Bir Sanatçı Bir İnsan Olarak Yılmaz Güney
⌈Nurten Yalnız⌉
Her insan içinde yaşadığı toplumun bir ürünü olarak gelişir, şekillenir. Karekter ve kişilik kazanımıda içinde var olduğu toplumun bilgi dünyası, doğal fiziki koşulları ile belirlenir.
İnsanı sarmalayan şidettin tüm toplum tarafından normal bir şeymiş gibi algılandığı, örgütlü şiddetin hakim olduğu bir ülkede, kültürde beslenen, büyüyen bireyde doğal olarak her tür şiddeti normal ve olağan olarak karşılamaktadır.
Türkiyede yaşayan tüm toplumsal kesimler örgütlü şiddet diyebileceğimiz bizaat devletin eliyle büyütülen, geliştirilen bir şiddet politikası ile şekilleniyor. Bu durum devletin tüm mekanizmaları için geçerlidir.
Devletin bir kurumu olarak çocuk gelişiminde, şekillenmesinde etkin bir rolle sahip egitim kurumunda çocukları döven bir sistem, bu çocuklarda nasıl bir travma yarattığını düşünmek gelecegin toplumunu anlamak için dahi yeterlidir, sadece devletin egitim kurumlarındamı bu şidet söz konusudur, şiddet devletin tüm kademelerinde vardır, halkın can ve mal güvenliğini korumak ile yükümlü olan koluk kuvvetlerinin işkencelerinden geçmeyen bir tek insan varmı bu ülkede.
Devletin tüm toplumu siddeti örgütledigi, şiddetin tüm toplum tarafından normal olağan bir durulmuş olarak kabul görmesi, elbetteki bireylerde şidet egilimini güçlendirecek bir kişilik yapısının oluşmasına olanak sağlar.
Bir kaç gündür Yılmaz Güney ile ilgili yazılar yazılmaktadır, Yılmaz Güney ile ilgili yazılan yazıların doğruluğunu bir kenara koyarak konuya objektiflik açısından tarihsel toplumsal koşullar ışığında bakmak en doğru yöntemdir.
Yılmaz Güney feodal, erkek egemen kültürün egemen olduğu,kadın kimliğinin anılmadığı, kadın adının yok sayıldığı, kadın hakları, eşit yurttaşlık olma bilincinin hemen hemen hiç olmadığı bir zaman diliminde ortaya koyduğu tavır ve kadına bakış açısı tümüyle olumludur diye bakmak objektif olmadığı gibi tarihi koşullardan, kültürel ilişkilerden kaynaklı olarak ortaya çıkan eksikliklerden dolayıda Yılmaz Güneyi bütünüyle olumsuz olarak değerlendirmektedoğru bir yaklaşım degildir, objektif bakış açısınıda yansıtmaz.
Yılmaz Güney de bizim gibi bir insan, bizler nasılki her yönüyle mükemmel insanlar değiliz, bu toplumun sistemin hastalıklarını bağrımızda taşıyoruz Yılmaz Güney de bu hastalıkları, eksikleri taşıyan bir insandır, onun sanatçı kimliğine sahip olması bu hastalıklardan azade olduğuanlamında gelmez.
Yılmaz Güney sonuna kadar bu hastalıklarla yaşamayı kabul etmiyor, sürekli bir degişim gelişme, yenilenme halindedir, önemli olanda budur.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiyede de 68 – 78 gençlik hareketinin devrimci dalgası nasılki tüm toplumsal kesimleri etkisi altına almış, bireylerin kişilik dünyasına bilinç dünyasına etki etmiş Yılmaz Güney ‚de bu gelişmelerden etkilenerek devrimcileşmiştir.
Hiç bir insan dokunulmaz eleştirilmez, eleştiriye tabi tutulamaz gibi bir anlayış doğru bir anlayış olmadığı gibi bireyin olumlu degişimini görmeyip sadece eksik yanları üzerinde durup bütünüyle olumsuz olarak degerlendirmek te doğru bir tutum degildir.
Yılmaz Güney in ilk filimleri ve sonraki filmlerinde ortaya koyduğu çizgiden de anlaşılmaktadır ki yılmaz olağan üstü derecede kendisinin geri yanlarını yıkmış halkın sorunlarına yaklaşımında da büyük bir devrim gerçekleştirmiştir. En büyük yıkımı ve devrimi kendisinden başlatmıştır.
Türk sinama tarihinde halkın sorunlarını işleyen, toplumsal gerçekligi bu kadar yalın anlatan, Türk sinama tarihine devrimci bir ruh ve içerik kazandıran ikinci bir isim ortaya çıkmamıştır.
Yılmaz Güney sistemle sorunludur, sisteme muhalif bir kişiliktir. Sistemin geri yanlarına çomak sokmuştur. Bugün Yılmaz Güneye eleştiri getirenlerin çoğu sistemle barışık, sistemin degirmeninden beslenmektedir.
Günümüzde kadınların sokaklarda infaz edildigi, tarikat evlerinde küçük çocukların taciz ve tecavüze uğradığı, ülkenin açık cezaevine çevrildigi, düşünen her bir insanın sorgusuz sualsiz cezaevinde rehin tutulduğu bir dönemde sistemin bu yanına yönelmeyen bunlara karşı sesini yükseltmeyenlerin Yılmaz Güney e yönelmeleri düşündürücü olmaktan ziyade ahlakını, vicdanide degildir.
Yılmaz Güney ortaya koyduğu eserlerde sadece sisteme yönelmemiştir bir bütün olarak ortaya koyduğu eserlerde sanatsal niteligi yüksek, toplumun tüm geri yanlarını göz önünde bulundurarak toplumun özgürleşmesi, insanca bir yaşamın gerçekleşebilmesinin yollarınıda ortaya koyuyor, İşçi sınıfının sorunlarına duyarlı bir sosyalist, insanlığın genel kurtuluşunuda sosyalist bir devrime bağlamaktadır. Özelde kadınların genel olarak tüm halkların kurtuluşuna yönelik eserlerinde çok özgün düşünceler ortaya koymuş, toplumun geri feodal yanlarında bir anlamda dikat çekmiştir.
Yılmaz Güney in ortaya koyduğu eserlerde, eserlerinde işlenen tema onun halk tarafından sahiplenmesinide doğurmuştur. Tüm toplumsal kesimlerin, edebiyatçıların sanatçıların, sinema severlerin Yılmaz Güneyi sahiplenmeleri sadece onun ortaya koyduğu sanatından kaynaklı bir durum olmadığı, eserlerinde halkçı bir nitelik ve halkın sorunlarına karşı duyarlı eğiliminden kaynaklı olduğu, halkı ile birleştiği içindir.
Yılmaz Güneye yönelik en doğru eleştiri onun ortaya koyduğu eserlerine yönelik olmalı, buğün bu degerde sanat çalışmaları ortaya koyamayan, toplumun sorunlarına egilemeyen, sisteme dokunmayan, sistemden beslenerek kendini var edenlerden elbetteki tutarlı, namuslu bir davranış beklenemez.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler