DEVLETİN KATLİAM MEKANİZMASI
⌈Aziz Tunç⌉
Temmuz ayı geldiğinde 2. Temmuz Madımak Kıyımı ve 27 Mayıs’ta başlayarak 6 Temmuz’a kadar devam eden Çorum Kıyımı, Alevi toplumunun yüreğine bir hançer gibi saplanmış ve kanamaktadır. Bu yıl da her yıl dönümünde olduğu gibi, Alevi toplumu ve kurumları, 2. Temmuz Madımak Kıyımını ve Çorum Kıyımını unutmadılar. Bu vesileyle katledilen canları saygı ile anıyor ve katliamcıları şiddetle kınıyorum.
Dahası bu sene yapılan anma etkinlikleri, daha yaygındı ve çeşitlilik taşıyan bir içeriğe sahipti. Türkiye’de, Kürdistan’da, Avrupa da ve dünyanın birçok yerinde yapılan bu etkinliklerin etkili ve kazandırıcı olduğunu belirtmek gerekir. Bu etkinliklerinin en akılda kalacak bir pratiğini özellikle kaydetmek gerekiyor.
Alevi kurumları yıllardır talep ettikleri “Madımak Utanç Müzesi” talebini kendileri fiilen gerçekleştirdiler. Bu durum dışarıdan bakıldığında sıradan görünebilir. Öyle ya “ne var sanki bir tabelayı monte etmek de. Üstelik o tabela yarın kaldırılabilir” denilebilir. Ancak sorun böyle değil. Bu tabelanın oraya monte edilmiş olması, tam da hak talep edenlerin “öz savunma” yöntemini hayata geçirmesidir. Bu tabelanın asılması, hak ve özgürlüklerin engellendiği, gasp edildiği koşullarda hakkını alabilme iradesini ortaya koymanın ifadesidir. O nedenle bu eylem selamlanması ve sahip çıkılması gereken değerli bir eylemdir.
Bu eyleme “iyi de yarın onu yerinden kaldıracaklar” diye itiraz edilebilir. Bu tabelayı sökmeleri mümkündür. Ancak buna karşın aynı tabelayı tekrar yerine monte etmek Alevilerin işidir. Kaç defa ve kim/kimler sökerlerse söksünler, Aleviler de düşmanları kadar kararlı ve ısrarcı olmalı ve her defasında o tabelayı yeniden aynı yere asmalıdırlar. Alevi toplumu ve Alevi kurumları bu konuda duyarlı ve ilgili olabilirlerse bu eylemin sonuç alması sağlanabilir.
Madımak ve Çorum kıyımlarının yıl dönümünün yaşandığı bu koşullarda bu kıyımların sistematiğini bir kez daha ele almak, tanımak ve teşhir etmek önemlidir. Alevi toplumu da Kürt toplumu da her katliam ve soykırım dönemlerinde bu meseleleri tartışmaktadır. Bu doğru ve gereklidir. Çünkü katliamcı ve soykırımcı politika ve uygulamaları tanımak, katliamlara ve soykırımlara karşı mücadelenin ilk şartıdır.
Önce bir tespiti paylaşmak gerekiyor. Devlet, katliamları ve soykırımları uygulayan özel politikalara ve bu politikaları uygulayan kurumlara sahiptir. Bu politikaları kim veya hangi kurum oluşturuyor, bunların başkanını, elemanlarını tanımayabiliriz. Ancak bu durum devletin böyle bir yapılanmanın varlığını ortada kaldırmaz.
Örgütlediği bu yapılanmanın görevi, devletin istediği katliamlar ve soykırımlar için politikalar üretmek, kıyımların ortamını hazırlamak ve bu kıyımların hayata geçirilmesini sağlamaktır. En başında soykırımcı- katliamcı devletlerin, bütün topluma ve her dönemde uyguladıkları genel bir politikadan söz etmek gerekir. Bu politikanın temel özelliği, devletin kutsanmasına dayanır. Devlet, kutsallaştırıldığında, devleti yönetenler ve bütün devlet görevlileri kutsal varlıklara dönüşürler.
Bu durumda en büyüğünden en küçüğüne kadar devleti temsil eden herkes, korkulan canavarlara dönüşürler. Aynı şekilde her devlet görevlisine boyun eğmek zorunlu bir ibadet olarak topluma, önce benimsetilmeye, sonra dayatılmaya çalışılır. Aynı şekilde devletin bütün görevlilerine bu anlayışa uygun olarak, sıradan insanlardan üstün oldukları, onlara her istediklerini yapabilecekleri empoze edilir, devleti, ırkçılığı ve gericiliği kutsaması teşvik edilir.
Bu politik atmosferin dışında kalanı, devlete, ırkçılığa ve dini gericiliğe değişik düzeylerde farklı bakanı, ırka ve dine düşman olanı, öldürmek dahil, her biçimde cezalandırmak asli görev olarak kabul edilir.
Sosyo- politik olarak bu mantaliteyle yetiştirilen devlet görevlilerine, hırslarını, kaprislerini ve komplekslerini tatmin etmenin yani bireyciliğin en kaba, en dayanılmaz hali, çok muteber bir durum gibi öğretilir. Bu dünya görüşüyle yetişen bir unsur, bireysel istek, ihtiyaç ve arzularını, kendisi gibi düşünmeyen ve “düşman” olarak kabul ettiği mazlumlardan yararlanarak yerine getirmeyi en doğal hakkı olarak görür. Bu anlayış, sadece devlet görevlilerini değil, topluma da dayatıldığı için toplumdan da böyle düşünen böyle yaklaşanlar önemli
bir güruh oluşmuş olmaktadır.
Katliamcı-soykırımcı yapılanma için bundan sonrası zor olmayacaktır. Bu şekilde şartlandırılmış, eline yetki ve imkân varilmiş bu bireylerden en çok hırslı olanlardan bazıları, katliamcı soykırımcı yapılanma için değerlendirilir. Katliamcı ve soykırımcı mekanizmanın kurumsal bir yapılanma olduğu açıktır. Bu yapılanmanın devletin bütün kurumlarında ve imkânlarında faydalanmak gibi bir avantajı bulunmaktadır. Medya ilgili kurumun ihtiyacına uygun olarak, yapılan katliamı gizler veya meşru göstermeye çalışır. Askeri güçler, katliamcıların işini kolaylaştırmak için gerekli müdahaleyi ya hiç yapmaz veya gecikerek yapar. Özetle devletin bütün kurumları, bu katliamcı mekanizmaya hizmet etmek, kendilerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmek zorundadırlar.
Bu katliamcı ve soykırımcı yapı, yaptığı işi kamufle etmek ve ahlaki meşruiyet kazandırmak için yalan argümanlar üretir ve bunları topluma benimsetmek için her yolu kullanır.
Mesela katliamları ve soykırımları, devleti korumak ve kollamak veya güncel adıyla devletin bekasını sağlamak için yaptığını ileri sürer. Böylece hem kanlı icraatlarını gizleyecekler hem de meşruiyet oluşturacaklardır.
Bu katliamcı mekanizma, devletin hiçbir kurumuna karşı sorumluluk taşımamaktadır. O nedenle yaptıklarından dolayı suçlanamaz, cezalandırılamaz. Türk devleti içindeki bu katliamcı mekanizma 2.Temmuz ve Çorum kıyımları da dahil her dönem faal ve işlevsel olmuştur. Bir dönem bu mekanizmanın adı “Özel Harp Dairesi”, bir başka dönem “Kontr- Gerilla”, son dönemde ise “Jitem” olarak karşımıza çıkmıştır. Binlerce faili meçhul cinayetin, sayısız katliamın ve soykırımın sorumlusu, devletin örgütleyip aktifleştirdiği bu katliamcı mekanizmadır.
Dolayısıyla hiçbir katliam ve soykırım, rast gele kendiliğinde veya iddia edilen çeşitli nedenlerle değil, devletin belirtilen mekanizmasının örgütlemesiyle gerçekleştirilmişlerdir. Bu soykırımcı katliamcı mekanizma bugün de katliamlar ve soykırımlar yapabilecek şekilde aktif ve faaldir. Bu eli kanlı çeteye karşı gerekli dikkatin gösterilmesi ve karşı koyacak örgütlülüğün hazır olması hayatidir. Bu mekanizmanın yaptıklarının hesabını soracak tek güç ise halkın örgütlü gücüdür.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler