Paz. Nis 26th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Türkiye’de Alevi Olmak: Hatırlamak, Direnmek ve Susmamaktır

⌈Hasan Subaşı⌉

Bir söz vardır; bazen bir kelime, bir topluluğun yüzyıllık acısını yeniden kanatır. Bugün yeniden o kelimelerden biri olan “kılıç artığı” sözüyle karşı karşıyayız.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mine Kırıkkanat’ın sosyal medya üzerinden kullandığı bu ifade, sıradan bir dil sürçmesi değildir. Bu söz, bu toprakların hafızasında kanla yazılmıştır. Bu söz, bir tarihin, bir katliamın, bir yok saymanın dilidir. Bu söz, yalnızca bir kişiye yönelmiş bir hakaret değil; bir halkın varlığına yönelmiş bir inkarın yankısıdır.

Sorulması gereken basit ama yakıcı bir soru var:
Bu ülkede neden hâlâ Alevilere yönelik bu dili kullanmak bu kadar kolay?

Çünkü bu dil, yeni değil.
Çünkü bu dil, münferit değil.
Çünkü bu dil, öğretilmiş, beslenmiş ve korunmuştur.

“Kılıç artığı” denildiğinde ne anlatılır?
Bir savaş sonrası hayatta kalanlar…
Ama hangi savaş?
Kime karşı?
Kim tarafından?

“Kılıç artığı”…

Bu ifade, Osmanlı dönemindeki katliamların ardından hayatta kalan Alevileri işaret eden, onları küçümseyen ve hedef haline getiren bir dilin ürünüdür. Yani bir halkın yaşadığı acının, aşağılamaya dönüştürülmüş halidir.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdulkadir Selvi’ye yönelik kullandığı bu ifade, büyük bir tartışma yaratmış, yargıya taşınmıştı. Yine kısa süre önce, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları sırasında Yeni Şafak yazarı Ömer Lekesiz, içerideki “kılıç artıklarının” bölgesel iddiaları anlayamadığını belirten çirkin bir yazı kaleme almıştı. Kısacası “kılıç artığı” sözü, Alevi düşmanlığı için ırkçılar ve gericiler tarafından sıklıkla dile getirilen bir söz.

Bu söz, Alevilere yönelik tarihsel şiddetin, katliamların ve yok etme politikalarının dilidir. Bu nedenle bu ifadeyi bilmemek değil, bilmezden gelmek sorundur. Çünkü bu kelime, sıradan bir kelime değildir; bu kelime, bir zihniyetin özetidir.

Daha önce de duyduk bu dili.
Siyasetçilerden duyduk.
Yazarlardan duyduk.
Televizyonlardan, gazetelerden, kürsülerden duyduk.

Ve her seferinde aynı şey oldu:
Tepkiler yükseldi…
Bir süre tartışıldı…
Sonra unutulması beklendi.

Ama Aleviler unutmaz.
Çünkü Alevilerin tarihi, unutmanın değil, hatırlamanın tarihidir.

Bu ülkede Alevilere yönelik hakaretlerin bu kadar rahat yapılabilmesinin nedeni yalnızca bireyler değildir. Bu durum, daha derin bir sorunun sonucudur: cezasızlık.

Anayasa ne der?
İnancı nedeniyle bir topluluğu aşağılamak suçtur.

Peki gerçek ne?
Yıllardır Alevilere yönelik en ağır hakaretler cezasız kalıyor.
Yıllardır iftiralar, yalanlar, karalamalar hiçbir yaptırımla karşılaşmıyor.

Daha da ötesi…
Bu ayrımcı dil yalnızca sokakta değil, devletin resmi kurumlarında da karşımıza çıkıyor.

Ders kitaplarında…
Önerilen eserlerde…
Eğitim materyallerinde…

Çocuklara okutulan kitaplarda Aleviler aşağılanıyor.
İftiralar “kültür” diye sunuluyor.
Ve sonra toplumdan eşitlik bekleniyor.

Bu nasıl bir çelişkidir?

Bir yandan “eşit yurttaşlık” denilecek,
Diğer yandan bir halkın inancı sistematik biçimde hedef alınacak…

Bu bir çelişki değil, bir tercihtir.

Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de yaşananlar yalnızca geçmiş değildir.
Onlar bugün kullanılan dilde yaşamaya devam ediyor.

Çünkü dil, hafızadır.
Ve bu hafıza temizlenmeden bu ülke gerçekten eşit olmayacaktır.

Mine Kırıkkanat’ın özrü…
“Bilmiyordum” demesi…

Peki gerçekten bilmemek mümkün mü?

Bu ülkede yaşayan, yazan, çizen birinin bu sözün tarihini bilmemesi mümkün mü?
Yoksa asıl mesele, bu sözün normalleşmiş olması mı?

Asıl tehlike tam da burada başlıyor.

Çünkü bir nefret söylemi, sıradanlaştığı anda tehlikeli hale gelir.
Çünkü insanlar artık düşünmeden kullanır.
Çünkü vicdan, alışkanlık karşısında susar.

Ama bu suskunluk, herkes için tehlikelidir.

Bugün Alevilere söylenen yarın başkasına söylenir.
Bugün bir inanç hedef alınır, yarın bir kimlik.

Bu yüzden mesele yalnızca Alevilerin meselesi değildir.
Bu, bu ülkede birlikte yaşamak isteyen herkesin meselesidir.

Ve burada bir gerçek daha var:

Aleviler artık susmuyor.
Aleviler artık bu dili sineye çekmiyor.
Aleviler, kimden gelirse gelsin bu nefret diline karşı sözünü söylüyor.

Çünkü bu yol, boyun eğme yolu değildir.
Bu yol, hakikatin yoludur.

“Kılıç artığı” diyenlere karşı,
Aleviler bir kez daha şunu söylüyor:

Biz bu toprakların hafızasıyız.
Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız.
Ve biz buradayız.

Unutmayacağız.
Unutturmayacağız.
Ve bu dili kuranlara karşı gerçekleri söylemeye, yolumuza ve inancımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir