Per. May 14th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ALEVİLER, ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ İÇİN DAHA FAZLASINI YAPABİLİRLER

⌈ Aziz Tunç ⌉

Türk devletinin yarattığı, yönlendirdiği ve teşvik ettiği koşullarda Alevilere değişik biçimlerde ve değişik düzeylerde saldırıların yapılmadığı gün yoktur. Hangi biçimde ve ne düzeyde yapılırsa yapılsın, Alevilere yapılan her türlü saldırının arkasında, önünde ve yanında Türk devleti vardır. Devletin etkisi, katkısı ve yönlendirmesi olmadan bu saldırıların hiçbirisi yapılamaz. Çünkü bu saldırıların hepsi, soykırımcı politikaların sonucudur ve soykırımların devamı niteliğindedir.

Yakın zamanda sözde yazar Mine Kırıkkanat’ın yaptığı hakaret, bir diğer gün Dersim’de ve Dersim Soykırımına karar verilen 4. Mayıs gününde yapılan gri “Dedeler Zirvesi” devletin bu politikasının, teşvik ve desteğinin sonucu yapılan saldırılardır.

Elbette bu saldırıların tek ve asıl sorumlusunun devlet olması, sorunun anlaşılması için yeterli değildir. Bu saldırılarda her sürekte Alevi toplumunun örgütsel yetersizliğinin ve perspektif sorunlarının da payı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Böyle olduğu içindir ki Alevilerle ve Alevilikle ilgili her türlü manipülasyon ve hakaret çok kolayca yapılabilmektedir. Bu gerçeği tereddütsüz belirtmek, bu realiteyle yüzleşmek, çözüm için atılması gereken ilk adımdır.

Halbuki Alevi toplumu ve kurumları, bugün sahip oldukları güç ve imkânlarla bu tür saldırıları püskürtebilir ve önleyebilirler. Böylece hem kendilerine yönelik toplumsal sorunları çözmüş olacaklar hem de yaşadıkları bölgenin demokratikleşmesine hizmet etmiş olacaklardır.

Bunun için yapılması gerekenlerden birincisi, yaşanan coğrafyanın sosyolojik gerçekliğinin ortaya konması gerekiyor. Bu coğrafyada yani Türkiye, Kürdistan, İran, Irak, Suriye, Balkan ülkelerinde tek tanrılı dinlerin dışında kalan önemli bir toplumsal kesimin Alevi, Bektaşi, Reha Hak, Kızılbaş, Kakai ve Yarasani gibi inançların mensuplarından oluştuğunu görebiliyoruz.

Belirtilen toplumsal grupların tamamı, bulundukları ülkelerde devletlerin gerek doğrudan gerek dolaylı baskısını ve zulmünü yaşamaktadırlar. Adı geçen inanç mensuplarının hepsi, bu baskılara ve saldırılara teslim olmamışlar, boyun eğmemişlerdir. Tam tersine değişik düzeylerde ama sürekli ve kararlı bir direniş içinde olmuşlardır.

Bu durum önemli bir değiştirme ve dönüştürme potansiyeli olan bir toplumsal enerjinin somutlaşmış ifadesidir. Alevi toplumu ve kurumları, bu gerçeği hesaba katmak durumundadırlar.

İkincisi, on milyonlarla ifade edilen her sürekte Alevi toplumunun da bütün diğer toplumlar gibi sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik sorunları bulunmaktadır. Her şeyden önce bu insanların kahir ekseriyatı, yoksullardan oluşmaktadır. Bu toplumsal kesimler, mevcut devletlerin ve sömürü sisteminin dayanağı değildirler, o nedenle devletler tarafından baskı görmektedirler. Aynı şekilde bu toplumsal kesim, büyük ölçüde, ilerici değişim ve dönüşümlere karşı çıkmayan, yani tutucu olmayan bir özelliğe sahiptir.

Üçüncüsü, her sürekte Alevi toplumu genel olarak ezilen toplumlarla empati yapmaya, özdeşleşmeye ve birlikte hareket etmeye açık bir toplumdur. O nedenle her sürekte Aleviler, bulundukları bölgenin ve halkların sorunlarıyla ilgilenmek durumundadırlar. Ancak Alevi toplumunun bu empati yapma ve ezilene sahip çıkma özelliği, sistemli bir yaklaşıma dönüştürülmediği için yeterince işlevli olmamaktadır. Halbuki Alevilerin özgürlüğü bölge halklarının özgürlüğünden ayrı ele alınamaz. Bu iki mücadele dinamiğini birbirinden kopartmak, önemli bir yanlışlık olacaktır. Dolayısıyla Aleviliğin inancından kaynaklanan ezilen toplumlara yakın durma özelliği, bütün ezilenlerin birliğini sağlamayı kolaylaştıracak bir imkâna dönüştürülebilir.

Belirtilen sosyolojik özellikler iki temel gerçekliği ortaya çıkartmaktadır ki bunların altının çizilmesi gerekiyor.

Birinci gerçeklik, Alevi toplumunun yaygın bir coğrafyada bulunan en kalabalık toplumsal kesimlerden birisi olduğudur. İkincisi ise bu toplumsal kesimin egemen devletler tarafından sistemli ve sürekli olarak baskı gördüğü ve saldırılara maruz kaldığı gerçekliğidir.

Bu iki gerçeklik, Alevi toplumunun ve kurumlarının perspektiflerini oluştururken mutlaka göz önünde tutmaları gereken realitelerdir. Bu gerçeklikten hareket edildiğinde her sürekte Alevi toplumunun ve kurumlarının karşısına önemli görevler çıkmakta, ayrıca ciddi avantajlar doğmaktadır.

Görev olarak, her sürekte Alevi toplumunun ve kurumlarının, kendileriyle birlikte, bölgenin ve bölge halklarının özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinin en etkili ve en aktif bir parçası olarak konumlanmak durumunda oldukları ortaya çıkmaktadır. Elbette böylesine önemli bir görevin kısa sürede ve kolay biçimde gerçekleşmeyeceği açıktır. Ancak Alevi toplumu ve kurumları, zorluklardan hareket ederek, bu gerçekliğe gözlerini kapatamazlar, kapatmamalıdırlar. Yani Alevi toplumu ve kurumları, kendilerini sadece sivil-demokratik kurumlar olarak sınırlandırmamalıdırlar.

Çünkü dayatan bu tarihi görev ve sorumluluk, yerine getirilmeyen bütün görevler gibi, olumsuz sonuçların doğmasına, dolayısıyla pahalı bir faturanın ödenmesine yol açacaktır. O nedenle Alevi toplumunun ve kurumlarının gücünü ve enerjisini bu yöne kanalize etmesinin vakti de gelmiştir, büyük sonuçları da olacaktır.

Bunun için atılacak olan ilk adımın zamanını ve özelliğini her sürekte Alevi toplumu ve kurumları tespit edebilecek, birikime, tecrübeye ve özgüvene sahiptir. Ortaya çıkartılacak olan uygun bir kurumsallaşmayla, her sürekte Alevilerin, bu sorun üzerinde yoğunlaşmaları, süreci ilerletecektir. Elbette bunun tamamlayıcı ve olmazsa olmaz boyutu olarak bütün ezilen toplumların temsilcileriyle biraraya gelinerek, ortak sorunlara ortak çözümler tartışılabilir. Buradan doğabilecek ortak örgütlenme ve ortak mücadele yolları, yöntem ve araçları, beklenenden daha önemli ve değerli sonuçlar yaratabilir.

Her sürekte Alevilerin toplumsal ve kurumsal olarak buna ihtiyacı olduğu bilinmektedir.

Buradan hareketle söylemek gerekir ki, Alevi kurumları ve Alevi toplumu, tarihi tecrübeleri, inançsal özellikleri ve yakın dönemde edinilmiş imkânlarıyla böyle bir sürece yöneleceğine ve önemli gelişmelerin önünü açabileceğine inanmak, kazandıracaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir