Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, iç barışın ve demokratik dönüşümün önündeki engellere dikkat çektiği yazısında, “İç Cephe” söylemi üzerinden Türkiye’nin çok kimlikli yapısıyla yüzleşmesi gerektiğini vurguladı.

Başkan Matîn ”Savaş söylemlerinin yükseldiği bir dönemde iç cepheyi gerçekten güçlendirmenin yolunun, eşit yurttaşlık temelinde adaletli ve demokratik bir toplumsal yapının inşasından geçtiğini ifade ettiği ” Cephenin Güçlendirilmesi” başlıklı yazısı şöyle:

”İç cephe” kavramı, özellikle İsrail-İran arasında başlayan savaşla birlikte kamuoyunda sıkça dile getirilen bir söylem haline gelmiştir.
Peki, bu kavramla ne kastedilmektedir?
İç cephe, bir ülkenin içinde yaşayan tüm toplumsal kesimlerin — din, inanç, mezhep, etnik kimlik, siyasi görüş gibi farklılıklarına bakılmaksızın — dış tehditlere karşı birlik içinde hareket etmesini ifade eder. Amaç, ülke bütünlüğünü tehdit eden unsurlara karşı dayanışma içerisinde durabilmektir. Yani “birlikte göğüs germek”, ortak bir savunma bilinciyle hareket edebilmektir.
Gerçek Durum: Çelişkiler ve Engeller
Ne yazık ki bu idealin mevcut durumda uygulanabilirliği oldukça sorgulanabilir. Türkiye’nin resmi ideolojisi, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren tüm toplumu “Türk ve Müslüman” kimliği çerçevesine sıkıştıran bir paradigma ile hareket etmektedir. Bu tekçi yaklaşım, farklı kimliklere sahip birey ve topluluklara yönelik sistematik dışlayıcı politikaların uygulanmasına neden olmuştur.
Yakın tarihimiz; Alevilere, Kürtlere, Ermenilere, Rumlara, Süryanilere ve diğer etnik-dini gruplara yönelik uygulanan asimilasyon politikaları, sürgünler, zindanlar, yasaklar, katliamlar ve inkâr politikalarıyla doludur. Bu acı geçmişle yüzleşmeden, hakikati kabul etmeden bir “iç cephe” nasıl kurulabilir?
İç Cepheyi Güçlendirmek İçin Gerekenler
Gerçek anlamda güçlü bir iç cephe oluşturmanın ilk adımı; resmi ideoloji pradikmasından kurtulmak, hukukun üstünlüğünü sağlamak, ve eşit yurttaşlık ilkesini hayata geçirmektir.
Farklı kimliklerin tanındığı, herkesin kendini özgürce ifade edebildiği, eşit haklara sahip olduğu bir demokratik cumhuriyet sistemi, iç barışın da temelidir.
Komşu ülkeler olan Suriye, Irak ve İran’daki istikrarsızlığın, yoksulluğun, yokluğun, acının, gözyaşının, kaosun ve zora göçün temelinde de yine adaletsizlik, otoriter rejimler, ve dini-dogmatik yönetim anlayışları yatmaktadır. Türkiye, bu kötü örneklerden ders almalı ve farklı bir yol izlemelidir.
Geçmişle Yüzleşme, Gelecekle Barışma
Türkiye, yüz yılı aşkın bir süredir Osmanlı’nın teokratik mirası ile Cumhuriyet’in laiklik iddiası arasında sıkışıp kalmıştır. Ne Osmanlı rejiminin saltanat ve halifelik anlayışından tamamen kopabilmiş, ne de Cumhuriyet’in temelini oluşturan laik, sosyal, hukuk devleti idealine ulaşabilmiştir. “Eşit yurttaşlık” ilkesi ise hiçbir dönemde tam anlamıyla uygulanmamıştır.
Bu nedenle iç barışın sağlanması, toplumsal mutabakatın kurulması, ve nihayetinde onurlu bir barış süreciyle bu yolculuğun taçlandırılması kaçınılmazdır. Gerçek barış, sadece silahların susmasıyla değil, aynı zamanda yüzyıllık haksızlıklarla yüzleşilerek, toplumsal hafızanın onarılmasıyla mümkün olur.
Sonuç: Birlikte Kazanmak
İç cephenin güçlenmesi; adaletin tesisi, hukukun üstünlüğü, özgürlüklerin güvence altına alınması ve toplumsal barışın inşasıyla mümkündür. Aksi takdirde, toplum olarak derin kutuplaşmalar ve iç çatışmalar arasında zayıf düşmeye mahkûm oluruz.
Unutulmamalıdır ki, gerçek güvenlik, sadece sınırların korunmasıyla değil, içerideki adaletin ve barışın sağlanmasıyla mümkündür. Toplumun tüm kesimlerini kapsayan eşitlikçi bir anlayışla, iç cepheyi ancak o zaman gerçekten inşa edebiliriz.
İçeride ve dışarıda barış, barış ve yine inadına barış.
Aşk ile.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir