2 Temmuz, Ateş Hâlâ Yanıyor
⌈Recai Doğan⌉
Sivas’ın ateşi hâlâ içimizi yakıyor…
2 Temmuz, takvimde yalnızca bir gün değildir. Tarifi olmayan bir acıdır. Bir utançtır. İnsanlığın vicdanına düşmüş kara bir lekedir.
Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne, türkü söylemek, şiir okumak, semah dönmek, dostluğu ve kardeşliği büyütmek için gittiler.
Hak dediler…
İnsan dediler…
Barış dediler…
Ve o topraklarda hayattan koparıldılar.
Onlar şairdi…
Onlar ozandı…
Onlar yazardı…
Onlar ressamdı…
Onlar bu ülkenin aydınlık yüzleriydi.
Aralarında semah dönmek için gelen çocuklar vardı. Biraz sonra “Hû…” diyerek ellerini gökyüzüne kaldıracaklardı. O eller artık semaya değil, sonsuzluğa yükseldi. Gökyüzündeki yıldızlara karıştılar.
Onlar karanlığa karşı kalemini kullanan insanlardı.
Onlar baskıya karşı türküsünü söyleyenlerdi.
Onlar sanatla, şiirle, düşünceyle bu ülkeyi güzelleştirmeye çalışan aydınlardı.
Fakat karanlık, aydınlıktan korktu.
Ve Sivas’ın üzerine kapkara bir gece çöktü.
Otelin duvarları değil, insanlık yandı.
Duman göğe yükselirken, yanan yalnız bedenler değildi, umut, kardeşlik ve vicdandı.
Dışarıda tekbir sesleri yükseliyordu…
“Allahu Ekber” nidaları arasında insanlar diri diri yakılıyordu.
Alevlerin etrafında sevinç çığlıkları atanlar vardı.

Soruyorum…
Bu nasıl bir kindi?
Bu nasıl bir nefretti?
Hani hepimiz kardeştik?
Neden yaktınız bizi?
Neden şiirden korktunuz?
Neden semahtan korktunuz?
Neden sazdan, sözden, sevgiden korktunuz?
Yakanlar yaktı…
Devlet seyretti…
Güvenlik güçleri baktı…
Kanun sustu…
Vicdan sustu…
Ama ateş hiç sönmedi.
O ateş, otuz üç canın ardından yanan milyonların yüreğinde yaşamaya devam etti.
Biz, yüzyıllardır baskılarla sınanan, asimilasyona direnen, inancını ve kültürünü korumaya çalışan bir halkız.
Oysa ne kadar kolaydı…
Aynı toprağın çocukları olarak, Anadolu’nun kadim geleneğinde, farklılıklarımızla birbirimizi severek, özgürce ve kardeşçe yaşayabilirdik.
Bugün, aradan geçen yıllar acımızı azaltmadı.
Çünkü unutmak ihanettir.
Hatırlamak ise insan kalabilmenin son şartıdır.
2 Temmuz’da yitirdiğimiz 33 canımızı, 33. Senesinde özlemle, hasretle, saygıyla ve mücadele sözümüzü yenileyerek anıyorum.
Onlar yalnızca geçmişin kaybı değildir.
Onlar geleceğin vicdanıdır.
Ve biz, onların adını yaşatmaya devam edeceğiz.
“Sivas’ta yanan yalnızca insanlar değildi, bu ülkenin vicdanıydı.
Biz o vicdanı yaşatmaya, 33 canımızın adını unutturmamaya ant içtik.
Unutmadık…
Unutturmayacağız…
Işıklar içinde uyuyun 33 canımız…
Aşk ile…”

Alevi Haber Ağı
Sevgili Canlar,
Yoluna ve ikrarına bağlı her Alevi, kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabiri olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu cemevinde ve yaşadığı çevrede haber değeri taşıyan her gelişmeyi; fotoğrafı, videosu veya yazılı bilgisiyle birlikte bizlere ulaştırmalıdır.
Bu çağrımız, Alevi kurumlarımızın yöneticileri ve temsilcileri için de geçerlidir.
Alevi Haber Ağı, Alevilerin sesi olmanın yanı sıra; emekten, demokrasiden, laiklikten, eşit yurttaşlıktan, kadın özgürlüğünden, gençlerin geleceğinden, doğanın ve çevrenin korunmasından yana; bütün ezilenlerin sesi olmayı sürdürecek, gerçekleri yazmaya ve kamuoyuyla paylaşmaya devam edecektir.
Gerçekler ancak birlikte görünür olur. Gerçekler yazılırken sen de katkını sun can!
Fotoğrafını çek, videonu kaydet, haberini yaz ve bize ulaştır. Çünkü Alevi Haber Ağı hepimizin ortak sesidir.
Saygı ve sevgilerimizle…
Alevi Haber Ağı