Fesleğen Kokusu, Feride ve Yıkılan Bir Kent: Ahmet Telli’nin Ölümsüz Coğrafyası
⌈Erdoğan Doğan⌉
Ahmet Telli’nin bedenen aramızdan ayrılışı, Türkçe şiirinin en toplumcu, en naif ve en direngen seslerinden birinin susması değil; sesinin artık şiirlerine emanet kalması demek. Çünkü o, ardında yalnızca dizeler değil, kuşaklar boyunca yeniden okunacak bir vicdan, bir hafıza ve bir direnme dili bıraktı. Ne zaman bir sokakta hüzünlensek, bir adaletsizliğe öfkelensek ya da umudu yeniden aramaya koyulsak, yolumuz mutlaka onun dizelerine çıkacak.
Ahmet Telli’nin şiir evreni, lirik bir aşk ile toplumsal kavganın birbirinden ayrılmadığı nadir coğrafyalardan biridir. Onun şiirinde sevda, yalnızca iki insan arasındaki duygunun adı değildir; aynı zamanda hayata, özgürlüğe ve insana duyulan bağlılıktır. Bu evrenin en güçlü simgeleri ise fesleğen, Feride ve gitmekle yıkılan kentlerdir.
Ahmet Telli şiirinde fesleğen, sıradan bir saksı bitkisi değildir. O; belleğin, evin, insan sıcaklığının ve bütün yıkımlara rağmen ayakta kalabilmenin simgesidir. Dışarısı ne kadar karanlık, ne kadar hoyrat ve kirli olursa olsun, pencere önündeki o fesleğen, insanın kendini koruduğu son sığınaktır. Umudun en gösterişsiz ama en dirençli hâlidir. Belki de bu yüzden onun kokusu, yalnızca bir balkondan sokağa değil; bir kuşağın hafızasına yayılır.
İşte o fesleğenlerin kokusu bizi şairin en unutulmaz imgelerinden birine, Feride’ye götürür. Akşamı Geciktirebilirsin Belki şiirini “Feride için” diye ithaf ederken, yalnızca bir sevgiliye seslenmez; bekleyişi, sabrı ve direnci anlatır.
“Feride için
Gün batarken sula fesleğenleri
balkonun kokusu sokağa taşsın.”
Feride, Ahmet Telli şiirinde yalnızca bekleyen sevgili değildir. O, dışarıdaki hayatı ayakta tutan, mahpusun dünyayla bağını koparmayan, umudu her gün yeniden sulayan insandır. Akşamı, yani karanlığı geciktirebilecek tek güç, Feride’nin suladığı o fesleğenlerin kokusudur. Çünkü bazen bir çiçeği yaşatmak, bütün bir umudu yaşatmaktır.
Fakat gitmek kaçınılmaz olduğunda, o sessiz balkonlar ve fesleğen saksıları büyük bir yıkımın eşiğine gelir. Ahmet Telli, Türkçe şiirin en unutulmaz vedalarından birini dile getirir:
“Gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür,
bir tufan olurum sustuğun her yerde.”
Bu dizeler yalnızca bir aşkın bitişini anlatmaz. Darbelerin, sürgünlerin, faili meçhullerin, zorunlu ayrılıkların ve yurdundan koparılan insanların ortak hafızasına dönüşür. Şair, gidişlerin yalnızca iki insanı ayırmadığını; şehirleri, sokakları, meydanları ve hatta kuşları bile sessizliğe gömdüğünü anlatır. Ama yine de umudu terk etmez. “Sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın.” derken, bütün karanlığa rağmen insanın insana vereceği sıcaklığı savunur. Çünkü onun şiirinde aşk da direnmenin bir biçimidir.
Ahmet Telli bize şiirin yalnızca güzel söz söylemek olmadığını öğretti. Şiirin, zulüm karşısında hafızayı korumak, aşkı savunmak, acıya tanıklık etmek ve insanın içindeki iyiliği diri tutmak olduğunu da gösterdi. Bu yüzden onun dizeleri yalnızca edebiyatın değil, vicdanın da hafızasında yaşamaya devam edecek.
Ahmet Telli bedenen aramızdan ayrıldı… Evet, içimizdeki kentlerden biri yıkıldı; avuçlarımıza kar yağıyor, kuşlar susuyor. Ama Feride’nin suladığı o fesleğenlerin kokusu hâlâ sokaklara taşmayı sürdürüyor. Onun şiirleri, sustuğumuz her yerde yeniden isyan olacak; umutsuzluğa kapıldığımız her anda omzumuza dokunan bir dost eli gibi bizi ayağa kaldıracak.
Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Şiirin, kavgan, belleğin ve fesleğenlerin artık bize emanet, usta.
#ahmettelli

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler