Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Ah Be Çocuk… Hangi Acı Attı Seni Ölümün Soğuk Karanlığına?

⌈Zehra Malatya⌉

Yaş 17… Ve hayatının baharında bir çocuk. Ama hayatın ağır yükünü omuzlayamayan bir çocuk. Küçük bedenine kıyıyor. Nerede mi? Avrupa’nın kalbinde, sözüm ona medeniyetin beşiğinde.

Oysa 17 yaş, umudun adıdır; gelecek demektir, rengârenk hayallerle boyanan bir tablodur. Bir Kürt çocuk… Kobani’den, köklerinden kopup yaban ellere sürüklenen küçük bir fidan. Bir çocuk kalbi neden ana kucağından bu kadar uzaklara savrulur? Kamplarda kaç gece sessiz çığlıklar attı bu yürek, kim bilir? Azgın denizde kendi kıyısına ulaşamayan can. İşte ölümle yaşamın kıyısındaki yaş: 17… Bu can bir o yana, bir bu yana savruluyor. Köklerini toprağa salamıyor, bilmem neden? Belki de toprak bu küçük fidana uygun gelmiyor. Ya toprak çok sertti ya da fidan çok kırılgandı.

Kelebek Ömrüne Ağır Gelen Keder
Acaba ne yaşamıştı da bu kadar kederliydi? Kelebek ömrüne ne ağır gelmişti? Bu küçük yüreği düşünmemek elde değil. Ömür bile değil… Ne ki 17 yaş… İlk 5 yılını insan hatırlamaz bile; baldan tatlı da olsa çocukluk.

17 yaş… Erdal Eren geldi aklıma. Onun da payına ölüm düşmüştü sahi. Yağlı urgan bu küçük fidanın boynuna dolanmıştı ve yüreğini ölüme teslim etmişti, direnerek. Tam burada çocukluk idam edilmişti. O da ölüme sürgün edilmişti.

Yaş 17, ölümün adı. “Bir çocuk nasıl ölür?” diye sormuştuk. Ama zamanla, cevaplara yabancılaşmıştık. Ölüm, çocukların üzerine kara bulutlar gibi çökmüştü.

Unutulmayan Çocuklar
Sonra Berkin Elvan geldi aklıma… 15 yaşında, bir ekmek almak için çıktığı evine bir daha dönemeyen yaş. Burada masumiyet katledilmişti.

Ardından Ceylan Önkol… Patlayan bir bombanın sessiz tanığı. Burada oyunlar parçalanmıştı. Her bir parça, bir ananın eteğinde toparlanmıştı.

Uğur Kaymaz… Daha 12 yaşında, vücuduna yuva kuran 13 mermi. Uykuda rüyalar kana bulanmıştı ve ölüm, soğuk bir yorgan gibi küçük bedeni sarmıştı. İşte burada rüyalar kurşuna dizildi.

Ve ananın doğum sancısıyla dünyaya gelen bedeni, toprak ananın kucağına teslim etmek gerekirken, bir buzdolabının derin dondurucusunda saklanan Ceylan Çağırga geldi aklıma. Hayaller, umutlar, sevinçler… Zaman orada donduruldu.

Hayat, Hayal Gibi
Hayal ediyorum… Bu küçük ruhlar, ağızlarında kocaman bir gülümsemeyle bir tepeden aşağı koşturuyorlar. Saçları uçuşuyor, sonra rüzgâr saçlarını tarıyor. Birbirlerini iterek yuvarlanıyorlar çiçeklerin içinden. Kahkahalarını tüm canlılar duyuyor. Ağaçlar, dallarını çırpıyor; güneş ışıklarıyla çocuklara altından taçlar yapıyor. Küçük krallar efsanelerini yaşamak için çığlık atıyorlar. Bazen küçük sincaplar, tavşanlar yeme işlerine ara vererek dinliyor bu çocukların çılgın seslerini. Sonra bir sahile varıyorlar. Pantolonlarının paçalarını sıvayıp, kumsalda koşturuyorlar ağır adımlarla. Ve sonra sessizce batan güneşe el sallıyorlar, kırmızıya boyanarak.

Umut İçin, Sesler Duyulana Kadar
Bir umut çığlığı… Rüzgârda yankılanan çocuksu bir kahkaha. Bunu dünyaya hatırlatmak zorundayız. Yeryüzünde her çocuğun sesi duyulana dek!

Baharın taze rüzgârı yerine, ölümün soğuk hissiyle karşılaşan küçük kalplere…

Yaş 17 değil artık… Yas 17.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir