“Vicdanın Sessizliği: Duvarları Yıkan Bir Ülkenin İçindeki Görünmeyen Duvarlar”
⌈Taner Boyraz⌉
Almanya’nın hikâyesi, yalnızca bir devletin değil; insanlığın hafızasında derin izler bırakmış bir yüzleşmenin hikâyesidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yerle bir olan bir ülke, küllerinden yeniden doğarken ikiye bölündü: Doğuda Doğu Almanya, batıda Batı Almanya. Bu bölünmenin en acı simgesi ise Berlin Duvarı oldu.
Bu duvar, yalnızca beton bloklardan ibaret değildi. O duvar; annelerin çocuklarından, kardeşlerin birbirinden koparılmasıydı. Gözyaşıydı. Korkuydu. Umutla ölüm arasındaki ince çizgiydi. İnsanlar o duvarı aşmak için hayatlarını ortaya koydu. Çünkü özgürlük, bazen nefes almak kadar hayatiydi.
1989’da o duvar yıkıldığında sadece taşlar değil, korkular da çöktü. 1990’da Almanya’nın yeniden birleşmesi ile birlikte Almanya, sadece coğrafi olarak değil, ahlaki olarak da yeniden inşa edildi. Demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti bu yeni kimliğin temelleri oldu. Almanya, Avrupa’nın en güçlü ekonomilerinden biri haline gelirken aynı zamanda “bir daha asla” diyebilen bir ülke olarak anıldı.
Ama tam da bu yüzden, bugün yaşanan bazı çelişkiler daha derin hissediliyor.
Bir zamanlar insanların özgürlük için can verdiği bir ülkede, bugün insan hakları ihlalleriyle anılan liderlerin Berlin gibi bir başkentte törenlerle karşılanması, sadece politik bir tercih değil; aynı zamanda vicdani bir sorgulamadır. Bu görüntüler, geçmişte duvarların ardında acı çeken insanların hatırasıyla yan yana geldiğinde ağır bir tezat oluşturuyor.
Ve bu sadece diplomasi meselesi değil.
Bu, savaşlardan kaçıp hayata tutunmaya çalışan insanların geri gönderilmesiyle, bir zamanlar bu ülkeyi ayağa kaldıran “misafir işçilerin” yeterince değer görmemesiyle birleştiğinde daha da derin bir kırılmaya dönüşüyor. 1960’lardan itibaren gelen işçiler, Almanya’nın kalkınmasının görünmeyen kahramanlarıydı. Ama onların emeği çoğu zaman sessiz kaldı; hikâyeleri yeterince anlatılmadı.
Bugün sorulması gereken soru şu değil: “Neden insanlar ayaklanmıyor?”
Asıl soru şu: “Vicdan neden bu kadar sessizleşti?”
80 milyonu aşan bir toplumda herkesin aynı tepkiyi vermemesi anlaşılabilir. Demokrasi zaten farklı seslerin bir arada var olabilmesidir. Ama bazı anlar vardır ki, sessizlik de bir tutum haline gelir. Ve o sessizlik, en az sözler kadar ağırdır.
Çünkü mesele sadece siyaset değil.
Mesele insan.
Geçmişte duvarlarla bölünmüş bir ülkenin, bugün görünmeyen duvarlar örmemesi beklenir. Özgürlüğün bedelini bu kadar ağır ödemiş bir toplumun, başkalarının acılarına karşı daha hassas olması beklenir. Bu bir ideal değil; bu, tarihin yüklediği bir sorumluluktur.
Almanya bugün hâlâ güçlü bir demokrasi, hâlâ büyük bir ekonomi, hâlâ birçok açıdan örnek bir ülke. Ama hiçbir ülke eleştiriden muaf değildir. Çünkü eleştiri, yıkmak için değil; daha iyiye ulaşmak içindir.
Ve belki de en gerçekçi, en insani umut şudur:
Duvarlar bir gecede yıkılmaz. Ama vicdan, bir anlık farkındalıkla uyanabilir.
Ve bir toplumun gerçek gücü, sadece ekonomisinde değil; o vicdanın ne kadar canlı kaldığında saklıdır.

31.03.26

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler