ALEVİLER VE SİYASET (1)
– Turan Eser –
Maalesef seçim sath-ı mailine girdiğimiz her dönemde ve herkesi hüsrana uğratan seçim sonuçlarının ardından, bazı toplumsal yapılarda olduğu gibi, Alevi hareketinde de bilindik tartışmalar ve tanıdık zerzenişler yaşanıyor. Alevilerin siyasetle, siyaset kurumlarının da Alevilerde kurduğu sorunlu ilişkilerinden kaynaklı sorunlar kıyıda köşede tartışılıyor. Fakat bir şeyi itiraf etmek lazım ki, Alevi hareketi bu tartışmaları kapsamlı, derinlikli ve katılımcı bir zeminde yapmamaktadır. Kişisel düzeylerde süren tartışmaların, Alevi hareketinin kurumsal zeminlerinde olmadığı gerçeğini de biliyoruz.
Çünkü Alevi hareketinin gerek seçim süreçlerine gerekse seçimlerin sonuçlarına dair kapsamlı bir kurumsal görüşü ve politik tutum belgesi yoktur. Bu nedenledir ki, Alevi hareketinin siyaset ve seçimlere dair bir değerlendirmesi henüz yapılmamış ve kapsamlı bir muhasabe yapma gereği de hissetmemiştir.
Her seçim öncesi olduğu gibi yine gördük ve bir kez daha tanık olduk ki, hak, hukuk, adalet, laiklik, toplumsal barış, eşit yurttaşlık, emeğin hakkı, toplumsal cinsiyet eşitliği, sosyal refah ve gelir dağılımda adalet gibi meselelere dair duyarlılığın yerini, seçim listelerinde yer almak, milletvekili olarak seçilmek, halkı ise sadece oy deposu ve seçmen olarak konumlandırmakdaha baskın gelmiştir.
Alevi adaylar ise partilerin YSK’ya verdiği aday listelerinin “kenar süsü” ve Alevi seçmenlerden oy toplamak için alt sıraların “dolgu adayları” olmanın ötesine gitmemiştir. Biz Aleviler ve Romanlar gibi diğer tüm sahipsiz öteki toplumsal kesimler için tablo çok kötümser. Siyasete katılım hakkının, genellikle seçmenlikten öte gidemeyen halleri ile sadece kör taraftar, seyirci ve daha da önemlisi “kullanılmış” olarak, seçim süreçlerini tamamlıyoruz.
Alevilerin etrafı engeller, yasaklar, ayrımcılık ve dışlamalarla sarılmış ve bir çıkış yolu yaratamıyorlar. “Ehven-i şer” diyerek, her seçimde oylarıyla bir yerlere sığınıyorlar. Sığındığı yerlerin siyasi misafirleri ve dekorları olmanın ötesine geçemiyorlar. Çünkü sığındıkları siyasi partilerin gerçek sahipleri ve onlar adına herdaim karar verici özneler oluyorlar. Onlar hep haklılar. Aleviler ise gerek rejimin, gerek iktidarın, gerekse siyasi partilerin dayattıklarına uymakla mükellif oy deposu ve seçmenler olarak pasif şekilde yaşıyor. Bu nedenle de kendi siyasal pozisyonlarının yerine, oy verdikleri siyasi partilerin, kimliklerin siyasal pozisyonlarına göre tarif ediyorlar. Kendileri olmayı, siyasal alanın öznesi yurttaşlar olmayı maalesef başaramıyorlar.
Seyirci ve Amigo Siyaseti Aşılmalı
Yani siyasal alanda paylarına, sahada aktif olan ve yurttaşlık bilinci ve hakkı üzerinden oyun kuran değil, siyasetin tirübünlerinde seyircilik ya da amigoluk yapmak düşüyor. Çünkü siyasete aktif şekilde katılım kanalları tıkalı, hiç bir siyasi by pass, bu tıkanıklığı açmaya çare üretmiyor ve politik faaliyetinin merkezinde yer almasını da istemiyorlar. İktidar hırsı ve kişisel ihtiraslara dönüşmüş siyaset artık her alana öyle nüfus etmiş ki, “söz yetki karar halka” diyenler bile, doğrudan demokrasi ile tüm toplumsal kesimlerin aktif katılımını istemiyorlar. Halkın siyasete her alan, düzey ve aşamada katılımını yok eden 12 Eylül Anayasası, parti üyelerini parti liderlerinin iki dudağı arasına mahküm eden Siyasi Partiler Kanunu, azınlıkların ve ötekilerin mecliste temsil hakkını engelleyen seçim yasası ve barajlar, ilginç bir şekilde sadece iktidar partilerinde değil, kendilerini sol olarak tanımlayan tüm muhalif partilerde de katılım kanallarında yaşanan sorununu yaşatmaya devam ediyor.
Diğer taraftan ittifaklar sistemi, siyaseti ile demokratik katılım ve özgür tercih hakkından mahrum bırakan tek adam rejiminin dayatmalarına maruz kalıyorlar. Partilerinde bu süreçte, ilkesiz ve tutarsız milletvekili listeleri yapmasına sebep olan 50+1 dayatması ve halkı istemediklerini ve hatta celladını seçmeye mecbur kılan bir seçim düzenine dönüştürdü. Ön seçimlerle aday belirleme hakkını ve tüm toplumsal kesimlerin kendi siyasal pozisyonları ve gücü oranında temsilini yok eden siyaset kültürü, sağı solu kuşattı. Artık her şey atama usülüne dönüştü. Seçilmesi istenilen adaylar artık siyasi partilerin karar vericilerin elitist dehlizlerindeki şefler tarafından belirleniyor. Seçilmeyecek sıralar ise parti meclislerinde dolduruluyor.
Kimlikçi siyasetin yarattığı ortam ve iklim sadece gerilim, kutuplaşma ve şiddet siyaseti üretiyor. Siyasete akıl değil, duygular, öfkeler, hamaset, kutsallıklar, yalanlar, hukuk dışılık yani evresel olmayan ve siyaset bilimini bile dışlayan şark usülü kurnazlıklar egemen oluyor. Aleviler ise, özgürce ve umutla sandık başında oy kullanamamın çaresizliğini derinden hissederek, kahrederek, ehveni şer ve gönülsüz oy vermez zorunda bırakılıyor. Her seçimde bu işkencenin, defatlarca, yıllarca yaşatılması, milyonlarca seçmenin, istemediği partilere ya daadaylara mecburen oy verdiği sır değil.
Şahsileşen Siyaset Kültürü
Her seferinde halkı zorunlu oy verme işkencesine davet eden ortamın arkasında, bu siyasal populizm, siyasetin şahsileştirilmesi ve siyasal alanın özgürleşmeme ve demokratikleşmemesi meselesi yatıyor. Siyasetin, toplumcu ve kamucu niteliğinin yok edildiği, kişisel kariyer planlamasıyla, rant, statü ve geçim kaynağına dönüşmesine tanık oluyoruz. Bunu da partilere yapılan Milletvekili aday adaylığı süreçleri ve miletvekilleri listesinin belirlenmesi süreçlerinde kamuoyuna ve kulislere yansıyan manzarada görmek mümkündür. Sıralarını beğenmeyenlerin ya da arzu ettikleri sıralara giremeyenlerin dışa vuran tepkilerinde görüyoruz. Nasıl bir siyaset kültürün yaratıldığını ve siyasetin uyanık azınlıkların uyuyançoğunluğu kullanarak nasıl şahsileştirdiğine tanık oluyoruz. Yani siyaset şahsileşirken, toplumsal güç, bu şahsileştirilmiş siyasetin nesnesi ve kuklası halinedönüştürülmektedir.
Alevi hareketi açısından eleştirilmesi gereken çok husus var. Alevilerin;
1) Siyasal alana dair pozisyonlarını ve tutumlarını belirme biçimleri,
2) Siyaset kurumlarıyla ilişki kurma zeminleri ve biçimleri,
3) Siyaset üretme kapasiteleri ve hangi zeminler ve siyaset üzerinden temsil ve bunuinşa edeceği sorunu,
4) Siyasetini eyleme dönüştürme tarzı ve süreçlerine,
5) Alevi hareketinin, kimlik üzerinden nesneleştirildiği değil, yurttaşlık hakkı üzerinden nasıl siyasal özne olması gerektiğine dair yaklaşım eksikliğine dair ciddi eksiklikleri ve yanlışları mevcuttur.
Herkes bilir ki, seçim dönemleri aynı zamanda, siyasal alana yönelik siyaset üretmek ve eşit hak taleplerini yükseltmek için mücadele dönemidir. Fakat Alevi hareketi bu seçim sürecinde, yukarıda ifade ettiğim bu alanları tümüyle ıskalamıştır.
Örneğin, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Alevi Kültür Dernekleri, Pir Sultan Abdal Derneği ve Demokratik Alevi Dernekleri, 25 Aralık 2022 tarihinde, İstanbul Yenikapı Gösteri Salonunda “Demokratik ve Laik Bir Türkiye İçin Büyük Alevi Kurultayı, gerçekleşmiştir. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, Turizm ve Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan ve Aleviliği devletleştirmek, Alevi inancının içeriğine devlet eliyle mezhepçi müdahale olarak kurduğu Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın açılışını, kadro alımlarına yönelik tek bir açıklama bile yapmadı.
Nedense bu önemli gündem seçimlerin gölgesinde yok sayıldı. Aleviliği bu sözkonusu güvenlikçi ve asimilasyoncu kurum üzerinden devletleştirme amaçlı kurulmuş bu asimilasyon merkezine karşı hak temelli mücadele yerini, siyasi partilerde adaylık yarışına dönüştürüldü. Bu konunun ve mücadelenin tekrar gündeme alınıp tartışılması ve gereğinin yapılması gerekiyordu. Ama olmadı.
Aleviler Siyasetin Nesnesi ve Kullanışlı Bahçesi Olmamalıdır.
Tekrarda seçimlere dönecek olursak, herkes açısından olduğu gibi biz Aleviler açısından da bu seçimlerde karanlık bir sayafayı kapatmak ve gri bir sayfayı açmak için oy kullanmak zorundaydık.
Kendillerini siyasal alanın öznesi olarak gören tüm siyasi yapılar, doğrudan, dolaylı ya da dolaysıyla Alevi hareketinin siyasal alandaki temsilliyetine yönelik dışlayıcı tutum aldılar. Alevi hareketini nesneleştiren ve yok sayılmalara maruz bıraktılar.
Tüm bu acı ve demokratik olmayan tutumlara rağmen, Alevi hareketi seçimler sürecinde seçmenleri harekete geçirmek için elinden geleni yapmıştır. Gerek Türkiye’de, gerekse Avrupa’daki tüm Alevi Kültür Merkezleri ve Cemevleri birer seçim bürosu gibi aktif çalışmış, CHP’ne, Emek ve Özgürlük İttifakından Yeşil Sol Partiye, EMEP’e TİP’e, Sol Güç Birliği İttifakından Sol Parti ve TKP’ye ev sahipliği yapmıştır. Yüzlerce paneller gerçekleştirilmiştir. Onbinlerce insana, bu siyasi partilerin düşüncelerini, seçim politikalarını anlatabilmesinin zeminleri yaratılmıştır.
Halkın oylarını kullanması için yüzlerce otobüs kiralamıştır. Sadece yurtdışında bu seçim çalışmalarına her bir AKM’nin panel organizasyonu, otobüs kiralamaları ve yol masrafları hesaplandığında giderinin 4 ile 5 bin Euro civarında olduğunu, bunun 300 AKM ile çarptığınızda Alevilerin sadece Avrupa seçim çalışmalarında harcadığı toplam miktar 2 Milyon Euroya ulaşmıştır.
Üzülerek belirtelim ki, yukarda adı geçen partilerin tümünün toplam faaliyeti ve etkinliği Avrupa Alevi hareketinin 14 Mayıs seçimlerine yönelik çalışmalarının çok çok gerisindekalmıştır. Hatta bu partilerde aktif çalışan arkadaşlarının yine yüzde 60’ı Alevi Kültür Merkezlerinin üyesi ve yöneticisi olarak, hem AKM’lerde, hem partilerinde aktif çalışmıştır.
Dikkate alınması gereken diğer bir husus ise, Alevi Kültür Merkezleri bu partilere kapılarını ve kürsülerini açarken, paneller organize edip, konuşmacıları Türkiye’den davet edip mihman ederken, bu partilerin Avrupa’daki ve Türkiye’deki seçimler konulu panellerinde, bir iki istisna dışında Türkiye ve Avrupa Alevi hareketinin kurumsal temsilliyeti noktasında aynı özeni göstermemesi, görmezden gelmesi de bir kenara not düşülmelidir. Siyasi partiler açısından Alevi çatı kurumları, cemevleri sadece seçimden seçime oy için ziyaret edilen mekanlara dönüştürüldü.
Aleviler kendine yakışanı yaptı. Çünkü 14 ve 28 Mayıs seçiminin önemi otoriter başkanlık rejimine ve Erdoğan iktidarına son verilmesi fırsat olduğu için Cumhurbaşkanı seçiminde oylar Kemal Kılıçdaroğlu’na verilmesi ve TBMM’de de sol ve sosyal demokrat (CHP, Emek ve Özgürlük İttifakı, TİP ve Sol Güç Birliği gibi muhalefetin milletvekili çoğunluğu sağlamasına yönelik, oyların da yerellerdeki dengelere göre, tek bir oy boşa gitmesin diye Aleviler stratejik oy kullandı. Aleviler açısından bu seçimler bir geçiş döneminin kapısını açmak ve açılan kapıdan sonra eşit haklar ve eşit yurttaşlık mücadelesi için, demokratikleşme, laiklik ve adalet için yeni bir siyasal mücadelenin ve zeminin, Alevi hareketinin özneleşeceği bir sürecin yaratılmasına yönelik olacaktı.
Bağrımıza Taş Basarak Değil, Kafamıza Taş Vurarak Son Kez Oy Kullandık!
Alevi hakimlerini fişleyen ve kumpas davalarını organize eden, FETÖ hakimlerini atayan CHP listelerinden aday olan Deva Partili Sadullah Erginlere, kocası Madımak katliamını kutlayan, Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sema Silkin Ünlerlere, AKP’yi bugünlere taşıyan, Aleviler darbeci gören yetmez ama evetçilere, Sivas katliamına “Aziz Nesin provokasyonu, eğer seksenine dayanmış Aziz Nesin bunak değilse, Türk milletinin bir aptal ferdi” diyerek, İslamcılara göz kırpan, Yeşil Sol Partiden aday olan Cengiz Çandarlara her seçimde olduğu gibi “kafamıza taş vurup oy verdik” maalesef.
Alevi hakimlerini fişleyen, “yargıda dedeleri temizliyoruz” diyenlerle, Madımak katliamında katilleri aklayıp, kurbanları suçlayarak İslamcılardan bolca iltifat ve alkış toplayanlar Alevilerden OY istediler. Alevilerde oy verdi!
Aleviler her seçim sonrası, “neden her seferinde bağrımıza taş basmak ya da kafamıza taş vurmak zorunda kalıyoruz” diye düşünmeli.
Siyasi partilerin Alevileri bu kadar istismar etmesine ve yaralarını kanatmalarına neden göz yumulur ki? Unutmayalım ki, siyaset kör taraftarlık ve vicdansız olma işi değildir. Hakikatı görmek, katılmak ve değiştirmek işidir. Alevi hareketi karar vermek zorundadır. Türkiye’nin toplumsal çeşitliği içerisinde, Aleviler yurttaşlık kimliği üzerinden siyasetin öznesi olmaya ve siyasete aktif katılımcı olacak mı?
Bunun için de doğrudan demokrasi, gerçek laiklik, özgürlükler, eşit haklar ve eşit yurttaşlık için zorlu bir mücadeleye Alevi hareketinin kendisini kimlikçilik değil yurttaşlık hakı siyaset üzerinden özne haline getirmesine ihtiyaç vardır.
Üzülerek belirtmeliyim ki, Aleviler yıllardır kendi tarihsel öğretileri, siyaset felsefesi ve siyasetin evrensel değer ve ilkeleriyle uyumlu, insan merkezli bir siyaset kültürünü, kendisinin de özne olduğu bir zemine sahip olmadı.
Günümüz koşullarında Aleviler siyasal alanın nesnesi olarak, siyasal kurumlara mahküm bırakılıyor.
Alevi kurumlarının kimi başkanları / yöneticilerin kişisel siyasal ikbal uğruna siyasi partilerin “kapı kulu” görünümünden kurtulması gerekiyor. Ya da Alevi hareketi örgütlenme anlayışını ve kültürünü gözden geçirmek zorundadır. Alevi kurumları kişisel siyasal ikbal üretim örgütlenmesi olamaz ve olmamalıdır.
Devam edecek…

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler