ÖLÜM KIYISINDAKİ YAŞAMDA SIRALI MEZARLAR DÜŞTÜ İNSANIN PAYINA
⌈TURAN ESER⌉
Her gün yeniden yeniden öldürülüyoruz…
Her gün yine sıralı mezarlar kazdırıyorlar birbirimize…
Filistin’de, İsrail’de, Suriye’de, Afrika’da ve dünyanın savaş ve şiddet sarmış her coğrafyasında mezarlar kazıyoruz.
Yine sıralı gömeceğiz savaşın yoksul ve genç kurbanı insanlarını Filistin’de, İsrail’de, Suriye’de, Afrika’da …
Yaşam hakları elinden alınmış insanların coğrafyasında, yıllardır çok sayıda savaş, şiddet ve katliam yaşanıyor.
Ölenlerin ismini yazacak vakitleri bile yok. “Yüzlerce, binlerce insan yaşamını yitirdi” deniliyor.
Mezarları sadece toprağa değil, denizlerede taşıdılar. Savaşlardan kaçan onbinlerce mülteci için dünyanın en büyük deniz altı mezarlığına, kefensiz, sahipsiz bebeleri, kadınları, gençleri, yaşlıları doldurdular.
Mezarları açan, toplu ölümlerin arkasında kim var?
Savaş baronları ve onlara yol açan hükümetler! Silah üreticileri var! Silah üretimine izin verenler..
Silahı satanlar..
Silah kullanmanın kutsallığını savunanlar.
Gençlerin beynini yıkayıp ellerine silah tutuşturanlar!
Silahı çözüm sananlar.
Barışa değil, savaşa bütçe ayıranlar.
Hepsi birlikte sıralı kazılmış mezarların sorumlularıdır.
Savaş sürdüren ve katliam yapanların nedenleri, kimliği, işledikleri insanlık dışı suçunu değiştirmiyor.
Şiddet, silah ve savaş hiçbir ‘kutsal davaya’ meşruluk kazandırmıyor.
Her savaş ve katliam savaş baronlarının ve onlara yol açan iktidarların elini güçlendirmeye devam ediyor.
Her savaş ve katliam, ne adına yapılırsa yapılsın, doğrudan ya da dolaylı iktidarın taşeronluğuna adaylıktır.
Yaşamlarını ölümün kıyısında geçirmek zorunda olanların dünyasında, insana yönelik kıyımlar ve tahribatlar sıradanlaşıyor.
Geleneğinde ve tarihinde ölmeyi, yaşam hakkından daha çok kutsanmış bir dünyadayız.
Dincisi, ırkçısı, tüccarı, siyasetçisi ölmenin ve öldürmenin kutsallığı yalanını ajite ediyorlar.
Kucaklarında ölenlere ait fotoğrafları büyük bir gururla ‘şehitler ölmez’ diye taşıyanlar, ne yazık ki yaşayanları ile gurur duymayı öğrenmiyor.
Mezarları ve bir de duvarlarında yitirdiği insanların fotoğrafları çoğalan bir dünyadayız…
Sesimizde ağıt, vicdanımızda sızı var ve toprağa düşen ölümler var. “Savaş ve ölümler bitsin, şimdi barış zamanı” diyenleri cezaevlerine tıkanlar da var.
Ölmeye, öldürmeye ve bunun üzerinden baskıcı ve şiddet politikalarına, siyasi gerekçeler üretiyorlar.
Böylesi bir cehennemde ise ölen ‘şehit’, öldüren ‘kahraman’, ölümün meşruiyeti ise ‘kutsal dava’ oluyor.
�Her yerde ne yazık ki canımızın ta orta yerinde bombalar patlatıyorlar. Ruhlarımız ve bedenlerimiz param parça halleriyle yıllardır toplanamıyor. Halk, can ve yaşam endişesi içindeyken, siyasetçiler politik kazanımlar ve hırslarının derdindeler.
Medya şovmenleri ise iktidar üzerinden okumalarla, yaşam hakkına ve barış talebine değil, savaşa ve ölümlere ‘gerekçeli’ analizleri yapıyorlar.
Kimi savaşın tarafı, kimi savaşanlardan birinin taraflığında konumlanıyor.
Peki ya şiddetten arındırılmış bir dünyanın tarafı böyle mi toplumsallaşır sanıyorsunuz?
Savaşta taraf tutarak hangi söz barışa hizmet edebilir ki?
Barış için bir yol açmak yerine, intikam çığlıkları toplumsallaştırılıyor.
Vicdanlar, patlayan bombalar, ölümler ve parçalanmış bendenler karşında, gücünü aklını ve yüreğini birlemiyor.
Lanet olası savaş ve şiddetten beslenenler ise ‘kazananlar’ oluyor.
Kaybeden ise insanlık!
Zalimlerin dünyasında mazlumlar ölümlerin kıyısındaki sıralı mezarlara misafir edilirken, yeryüzünü cehenneme çevirenler ise iktidarlarının cennetlerine misafir oluyor.
Çünkü onlar için ölüme misafir edilecek ve gelecekleri çalınmış binlerce genç var.�
Barışı bir ülkeden sürgün edenler, savaşa ev sahipliği yapıyorlar. Zira savaş iktidardır, ganimettir, zulümdür ve hanedanlıktır.
Ölümü normalleştiren savaş siyasetlerinin hedefinde başkaca amaçlar konulur.
Laiklik, demokrasi, hukuk ve barış onların derdi değil, onlar savaşa ve ölüme ‘açık kapı politikası’ uygulamakla meşguller.
Şu yeryüzünde yaşananların sorumlusu olan devletler, hükümetler, siyasi karar vericiler bu dünyayı yönetemiyor. Yönetemediği için de Ortadoğu’da olduğu gibi her yeri kaosa sürüyorlar.
Barışı değil, savaşı küreselleştiriyorlar.
Çünkü kaos kural, kurum ve hukuk dışı davranmaya zemin hazırlıyorlar.
İnsanlar üzerinde korkuyu, çaresizliği, sahipsizliği ve savunmasızlığı örgütlemek ve toplumsallaştırmak istiyorlar.
Küresel zalimlerin bu zulüm politikalarına karşı, insan haklarından, laiklikten, demokrasiden, emekten ve barıştan yana tüm güçlerin savaşa karşı barış, ölüme karşı yaşam hakkı için güçlerini, akıllarını, kalplerini, vicdanlarını ve adalet arayışını birleşik mücadele zemininde buluşturması elzemdir.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler