Çar. Şub 4th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Kerbelâ Uzak Değil: “Ben Gözüme Sürme Değil Kerbelâ Çektim Ağlama Sen”

⌈Hasan Subaşı⌉

Bazı dizeler, bir halkın yaşadığı yası, uğradığı kıyımı ve direnişle ördüğü umudu tek bir solukta anlatır. Hasan Hüseyin Korkmazgil’in “Kerbelâ Uzak Değil” şiiri, Alevi toplumu için yalnızca bir ağıt değil; bir çağrı, bir hatırlatma ve bir duruş metnidir. Bu yazı, o dizelerin izini sürerek Alevilerin tarih boyunca taşıdığı hakikat kavgasına ışık tutuyor.

Kerbelâ: sadece bir çöl değil, yaşayan bir gerçeklik

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in dizelerinde yankılanan o derin ağıt, bugüne seslenir. Kerbelâ ne yalnızca Hicaz’da bir çöl düzlüğüdür, ne de sadece bin dört yüz yıl önce yaşanmış bir acı. Kerbelâ, zalimin zulmüne karşı mazlumun dik duruşudur. Şah Hüseyin’in, susuz bırakılarak ve kılıçtan geçirilerek katledilen canlarının adıdır.

Aleviler için Muharrem yalnızca bir inançsal yas değil, bununla birlikte tarih boyunca süreklilik kazanan zulme ve zorbalığa karşı sürdürülen direnişin simgesidir. Aleviler sadece geçmişte yaşanmış Kerbelâ’da katledilenlerin değil, bugün yaşanan Kerbelâ’larda yaşamdan koparılanların da yasını tutuyorlar.

”pîr sultan’ım eydür yezitler gamda
horasan erleri urum’da şam’da
biz de mihman olduk bir ayn-i cemde
doyup kanamadık hallerinize
nezaman boynuma gitse elim
büyür kerbelâ’m
nezaman kana değse gözlerim
kerbelâ’da bir akşam
bir uzun havadır munzur
mor bir katar gibi düzülüp gider
saz çalar akşamları pîr sultan göçmenleri
gönlümün terazisi bozulup gider
koca fırat vura vura başını
hey fırat
fırat fırat
benim anam döve döve döşünü
kerbelâ uzak değil
ağlama sen”

(Hasan Hüseyin Korkmazgil)

Bugün bizler, Aleviler olarak hâlâ aynı Kerbelâ’nın içindeyiz. Çünkü zalimler değişti ama zulüm baki kaldı. Baba İshak’ı, Baba İlyas’ı, Şeyh Bedreddin’i, Pir Sultan Abdal’ı, Seyit Rıza’yı katledenler ile Kerbelâ’da Hüseyin’in karşısına çıkanlar aynı zihniyetin temsilcileriydi. Biz biliyoruz: Yezitlik bir kimlik değil, bir zihniyettir. İktidardır, zorbalıktır, inkârdır, sömürüdür. Bu yüzden şair, şöyle seslenir: ‘ne zaman kana değse gözlerim, Kerbelâ’da bir akşam.”

Yezit bir zihniyettir, her çağda yeniden karşımıza çıkar

Yezitler yalnızca Kerbelâ’da karşımıza çıkmadı. Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de, Gezi’de ve daha nice yerde de aynı kılıçla, aynı nefretle, aynı kinle canlarımıza kıydılar. Pir Sultan’ı darağacına çeken ip ile Gazi’de halkın üzerine kurşun sıkan silah arasında fark yoktur.

Hasan Hüseyin’in “Bu kaçıncı Yezit dostlar, bu kaçıncı Muharrem” dizesi, Alevilerin tarih boyunca karşılaştığı zulmün sürekliliğini işaret eder. Yezit, bir isim değil; bir düzenin, bir tahakküm biçiminin adıdır. Zulüm karşısında boyun eğmeyenlerin yanında duran Aleviler için bu dizeler, yaşananların ortak adıdır: ‘her günüm bir Kerbelâ, bakın hele, bakın şu soyu kahpelilere, sabahın seherini haram etmişler bana.”

Fırat: bir nehir değil, kanayan bir bellek

Korkmazgil’in dizelerinde Fırat, yalnız bir nehir değildir. Fırat, Munzur’la buluşan bir çığlıktır. Kerbelâ’yı bugüne taşıyan, yasla yoğrulmuş bir bellektir. Her akışında bir canın sesi vardır; her kıyısında bir ağıt yükselir. Her damlasında bir çocuğun gözyaşı, bir ananın haykırışı, bir mazlumun çığlığı saklıdır. Fırat, yasın, isyanın ve belleğin adıdır.

‘Fırat, Fırat
Hey Fırat
Neyleyim ben suyunu
Yangınım kaç bin Fırat”

Bu yüzden Aleviler için Fırat’ın kıyısı da, Munzur’un başı da, Sivas’ın meydanı da aynı acının farklı coğrafyalarıdır. Şairin ifadesiyle: ben de silah çattım Munzur eteklerinde, yıldızlara uludum yalnızlığın Fıratçasından.

Yasla yoğrulmuş bir direnişin adı: Alevi matemi

Alevilikte yas edilgen bir acı değildir; zulme karşı bir duruş, hakikate sadakattir. Şairin “Tutuşmuş Ali kuzularının ak çadırları, aşar gelir çığlıkları anacıkların” dizesiyle anlattığı gibi, bu yas aynı zamanda bir çağrıdır. Geçmişin inkârını bugünün adalet arayışıyla birleştiren kolektif bir bilinctir. Aleviler bu yası yaşarken sessiz değildir; aksine, zalimin adını unutturmayan bir hafıza taşırlar. Matem orucu, bu kolektif hafızanın yeniden inşasıdır.

Fıratlaşarak gelenler: bugünün Hüseyinleri

Hasan Hüseyin’in şiirinin en güçlü dizelerinden biri şudur: ‘onlar hep Yezit’ti, ben hep Hüseyin; onlar çöle akar gibi akıp gittiler, ben geldim buralara Fıratlaşarak.” Bu dizeler, yalnızca bir ozanın duygusunu değil; bir halkın tarih boyunca sürdürdüğü mücadelenin özünü yansıtır. Fıratlaşmak; susmamak, yitmemek, hatırlamak ve yeniden yol sürmek demektir. Bugün de Aleviler, Kerbelâ’yı bir matemden çok bir hatırlayış ve direniş biçimi olarak yaşarlar. Her semah, her lokma, her çerağ bu direnişi yeniden canlandırır.

Kerbelâ içimizdedir, yakınımızdadır

Aleviler bilir ki Kerbelâ geçmişte kalmamıştır. Zulüm devam ettikçe, inkâr sürdükçe, adaletin önü kesildikçe Kerbelâ da yaşar. Bu yolun yürüyenleri bilir: Kerbelâ uzak değil. Çünkü bu yolun harcı, yalnızlıkla, özlemle, acıyla ve ama her şeyden daha çok adanmışlık, fede kültürü ve yol aşk ile yoğrulmuştur. Matem orucunu tutan her can, bu aşkın farkındadır. Bu yüzden Aleviler, Muharrem’de sadece yas tutmazlar. Aynı zamanda geleceği kurmak için yeniden yola çıkarlar. Her semah, bu hakikat uğruna dönülür. Her lokma, bir hak bölüşümüdür. Her çerağ, bu karanlığı delen bir ışıktır.

Bu nedenle şairin sesi yazının sonunda yeniden yankılanır:
”ne zaman bir ak güvercin konsa dalıma
ak boynundan kanlar sızsa boynuma
ne zaman tuza batsam Fırat kıyılarında
yezitler doldursa akşamlarımı…”

Bugün Aleviler için Kerbelâ hâlâ uzak değilse, bunun sebebi yalnızca geçmişte yaşananlar değildir. Şairin de dediği gibi: tutuşmuş Ali kuzularının ak çadırları, aşar gelir çığlıkları anacıkların. Bu çığlıklar bugün de duyulmaktadır; mazlumların, yok sayılanların, inancı inkâr edilenlerin çığlığıdır bu.

Ve nihayetinde,Kerbelâ aşkım benim, umudum, öfkem, açlığım, kalabalık yalnızlığım” diyen şair, bu yola düşen herkesin taşıdığı ruh hâlini dile getirir. Matem orucu, bu aşkın, bu öfkenin ve bu yalnızlığın içinden doğan bir unutmama, hatırlama ve yası toplumsallaştırma eylemidir. Alevilerin matemi, yalnızca geçmişe değil; bugüne ve yarına tutulan bir ışıktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir