mutlulukları doludizgin başlamıştı; fakat kısa ve acılı bir sonla yarım kaldı. Ardında yüreğimize yerleşen, hiç eksilmeyen bir sızı bıraktı.
Hasret bir aşk insanıydı. Bilgeydi. Hayatı dolu dolu yaşamayı bilen, güzellikleri avuçlayıp yüreğine koyan biriydi. Yeter’le tanışınca başka bir ışık düşmüştü yüzüne. “Bu sevda başka bir şey abla,” dediğinde gülmüş, “abartıyor olmayasın?” demiştim. Çok gülmüş, çok konuşmuştuk. “Yaşayan bilir abla,” demişti.
Onun ablasıydım. Her derdi, her kederi paylaşırdık. Yan yana gelince gecemiz gündüzümüze karışırdı. O sohbetlerin nerede başlayıp nerede demlendiğini bilmezdik. İki genç yüreğin ateşinde pişerdi muhabbetimiz. Bazen “iki ruh ikizi” derler ya; biz sanki iki can, bir ruhtan var olmuş gibiydik.
Zalimin zulmü onun küllerini Kızılırmak boylarında savurana dek…
O öldüğünde ben çoktan ölmüştüm. İçimde, bir daha ışık bulamayacakmışım gibi karanlık bir kuyu açılmıştı. Ona ait bir oğlu ve Yeter vardı; onlara sarılarak kardeşliğin eksilen yanını tamamlamak, yaramı onlarla sarmak istemiştim.
Zaman, acıyı un ufak etmiyor; sadece içine gömüyor. Ve şimdi Yeter’in gidişiyle o gömülü acı yeniden kanadı.
Belki onlar kavuştu… Ama geride Roni’yi ve bizleri hasretin ortasında bırakarak gittiler.
Yeter hastalanmıştı. Duyduğumda çok korkmuştum ama yine de “Güçlüsün sen, yenilmezsin,” demiştim. Oysa Yeter’in içinde biriken dertler dağ olmuştu. Hasret’ten sonra kardeşi Hüseyin’i aynı acıyla kaybetmişti. Ardından o fedakâr, emekçi annesini… Daha önce de Hasret’in çok sevdiği dostlarımız Doğan’ı, Kadir’i ve Abuzer Karakoç’u yitirmiştik.
Biriken acılar nefes aldırmıyordu artık.
Ve bugün… Yeter, iyileşme umuduyla gün sayarken, en ağır sürprizi yaptı bize. Aramızdan ayrıldı.
Çok acım var. Çok yaralıyım.
Bir dostun ayrılığı beni Sivas Katliamı’nın ateşine götürdü yeniden. O yangında bugün yalnız ruhum değil; tenim, toprağım, varlığım yanıyor.
Yazılacak çok şey var.
Ama kelimeler yanık kokuyor, yazamıyorum.
Anıların duvarına yaslanmış, gözyaşımı içime ve dışıma akıtıyorum.
Yeter’im… Gelmek istemiştim. “Kemo bitsin, öyle gelirsin,” demiştin. Olmadı gülüm, olmadı… Yıllarca adalet aradın, sokakları aşındırdın, bir adımcık yol bulmak için çırpındın. Olmadı. Hasret’e çok görülen ömür sana da çok görüldü. Feleğin çakmağı bir kez daha üzerimize çakıldı.
Acımız büyük. Yaramız kapanmaz. Kederimiz dağları aşan bir derinlikte. Özlemle, hasretle yüreğinizden öpüyorum sizi. Hasret’ime ve tüm dostlara selam eyle.
Çektiğim fotoğraflarda kalan hatıralarla seni yolcu ediyorum.
Çok üzgünüm.
Çok yaralıyım.
Işıklarda uyu gül yüzlüm.
Mekânın gül bahçesi olsun.
18.02.2026

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler