Cum. Tem 24th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Sivas: Ateşin Gölgesinde Kalan Adalet

⌈Türkan Doğan

Temmuz’un kavurucu sıcağı bu yıl içimizi daha fazla yakıyor. Göğsümüzün ortasında büyüyen yangın, otuz üç yıldır dinmedi. Acı üzerine kurulan bir düzenin gölgesinde, adalet arayışımız her yıl yeniden cam kırıklarıyla sınanıyor. Hangi hukuk, hangi vicdan, hangi insanlık kitabı; alçakça bir kuşatmada yaşamdan koparılan insanların otuz üç yıl boyunca adalet beklemesini yazar?
Madımak’ta yitirdiklerimiz yalnızca can değildi. Onlar bu ülkenin aydınlık yüzü, sözü, türküsü, şiiri, bilimi ve umuduydu. Aradan geçen otuz üç yıl, onların bıraktığı ışığı eksiltmedi; aksine, adalet arayışını daha da büyüttü.
Sivas, Anadolu’nun yüksek dağları arasında, başını Kızılırmak’a yaslamış kadim bir şehirdir. Soğuğuyla, bozkırıyla, yoksul köyleriyle, sazının sarı tellerine derdini döken ozanlarıyla tanınır. Ak ibrişimli kilimleriyle, heybesindeki nakışlarla, en yanık türkülerle anılır. Ama aynı zamanda yüzyıllardır zulme boyun eğmeyenlerin de yurdudur. Beylerin, paşaların baskısına karşı ayağa kalkanların; “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.” diyen Pir Sultan Abdal’ın direnişi de bu toprağın belligine değil, karakterine de kazınmıştır.
1993, bu ülkenin en ağır tarihlerinden biridir. Madımak Katliamı’nın üzerinden otuz üç yıl geçti. Takvimler değişti, hükümetler değişti; ama adalet yerini bulmadı. Çünkü biliyoruz ki adalet yalnızca mahkeme salonlarında değil, toplumun vicdanında, hukukun eşit uygulanmasında ve insan onuruna gösterilen saygıda anlam kazanır.

“Unutun” diyenlere cevabımızı yıllardır meydanlarda, mahkeme önlerinde ve yaşamın içinde verdik. Hak arayan aileler yalnızca evlatlarının yasını taşımadı; geciken adaletin yükünü de omuzladı. Çünkü bir katliam, gerçek anlamda ancak adalet sağlandığında geçmişte kalabilir.
Madımak’ta yükselen ateş yalnızca bir oteli sarmadı. O ateş, insanın insana neler yapabileceğini gösteren karanlığın simgesine dönüştü. Kerbela’da susuz bırakılanların acısıyla, Sivas’ta ateşe bırakılanların acısı aynı değildir; ama ikisi de zulmün farklı çağlardaki yüzünü anlatır. Tarih değişir, mekân değişir; zalimin yöntemi değişse de mazlumun adalet arayışı değişmez.
Pir Sultan’ın eğilmeyen başı, Nesimi’nin derisi yüzülürken söylediği hakikat ve Madımak’ta alevlerin arasından yükselen çığlık, aynı soruyu bırakır insanlığın önüne: Zulüm karşısında susmak mı, hakikatin yanında durmak mı?
Otuz üç yıldır seçimler yapıldı, iktidarlar değişti, nice sözler verildi. Ama hiçbir siyasi söylem, yitirilen canların yerini dolduramadı; hiçbir hesaplaşma, gerçek adaletin yerini tutamadı. Çünkü halkların kaderini değiştiren, yalnızca iktidarlar değil; adaleti savunma cesaretidir.
Sivas bugün hâlâ yalnızca bir şehrin adı değildir. O, adaletin geciktiğinde toplumun nasıl yaralandığını gösteren acı bir eşiktir. Ve biz biliyoruz ki hayat ile ölümün, adalet ile zulmün kavgası insanlık var oldukça sürecektir.
Ta ki zulüm zail oluncaya kadar.

30 Haziran 2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir