ALEVİLER VE SİYASET (2. Bölüm)
-Turan Eser-
Aleviyiz Ama Yurttaşız, Siyaset “Alevicilik” Değil, Yurttaşlık Hakkı Üzerinden Yapılmalıdır.
Bu bölümün sonunda ifade edeceğimi baştan söyleyeyim; “Alevi Partisi kuralım” görüşüyle kimlik siyasetini savunmak Aleviler için bir fırsat değil, tuzaktır ve tehlikelidir. Her ne kadar Türkiye’de siyaset alanı, daha yaygın ve yoğun şekilde kültürel kimlikler üzerinde toplumsallaşmayı hedefliyor olsa da, bu siyaset tarzı demokrasi, adalet, laiklik ve sosyal haklar üzerinden bir toplumsal barışa hizmet etmiyor. Aksine toplumsal kutuplaşmaya ve bölünmeye hizmet ediyor.
Türkler, Sünniler, Kürtler ve bazı İslami cemaatlerin siyasal alandaki etkinliğine ve kimlik siyaseti üzerinden özne olmayı başarmalarına rağmen, Aleviler yurttaşlık hakkı üzerinden, kimlikçiliğin dar kalıplarına hapsolmadan, tüm farklı toplumsal kesimlerle demokratik, laik, çoğulcu ve “bağımsız” siyaset kültürün inşasına katkı koyabilir ve yol açabilir.
Aleviler siyasal alanda etkin ve özne konumunda görünür değiller. Yurttaşlık hakkı üzerinden demokratik siyasete dayalı siyasal bir güç olamadıkları için, mevcut dar kimlikçi ve tekçi siyasi yapılar içerisinde daha çok edilgen, ikinci ve daha çok üçüncü figuran rollerine talipler.
Aleviler siyasal varlığını maalesef farklı siyasal öznelerin belirlediği ve sınırlarını çizdiği zeminlerde bir nesne olarak varlığını sürdürdü. Farklı kimlikçi siyasal öznelerin yazdığı hikayelerin, figuranları, oy deposu, seçmeni, kitlesi ve mağduru olarak konumlandırıldıklarını fark edemediler.
Eğer açık ve samimi olarak ifade edecek olursak, siyasal alanın ve siyasi yapıların hemen hemen hepsinde, şu ya da bu şekilde, doğrudan, dolaylı ya da dolaysıyla ayrımcılığa ve dışlanmaya maruz bırakılanların başında kadınlar, Aleviler, Romanlar ve LGBTİ’ler gelir. Alevilerin yurttaş kimliği ile kendileri olmalarına fırsat verilmediği gibi, siyasetin öznesi olması için ortamlarda yaratılmadı.
Bir Alevinin kendi Alevi inanç kimliğini dahi kullanmadan ve bunun üzerinden siyaset yapmamasına ve salt yurttaş kimliğini kullanmasına rağmen, ona devletin resmi görüşü, sağ ve islamcı siyasi partiler ve yazarları tarafından negatif yorumlarla “Alevi aday” hatırlatılması yapılmak suretiyle bir nefret söylemi inşa edilir. Yani siyasal alanda yaygın bir Alevi fobisinin adeta bir sosyal baskı mekanizmasına dönüştüğünü hepimizi yaşayarak ve tanık olarak görmekteyiz.
Herkesin kendi olma hakkına saygı gösterenler, fırsat ya da ortam yaratanlar, Alevilerin kendisi olma haline ya da siyasal alanda salt yurttaş kimliği üzerinden tüm toplumsal kesimlerle birlikte özne olma talebine “mezhepçilik yapmayın”, “Alevicilik yapmayın”, “dincilik yapmayın” gibi, aşağılıyacı yaklaşımlara başvurulur.
Alevileri kendi hikayelerinin “kenar süsü ve figüranı” olarak tutmayı tercih ederler. Oysa Aleviler bu türden acımasız eleştirileri, dışlamaları ve ayrımcılığı hak etmiyordu. Aleviler genellikle siyasete yurttaş kimliği olarak katılır. Gezi’de öldürülen hiç bir genç “Alevi kimliği”ni kullanarak ve öne çıkartarak Gezi direnişine katılmadı.
Aslında Aleviler, geçmişte resmi ideolojinin, devletin ve bugün de tek adam rejiminin, Alevilerin siyasal alanda yurttaşlık hakkı üzerinden özne olarak çıkmasına karşı olduğunun ve bunun engellendiğinin bilincindedir. Sadece siyasal alandaki temsilde değil, kamu kurumlarındaki üst düzey bürokraside ve hatta kamu hizmetlerinde de uyradıkları ayrımcılık ve dışlanmanın farkındadırlar. Ayrımcılık ve dışlama burada bitmiyor. Aynı zamanda, Alevilerin “dost” bildiği siyasi yapılarda Alevilere yönelik siyasal ayrımcılığın ve siyasal istismarlarının farkındadırlar. Yani Aleviler ayrımcılığa maruz kalanlarında ayrımcılığına maruz kalmaktadır.
Ama bunun da sorumlusu yine Alevi hareketinin bizzat kendisidir. Bugüne kadar kendi içindeki farklılıklarına rağmen yüzbinlerce Aleviyi cemevlerinde buluşturan Alevi hareketi, tuhaf ama Alevi toplumunu siyasal zeminde buluşturacak ve bir siyasal özne olmanın inşasına girişme konusunda eksik kalmış ve başarlı olamamıştır.
Alevileri gerek yurttaş, gerekse kimlik olarak, siyasal alan ve kurumlardan dışlayan ve ötekileştiren tutumlara ve ayrımcılık diline karşı, kendi siyasal itirazı ve sözü olmalıdır. Siyaseti teslim alan mezhepçi, tekçi, ben merkezci, ayrımcı ve ötekileştirici dile karşı, 73 milletin evrensel, demokratik, barışçıl, emek ve seküler diliyle siyasal muhabbetini yurttaşlık kimliği üzerinden üreterek sözünü kurmalıdır.
Yani Aleviler “Alevicilik” yaparak değil, laik, demokrat, devrimci, çağdaş ve modern yurttaş kimliği üzerinden siyasetin toplumsallaşmasına katkı sunmak ve buna entegre olmalıdır.
Kimlikçi Siyaset Değil, Herkes İçin Kimlik Haklarını Savunan Siyaset
Alevilerin siyasal alana katılması demek, bunun bir kimlik siyaseti üzerinden yapılmasını dışlayan bir yerden bakarak kurgulaması gerekir. Zira dar kimlikler içine hapsolmuş siyasetin çok kültürlü, çok inançlı ve çok dilli bir toplumsal yapıda, birlikte yaşamın yollarını tıkayan bir yanı vardır. Dar kimlik siyaset içine ve sadece kendine yarayan politikalari düşünceler etrafında, tek renkli bir kolektif kimlik ya da siyasal varlık olmak, itiraz ettiğimiz ve eleştirdiğimizi tekçi ve totalitar bir siyasal ortama sürükler.
Alevi hareketinin toplumsal etki alanı ve gücü tam da bu yurttaşlık hakkını herkesten fazla önemsediği için, Alevi hareketinin etkisi zayıflatılmaya çalışılıyor ve siyasal alanda özne olma talebinin önüne yine set çekiliyor. Alevilere set kuranların en temel argümanı da “kendin olma benim kimliğimde yok ol” davetidir. Yani Alevilerden kimlik intiharı isteyenler, Alevilere yeni bir kimlikten don biçiyorlar!
Kimlikçi Siyasete Hayır, Kimlik Haklarını Savunmaya Evet
Tarihsel tecrübeler göstermiştir ki, kimlik siyaseti, farklı olana “yakın” ve “eşit” gibi duruyor görünse bile, aslında o dışlayıcı ve ayrımcı özelliklerini ve tutumunu kendi içinde yaşatır ve teşvik eder. Kimlik siyaseti yapan siyasal yapıların tümümde, yer alan farklı kimliklerden insanlar arasında şu ya da bu şekilde, kimlik hiyerarşasi kurulmuştur.
Tam da bu tehlikeden dolayı, Alevi hareketi siyasal alanda, kimlikçilik üzerinden siyaseti değil, yurttaşlık üzerinden siyaset ve politika üreterek, tüm toplumsal kesimlerin kamusal alanda insanlığın evrensel değerleri ve ilkeleri etrafında ve zeminden bir ortak yaşamı savunmalıdır.
Aleviler yurttaş olarak, bulundukları her yerde, siyasetin merkezine, insanı, temel insan hakları evrensel standartlarını, insan onurunu, farklı kültürel kimliklerin ise eşit koşullarda, eşit haklarla barış ve özgürlük içinde yaşamasının güvencesi olan, EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI talebini koymalıdır.
Alevilerin savunduğu o bilinçli yurttaşlık kimliğinin arkasında elbette “72 millete aynı nazarla bakmak” ve “Yol bir sürek binbir” ilkesinin felsefi öğretisi vardır. Bu bakış açısı kimlikçiliği kutsayan değil, insanı ya da eşit yurttaşı önceleyen bakış açısıdır.
Oysa Aleviliğin inanç sistemi, temel öğretisi ve felsefesi, onu kimliklerin kutsallığından kurtarıp insan olmaya giden yola sokmaktır. Amaç iyi insan olmak ise, amaç kamil insan olmak ise, amaç 72 millete aynı nazarla bakacak kamil insanlar toplumu kurmak ise, kutuplaşmış, daraltılmış, ayrıştırıcı kimlik kuyuları açmak neden? Yoksa açtığımız bu “en kutsal” kimlik kuyularını, birbirimizin mezarına dönüştürmek için mi?
Acılarla örülmüş sıralı katliam ve soykırımlardan ders çıkarmayanlar, dönüp tarihe bakmadıkları için, her kimliğin açtığı kimlik kuyusunda öteki kimlikleklerin ölüleriyle doldurulduğu gerçeğini görmüyorlar.
Asırlar öncesinin Avrupa’sından tutun, günümüz Ortadoğu’suna kadar, egemen kimliklerin açtığı kuyularda, azınlık ve öteki kimliğin ölüleriyle doludur. Azınlıklar ve öteki kimliğin egemen iktidara dönüştüğü zamanlarda da, onları açtığı kimlik kuyusundan öç aldığı kimliklerin ölüleriyle doldurulmuştur.
Bugün de Türkiye’de siyasetin etnik ya da dinsel kimlikler üzerinden inşa edilmesinin sonucu olarak, toplumsal çeşitliğimiz, kutuplaşma, dışlama, ayrımcılık, asimilasyon, ötekinin kimlik inkarı ve imhasına kadar süren bir kötütülük üretim alanına dönüşmüştür. Türkiye’de açılmış kimlik kuyuları, öteki kimliklerin ölüleriyle doldurulmuştur. Bu kısır kimlik çatışmalarının yeniden üretilmesinin durdurulması ancak, yurttaş yani insan kimliğimizle varlığımızı sürdürmemize ve kimliklere eşit hak ve özgürlükler alanı yaratarak mümkündür.
Bu nedenle, Alevi hareketi ve Aleviler, tüm bu ideolojik kimlik kuşatmalarına ve kuyularına karşı, Alevi kimliği ile değil, yurttaşlık kimliği üzerinden tüm toplumsal kesimlerle kucaklaşmaya, buluşmaya çaba sarf etmeli. Kimlikçilik, insanları dar ve salt kendi dar kalıplarına hapseder. Oysa Alevi hareketi, bireylerin yurttaşlık hakkı üzerinden, demokrasi, adalet, hukuk, sosyal politikalar, laiklik, eşitlik, tüm kimliklerin özgürlüğünü ve eşitliğini savunan evrensel siyaseti inşa etmeye girişmeli.
Kimlik üzerinden siyaset değil ama her kültürel kimlik haklarını savunan laik, çoğulcu ve demokratik siyaseti savunmalıyız.
Kimlikçi siyaset, dar alanlara yaratmak, çatışma ve ötekileştirme üreterek, toplumsal çeşitliliğin birliği yerine, ayrımcılık üretmeye hizmet eder. Kimlikçi siyaset aynı zamanda siyasal ortamı ve iklimi, kimliklerin hegemonya kurma mücadelesine dönüştürerek, farklı olan azınlıklar üzerinde tahakküm kurmasına, dışlamasına yol açar. Kimlikçi siyaset aynı zamanda kamusal alanı sosyal baskı mekanizmalarıyla denetim altına almaya, etnik ve dinsel kimliklerin referansları ve kutsallıklarıyla inşa etmeye devam eder. Farklı ama birarada ve eşit haklarla eşit yurttaşlık bilincini yok eden, neo-liberal politikaların tuzağına düşürür.
Yani Alevi hareketi olarak siyasal alana hükmeden kimlik siyasetleri içine hapsolan sadece Alevileri değil, herkesi kimlik haklarınını savunan ama yurttaşlık siyaseti için özgürleştirmeliyiz. İnsanların sınıf eksenli, yurttaş eksenli, evresel, demokratik ve laik siyaset zemini yerine, kutsal vaazlar ve kutsallaştırılmış kimlik hamasetlerine sıkışmış siyasetinin kalıplarına hapseldimesine karşı, siyaset özgürleştirmek ve demokratik siyaset zemininde buluşmaya davet etmeliyiz.
Devam edecek….

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler