Kılıçdaroğlu’nun Siyasal Savruluşu
⌈Sevda Ergin⌉
Türkiye siyasetinde liderlerin kullandığı dil yalnızca günübirlik politik tartışmaların konusu değildir. Kullanılan kavramlar, tercih edilen tarihsel referanslar ve kurulan ideolojik çerçeve aynı zamanda bir siyasal yönelimin göstergesidir. Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu’nun son dönemde yaptığı açıklamalar yalnızca CHP içi tartışmalar bağlamında değil, Türkiye’de muhalefetin geleceği ve demokratik siyaset açısından da değerlendirilmelidir.
Kılıçdaroğlu’nun önce “Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı” sözleri, ardından “Altaylar’dan Tuna’ya uzanan sözümüz” vurgusuyla yaptığı açıklama, uzun yıllar boyunca savunduğunu iddia ettiği demokratikleşme, çoğulculuk ve toplumsal uzlaşı siyasetinden belirgin bir uzaklaşmayı ortaya koymaktadır. Bu söylem, Cumhuriyetin demokratikleşme ihtiyacından çok devlet merkezli ve milliyetçi bir siyasal yönelim olarak okunmaktadır.
Demokratik Siyasetten Jeopolitik Romantizme
Demokratik siyasetin temel sorusu, bir ülkenin başka coğrafyalarda ne kadar etkili olduğu değil; kendi yurttaşlarının ne kadar özgür, eşit ve güvenceli yaşadığıdır. Oysa “Altaylar’dan Tuna’ya” ya da “Osmanlı coğrafyasında Türkiye” gibi söylemler, toplumun güncel sorunlarından uzaklaşarak tarihsel büyüklük anlatılarına yaslanan bir siyasal yaklaşımı temsil etmektedir.
Bugün Türkiye’nin temel meseleleri; yoksulluk, işsizlik, demokratik hakların gerilemesi, yargının bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, Kürt sorununun çözümü, Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri ve kadınların maruz kaldığı eşitsizliklerdir. Bu sorunlar çözülmeden bölgesel güç olma hayalleri üzerine kurulan siyaset, toplumsal gerçeklikten kopuk bir siyasal romantizm üretmektedir.
Bir ülkenin büyüklüğü, etki alanının genişliğiyle değil; demokrasi, hukuk ve toplumsal adalet düzeyiyle ölçülür.
Kurucu İrade Söylemi ve Vesayet Anlayışı
Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi “Türk Devleti’nin bağımsızlık iradesi” olarak tanımlaması da dikkat çekicidir. Demokratik toplumlarda siyasi partiler devletin değil, toplumun örgütleridir. Devletle özdeşleşen parti anlayışı, çoğulcu demokrasiden çok vesayetçi siyasal kültürün izlerini taşır.
Bir siyasi partinin meşruiyeti, kurucu geçmişinden değil; güncel toplumsal desteğinden gelir. Halkın iradesi yerine tarihsel misyonlara yaslanan siyaset anlayışı, demokratik temsil fikrini zayıflatır. Çünkü demokrasi, geçmişten devralınan ayrıcalıklarla değil, halkın sürekli yenilenen iradesiyle yaşar.
Bu nedenle CHP’nin geleceği de tarihsel referanslarla değil, üyelerinin, delegelerinin ve seçmenlerinin ortaya koyacağı demokratik tercihlerle belirlenebilir.
Milliyetçilik ve Muhalefetin Daralan Ufku
Son yıllarda Türkiye’de iktidar ile muhalefet arasındaki en önemli sorunlardan biri, siyasal dilin giderek milliyetçi bir eksende sıkışmasıdır. İktidarın kullandığı güvenlikçi ve devlet merkezli söyleme karşı demokratik bir alternatif üretmek yerine, aynı dilin farklı tonlarla tekrar edilmesi muhalefetin toplumsal dönüşüm kapasitesini zayıflatmaktadır.
Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarında görülen “şehitlerimizin kanıyla sulanmış coğrafyalar”, “Altaylar’dan Tuna’ya uzanan sözümüz” ve benzeri vurgular da bu daralan siyasal ufkun bir yansımasıdır. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı yeni yayılmacı hayaller değil; demokrasiyi, eşit yurttaşlığı ve toplumsal barışı güçlendirecek yeni bir siyasal perspektiftir.
Toplumun Gücü Devletin Gücünden Üstündür
Demokratik siyasetin merkezinde devlet değil toplum yer alır. Bir ülkenin gerçek gücü askeri kapasitesinden, tarihsel imparatorluk mirasından ya da jeopolitik iddialarından değil; özgür yurttaşlarından, örgütlü toplumundan ve demokratik kurumlarından gelir.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı Altaylar’dan Tuna’ya uzanan bir nüfuz alanı değil; düşüncesinden dolayı tutuklanmayan insanların yaşadığı, emekçilerin haklarının korunduğu, kadınların eşit yurttaş olduğu, Alevilerin inanç özgürlüğüne sahip olduğu ve Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözüldüğü bir toplumsal düzendir.
Gerçek büyüklük, başka coğrafyalarda söz sahibi olmakta değil; kendi ülkesinde adaleti, özgürlüğü ve eşitliği kurabilmektedir. Demokratik bir cumhuriyetin geleceği de ancak bu zeminde inşa edilebilir.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler