Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevilik o denli zor açıklanabilir bir inanç ki, her kime sorsanız hep değişik yanıtlar alırsınız (13)

 – Araştırmacı Yazar Sadık Erenler / S.Erenler@web.de  

Kerbela ve Öncesi

Kah Türkiye’de olsun hak Avrupa’daki Alevi Kültür Merkezleri- Cemevlerinde gündeme ilişkin programın  ilk maddesi;  Kerbela’dan günümüze kadar, davası uğruna canını verenler için saygı duruşu yapılmasıdır. Kerbela, Aleviler için artık  kült olmuştur. Kerbela’da sergilenen zalimin zulmüne karşı İmam Hüseyin’in duruşu, İslam coğrafyasında ezilen muhalif halkların da hem sesi hem de bayrağı olmuştur.

Kendi gerçek ve kadim olan tarihinizi reddedip size dayatılan tarihi yaşamayı seçiyorsanız, inancınıza en büyük zararı siz vererek ihanet ediyorsunuz demektir. Önemli olan karşınızdakinin iradesini esir almaktır. Gerisi gelir…

   Bu bağlamda İmam Hüseyin’in Kerbela sürecine de bir bakalım:

Anadolu Alevilerinin İmam Hüseyin’e karşı büyük bir muhabbeti var. Yukarda da yazdığım gibi; Kerbela Katliamı Aleviler için de önemli bir değere sahip ve saygı duruşlarında Kerbela’dan beri… diye başlarız gündemimize. Bu tabi ki İmam Hüseyin’in şahsında varolan bir duruşu örnek göstermek için ifade ederiz.

İmamlar içerisinde İmam Ali sonrası en çok bilinen ve anılan oğlu İmam Hüseyin’dir. Bunu ozanlarımızın deyişlerinde de açık açık görürüz, duyarız.

İmam Hüseyin’in önceliği iki nedene dayanmaktadır. İlki; 661 yılında hilafet makamına oturan Muaviye’ye tüm ısrarlara ve baskılara rağmen biat etmemesi, ki  kardeşi İmam Hasan belirli koşullar altında biat etmesine rağmen, onunla bile bir zaman küs kalmıştır. İkincisi ise; herkesin bildiği 680 yılında Kerbela denilen çölde yeni halife olan Yezit’in askerlerine karşı, “Zalimin zulmüne boyun eğmek mazluma yapılacak en büyük kötülüktür” şiarıyla ortaya koyduğu dik duruşudur.

Bu bağlamda Kerbela yolculuğu üzerine biraz konuyu açmak gerekiyor. Burdaki amaç; İmam Hüseyin’in Kerbela’da verdiği savaşımı küçümsemek veya değersizleştirmek gibi bir art niyet yatmıyor. Sadece o süreçteki gelişmeleri daha sağlıklı düşünebilmek için açılan bir yol benimki. Muaviye’nin hilafet makamına geçişinin 19. Yılı. 670 yılında Muaviye tarafından İmam Hasan’ın karısı Cude’ye zehirlettirilmiş. 9 yıl hiç net bir karşı çıkış  olmamış. İmam Hasan’dan sonra bir 10 yıl daha geçmiş. Peki,  Küfe halkı 679 yılında değil de  neden 680 yılında  İmam Hüseyin’e mektup yazarak Küfe’ye davet etmişler? diye bir soru akla geliyor. Daha önce de bahsettim ki, “Ulu’l Emre İtaat” ayeti, Kur’an’ın yolundan gidenlerin elini kolunu bağlayan, onların hilafete karşı bir isyan içinde olmalarını engelleyen bir ayet. Hangi İmam, dedeleri Muhammed’in Kur’anı’na karşı bir hareket, bir kalkışma içinde olabilir ki? Bu açıdan bakıldığında, Küfe halkının İmam Hüseyin’e bir çağrıda bulunmasının o yılın Mayıs ayında  ölen Muaviye ile bir bağlantısı olabilir mi? diye sormaktan kendimizi alamıyoruz.

Alevilerin bir kısmı hilafetin Ali ve soyuna ait olduğunu düşünmektedir.  Muaviye sonrası Yezit’in halife ilan edilmesi Şiiler tarafından kabul edilecek olmadığından karşı çıkılır.

Yezit hakkındaki  görüşlerin benzerlerini Ali’nin hilafetine karşı çıktığı için Muaviye için de sürdürürler; ancak  Sünniler ise Muaviye’nin bir “içtihad” yaptığını ve içtihadında yanılsa bile peygamberin eshabından ve Kur’an’ın vahiy katiplerinden biri  olduğu gerekçesiyle hakkında kötü ifadede bulunmaktan kaçınırlar. Buna karşın aralarında Ebu Hanife’nin de olduğu birçok Sünni alimi ise Ali halife iken, Ali’nin hilafetini tanımayıp ikinci halife olarak ortaya çıkan Muaviye’ye karşı, Muhammed’in “Bir halife varken, sonradan çıkan ikinci bir halifenin katlinin vacib olması” kuralını uygulamayan Muaviye taraftarlarının, bu tutumları ile açıkça hatalı olduklarını ve haram işlediklerini açıklamışlardır.

Sünnilikte iktidar siyasi bir mesele ve peygamberin soyu dahi olsa bir soy meselesi olarak değil, ümmetin kendi içinde istişare ile çözeceği bir konu olarak görülür ve genellikle “istişare ile seçilen devlet başkanına itaat” kültürü hakimdir. Şiilerde ise iktidar inanç meselesidir ve meşru siyasi lider aynı zamanda ruhani liderliği de elinde bulunduran Ali ve soyundan gelen imamlara (lider) aittir.  Caferi Şiası, toplam en sonu kıyamete kadar gizli kalan Mehdi de dâhil 12 İmamı kabul ettiğinden “12 imam” (Caferi Şiası) olarak da bilinir. 12 imamın günahsız olduğuna, “vahiy alma” hariç peygambere benzediğine inanılır. Şiilik içinde Zeydilik ve İsmaililik gibi mezhepler bir ölçüde farklı bir İmam listesini kabul ederler, dörtler, yediler anlamında

   Ali Küfe‘de’ şehit edildikten sonra, Müslümanlar Ali’nin oğlu Hasan’a biat ettiler. Bu biat’ı, Ali ile halifelik için çatışan ve savaşan Muaviye kendi otoritesine bir tehdit olarak algıladı. Muaviye derhal  Suriye, Filistin ve Lübnan’daki ordu komutanlarına savaş hazırlıklarına başlamaları için talimat verdi, diğer yandan da Ali oğlu Hasan ile anlaşmayı denedi, daha doğrusu Hasan’a halifelik iddiasından vazgeçmesini bildiren bir mektup gönderdi ve eğer vazgeçmezse, istemediği sonuçların doğacağını ve Müslümanların öleceğini bildirdi. Aslında Muaviye için en iyisi Hasan’ın halifelik hakkından vazgeçmesi olacaktı, çünkü Muaviye orduları Hasan’ı savaş meydanında öldürüp tüm güç Muaviye’nin elinde toplansa bile Muaviye’nin halife olabilirliği tartışılmaya devam edecekti. Muaviye için bu hiç de istenilen bir durum değildi.

Hasan hakkından vazgeçmedi ve anlaşma sağlanamadı. Kimi kaynaklara göre 60 bin kişi olduğu iddia edilen Muaviye’nin ordusu Hasan’ı mağlup edip öldürmek için yürüyüşe geçti. Diğer yandan Hasan da 40 bin kişilik ordusunu kurmuş ve savaşmaya hazırdı, iki ordu Medain yakınlarında karşılaştılar.

Hasan, savaş başlamadan önce Muaviye askerlerine konuşma yaparak onlara yanlış yönde olduklarını ve Muaviye’yi haksız görüyorlarsa onun tarafında bulunmamaları gerektiğini hadis ve Kuran’dan örnekler vererek bildirdi. Hasan’ın kendi ordusundan teslim olacağını sanan bir kısım birlikler, Hasan’a isyan ettiler ve ona saldırdılar. Hasan yaralandıysa da, yakın korumaları bu saldırıyı püskürtmeyi başardı. Fakat Hasan’ın komutanlarından Ubeydullah, para ve altın karşılığında Hasan’a ihanet ederek Muaviye’nin tarafına geçti.

İki ordu arasında ufak çaplı ama sonuç getirmeyen çarpışma yaşandı. Hasan’ın komutanlarından Kays bin Sad’ın 4.000 kişilik küçük ordusu, Muaviye’nin komutanlarından olan Busr bin Ertad’ı Küfe yakınlarında mağlup edip darmadağın etti. Sonunda Muaviye üstün gelemeyeceğini, üstün gelse bile birçok adamını kaybedeceğini anladı ve iki Kureyşli adamını Hasan ve takipçileriyle anlaşsınlar diye görevlendirdi. Hasan’ın 40.000 kişilik ordusu artık dağılmıştı ve kabileler köylerine geri dönüyorlardı. Ayrıca halife Hasan yaralanmıştı ve ordusunun içinde meydana gelen başıbozukluk yüzünden ordusuna pek güvenemiyordu. Sonunda Hasan ve Muaviye 661 yılında Meşkin’de bir araya geldiler ve anlaştılar. Hasan; Kuran’a ve sünnete uyması, yandaşlarından intikam almaması şartlarını ve Muaviye’nin ölmesinden sonra halifeliğinin tekrar kendisine, eğer kendisi hayatta değil ise kardeşi Hüseyin’e geçmesi şartını öne sürmüştü. Muaviye sözde kabul etti. Hasan hicretin 41. yılında (m. 661)  Muaviye’ye biat etti.

Antlaşmadan sonra biat almak üzere Küfe’ye yola çıkan, Muaviye Nuhayle’de konakladı. Burada Cuma namazını kıldırdıktan sonra şöyle bir konuşma yaptı:

„Vallahi ben sizinle namaz kılmanız, oruç tutmanız, zekat vermeniz ve haccetmeniz için savaşmadım. Ben sizinle sadece üzerinize emir olmak için savaştım. Siz istemeseniz de Allah bana bunu nasib etti.“

Daha sonra Kufe’ye giden Muaviye orada halka hitap ettikten sonra minbere Hasan çıktı ve şöyle dedi;

„Ey Irak halkı! Benim gönlüm sizden soğudu. Babam Ali’nin sağlığında bunca muhalefetler ettiniz, bir gün onu gamsız bırakmadınız. Nihayet babamı öldürdünüz. Bana da bunca zahmet verdiniz; üzerime hücum eylediniz; Malımı yağmaladınız. Beni yaraladınız. Henüz yaram iyileşmedi. Ey Irak halkı! Eğer siz Ehlibeyt’i peygambere eza kıldınızsa da Allah kıyamette bizimle sizin aranızda hâkim ve kafidir. Şu halde ben Muaviye’ye biat ettim. Sizin biatınızdan bizar oldum.”

Muaviye, ölümünden hemen önce, 679 yılında, Hasan ile yaptığı anlaşmaya rağmen ve Hüseyin ve Abdullah bin Zübeyr’in karşı çıkmasına rağmen oğlu Yezit’i halife ilan etti ve kendisine biat edilmesini istedi. Artık halife bir kurul tarafından seçilmiyor, babadan oğula geçiyordu. Nitekim Muaviye’nin yerine oğlu  Yezit halife oldu.

Muaviye’nin zalim yönetiminden bizar olan kesimler, özelinde de Küfe halkı, Muaviye oğlunu veliaht ilan etmesine karşın gönüllerinde İmam Hüseyin vardır. İmam Hüseyin’in halifeliği topluma ilaç olacaktır. Ellerini çabuk tutup Yezit’ten evvel Hüseyin’i harekete geçirmek istemektedirler

Muaviye ölünce bunu fırsat bilen Küfe halkı, oğlu Yezit resmi olarak halife ilan edilmeden İmam Hüseyin’in çabuk davranarak bu makama oturmasını istemektedirler. Bu nedenle onu Küfe’nin önde gelen insanlarının imzaladığı mektupla Küfe’ye  davet ederler ki ona biat etsinler. Neden Küfe halkı? Halife Ali’nin yönetim merkezi Küfe’dir. Küfe halkı Ali’nin 5 yıl süren devlet yönetiminden memnun kalmış, huzur bulmuştur. Bu niyetle mektup kaleme alınıp oğlunun da halife olması istenmektedir. Muaviye ölünce çarçabuk mektuplar yazılıp bir an evvel Medine’de yaşayan İmam Hüseyin’e ulaştırılmıştır. Eğer ki  Muaviye’nin oğlu Yezit resmi halife olursa İmam Hüseyin’in bu çağrıya olumlu yanıt vermeyeceğini bilmektedirler. Hatta öyle bir çağrı mektubu da yazmaya gerek kalmayacaktır.  İmam Hüseyin davet mektubunu alınca  Ehlibeyt’ini toplar, onlarla durumu konuşup değerlendirme yapar. Başka kentlerden de buna benzer çağrılar gelmektedir. Muaviye, Hasan ile koşullu bir anlaşma yapmıştır. Muaviye ölürse  İmam Hasan halife olacaktır, o da ölmüş olursa kardeşi Hüseyin halife olacaktır. Tam da o noktaya gelinmiştir. Muaviye ölmüştür, İmam Hasan da ölmüştür. Demek ki halifelik İmam Hüseyin’in hakkıdır.  İmam Hüseyin de böyle düşünmektedir. Gidip hakkına sahip çıkmalıdır ve  İmam Hüseyin’in gönlü Küfe’ye gitmekten yanadır. Karar da o yönde verilir. İmam Hüseyin de amca oğlu Müslüm bin Akiyl ile konuşup onun Küfe’ye gidip kendi adına biat almasını, kendisinin de biran evvel yola çıkacağını söyler. Müslüm bin Akiyl hemen yola çıkar İmam Hüseyin’in karşı mektubunu da alarak. İmam Hüseyin de yola çıkma hazırlığına başlar.

İmam Hüseyin, Medine’de kalanlarla vedalaşıp kendisiyle  yol hazırlığı içinde olanlarla Küfe’ye doğru yola çıkar.

Küfe’ye giderken, yeni halife  Yezit’in askerleri tarafından yolu kesilen İmam Hüseyin, Kerbela denilen bölgeye çekilmek zorunda bırakılır. Ordu komutanı onu alıp Şam’a, halifeye götürmek istemektedir. İmam Hüseyin der ki: “Madem Küfe’ye gitmemi istemiyorsunuz, bırakın o zaman Medine’ye geri döneyim.” Komutan der ki: “ ya bizimle geleceksiniz, ya da bu bölgede kalacaksınız.”

İmam Hüseyin’in  Medine’ye dönmesine izin verilse idi, Kerbela katliamı yaşanmayacak, günümüzde de adı şanı bilinmeyecekti.

İmam Hüseyin, Yezid’in komutanının sözüne uyup da onuınla birlikte Şam’a gitmek isteseydi, yine Kerbela katliamı yaşanmayacaktı. Derler ya, akacak kan damarda durmaz. Ama Şam’da da Yezit’in ne yapacağını kestirmek zor olmasa gerek. Hüseyin’i ortadan kaldırmak için her türlü yolu deneyecektir.

Kerbela’da yaşananları bu konuyu merak edenler tarafından zaten bilinmekte. İmam Hüseyin, aile efradıyla, yani Ehlibeyt’i ile yola çıktığına göre, yolunu askerlerin keseceğini ve bir avuç insanlar ile bir orduya karşı savaşacağını muhakkak öngörmemişti. Öngörse idi, çocuklarını, kadınları yanına almayarak yola çıkardı. Buradaki amaç, gidip Küfe’ye yerleşmek ve oradan  halife olarak  İslam devletini yönetmekti. Bu nedenle de kendi adına biat alsın diye amcaoğlu Müslüm’ü önden göndermişti. Kerbela‘da komutan geri dönmesine izin verseydi, bu kez de Kerbela tarihi ve İmam Hüseyin’in duruşu bilinmezdi. İmamlar içinde Hüseyin’i öne çıkaran da Kerbela’da zalimin zulmüne karşı olan duruşudur. Saygı duruşlarını da oradan başlatmamızın nedeni de budur. Ama şunu da unutmayalım; İmam Hüseyin’in Küfe’ye doğru yola çıkışı hilafet makamı içindir. Bu söylendiğinde sanki İmam Hüseyin’in duruşu küçümseniyormuş gibi bir hava yansıtılıyor. Nedir yani, İmam Hüseyin Küfe’ye  hiçbir engelle karşılaşmadan gidip biatları alınca hilafet makamını başkalarına mı devredecekti? Hayır, bu mümkün değil. Ne o bu makamı başkasına bırakırdı, ne de ona biat edenler buna yanaşıp, izin verirlerdi. Ayrıca Hüseyin Muaviye kardeşi Hasan ile yapmış olduğu şartlı anlaşmada Muaviye kendisinden sonra Hasan’ı halefi tayin edecek, o ölmüş ise kardeşi Hüseyin halife olacaktı. Bu anlaşmayı bütün İslam alemi bilmekteydi. İmam Hüseyin de bir bakıma verilen söze dayanarak halifelik makamına oturmak için çoluk çocuğu ile yola çıkmıştı. O sanıyordu ki halk bu gerçeği bildiği için yanında olacaktır. Eğer savaşa gidecek olsaydı ne çocuklarını yanına alırdı ne de 70 savaşçıyla yola düşerdi.

Ama kim ne derse desin, İmam Hüseyin’in Küfe’ye doğru yola çıkış amacı halifelik makamına oturmaktı. Tabi bu ondan bir değer kaybettirmez. Kerbela’da   zalimin zulmüne karşı verilen savaş tüm İslam ülkesinde  Yezid’in adı anılarak lanetlenmiştir.

Anadolu Alevilerinin Ehl-i Beyt içindeki ikinci kültü de Hüseyin’dir. Aleviliğin Hüseyin’i kabul ediş özelliğini yine İbrahim Ergin aynı adlı eserinde ifade etmektedir: “Alevilik, Kerbela ve Hüseyin’i  soy ve inanç devamı olduğu için değil, tersine Kerbela’da kendilerine yapılan tarihsel baskının bir izdüşümünü buldukları, Hüseyin’de kendi direnişlerinin bir sembolünü buldukları için temel kült haline getirmişlerdir. Söz konusu şahsiyetin kendilerine baskı uygulayanların peygamberinin torunu olması ise, baskı uygulayanlara karşı kendilerine kalkan işlevi görmüş, manevi dayanak olarak paha biçilmez önemi ise, Hüseyin’in, tüm diğer katledilmiş figürlerden çok daha büyük önem kazanmasını sağlamıştır. Yoksa Hüseyin’in, Alevi inancının şekillenmesine katkısı, Hallc-ı Mansur, Nesimi, Baba İshak, Pir Sultan, vb, şahisyetlerle kıyaslanamaz. Ancak onun Peygamberin torunu olmasına karşılık peygamberin izleyicilerinin kendilerine sistematik bir baskı içinde olmaları ve tabii Hüseyin’in direnişi, onu Ali’den sonraki en önemli sembole, Kerbela matemini de en temel külte dönüştürmüştür.”  

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir