Sal. Şub 3rd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Ustalar bağışlasın

Friedrich Nietzsche, yaklaşık yüz elli yıl önce Fransızlardan ödünç aldığı dekadans kavramıyla bugünü tarif ermişti. Felsefenin, sanatın ve inancın içini boşaltan, düşkünleştiren, böylece toplumu çöküşe götüren çağın ve geleceğin, yani bugünün sorunlarını bu kavramla anlatıyordu filozof… İnsan olma olgusunun çöküşünü yani…

İşte böyle bir çağın yarattığı insanın psişik dünyasını kaleme almaya çalıştım ben de. Uzun ve sancılı bir süreçti. Bir kitap yazmış olmaktan öte, hemen herkesin saklısında olanı görünür kılmak için her birimize ve topluma ayna olmayı amaçladım.

Gün yüzüne çıkan “AŞİL TOPUĞU” isimli kitabımın imza günü için tüm dostları 02.10.2022 tarihinde, saat 15:00 de Frankfurt Cemevi’nde görmekten onur duyarım.

Kenan Taşkesen

AŞİL TOPUĞU

Editörün Notu

Başta İrvin D. Yalom’un kurgusal metinleri olmak üzere, edebiyat ile düşünce tarihini harmanlayan, günlük yaşamımızdaki sarsıcı nevrotik vakalar ile filozofları buluşturan çokça roman yazıldı, ancak, hiç birinde zamanın ve zihinsel evrenin akışını bu denli başarıyla iç içe ören edebi cesaret ile karşılaşmamıştık. Çokça gurbetçi hikayesi anlatıldı, mülteci trajedisine odaklanan çokça kitap okuduk, ancak, hiç birinde, hem devrimcilerin ödediği bedeller karşısında saygı duruşuna çağrı yapan hem de devrimci mücadele tarihine yönelik bu denli kapsamlı eleştiri getiren bir ferasete rastlamamıştık. 1998 yılından itibaren Özgür Üniversite Forumu Dergisi’nde başladığım editörlük serüvenini, 2000’li yıllarda Maki Yayınları ve daha sonra bir çok başka yayında devam ettirmiş biri olarak, Kenan Taşkesen’in bunu hakkıyla başardığını rahatlıkla söyleyebiliyorum.

Aslında Almanya’nın “getto” sayılabilecek mahallelerinin birindeki bir bodrum katına sıkıştırılmış tek kişilik bir dünya ile başlar hikaye. Çoğu devrimcinin başına gelmiş ve gelmekte olan vasat sıkıntıların boğucu atmosferine hapsedilecekmişsiniz izlenimine kapılırsınız. Kaldı ki bu türden çok anı dinlemişsinizdir, değilse hatırı sayılır bir yekuna ulaşmış olan külliyatı vardır bu hikayenin. Hele de Avrupa’da yaşayan insanlar için neredeyse hiçbir cazibesi kalmamıştır bu tür öykülerin. Halbuki romana başladığınızda, ister istemez idrak edersiniz ki Taşkesen’in derdi başkadır ve “başka” olan sadece dert değildir, dil, üslup, edebi yaklaşım, fikirden hayale, tasarımdan realiteye, ilk bakışta bize paradoksal gelen bir çok şeyin, tıpkı bir halayda elden ele geçen rengarenk işlemeli bir mendilin ruhumuza serpiştirdiği duygu gibi ahenkli hale geldiğini hissedersiniz. Bu dünya bir fenomenler dünyasıdır ve artık elinizdeki romandan daha keskin, daha mutlak, daha kuşku götürmez bir gerçeğin olmadığına eminsinizdir.

Elinizdeki kitapta; mitolojiden çağdaş anlatıya, felsefeden politik eleştiriye, şiirden romana, tiyatrodan sinemaya, Ortaçağ’ın dinsel düşünce dünyasından günümüz rasyonalizmine, modern beşeriyetin alengirli retoriğinden post-modernizmin iletişim diline, nihayet Ortadoğu kültüründen Avrupa merkezli düşünce dünyasına değin sınırsız dünyalarla karşılaşacaksınız.

Peki bunca derin mevzu, bunca tartışmalı felsefik, teolojik mesele, kültürün, ahlakın, siyasetin, bilimin ve edebiyatın sath-ı mahallindeki bunca mefhum, nasıl oluyor da nakışlı bir mendil sadeliğinde anlatılıyor? İşte bu romanın mucizesi de bu… İşte bütün bu değinmeler ve irdelemeler, doğal bir edimle tanıklık edeceğiniz ve fakat tutkuyla bağlanacağınız karakterlerin gizemli, çekici dünyalarındaki cereyanlardan başka herhangi bir karmaşıklık içermiyor. Bu sadelik, yalınlık ve naiflikle ister istemez bağ kuracaksınız. İster istemez karakterlerle empati yapacaksınız. Herhangi bir çabaya gerek kalmaksızın; dinin, felsefenin, edebiyatın, gurbetliğin, yokluğun ve yoksunluğun, kültürler arası savaşın ve insani dayanışma olanaklarının evrenine dalacaksınız.

Uzun yıllardır tanıdığım, fakat esasen tiyatro ve şiir sanatının nefes aldığı mahallelerde gezip tozmalarıyla bildiğim Kenan Taşkesen, kalemindeki kudreti, ilk kez bir roman denemesinin emrine vakfetti. Onun için bir deneme, ancak edebi metinlere ilgi duyan okurlar için, dili ve hikayesiyle klasikleşme potansiyeli taşıyan özgün bir roman.

Felsefenin prensi Spinoza ile politik mücadelenin prensesi bir kadını, Homeros’un Aşil’i ile İstanbul Büyükada’da komilik yapan bir çocuğu, bunlar ve daha başka karakterleri, çok katmanlı bir evrende bir araya getiren ve aşkla birbirine bağlayan bu hikayenin bir solukta okunacağına inanıyorum.

Ömer Leventoğlu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir