Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Felsefe Tarihine Yolculuk – İyonya’da Neden Başladı?

⌈Burhan Arslan⌉

Felsefe tarihine doğru çıktığımız bu yolculukta ilk durağımız İyonya. Sıcak rüzgârların Ege kıyılarına taşıdığı deniz kokusu, yalnızca tuzlu suyun değil, düşüncenin de taşıyıcısıydı burada. Thales, Anaximandros ve Anaximenes gibi ilk filozofların bu coğrafyada ortaya çıkması bir rastlantı değil; tam tersine, tarihin, coğrafyanın ve insan emeğinin oluşturduğu bir zorunluluğun sonucuydu.

Neden İyonya? Neden Miletos?

Miletos (Millet), yalnızca bir şehir değildi; Akdeniz’in en canlı limanlarından biri, doğu ile batı arasında akan ticaret yollarının düğüm noktasıydı. Mısır’dan papirüs, Mezopotamya’dan astronomi bilgisi, Fenike’den alfabe ve Batı Anadolu’nun zengin tarımı bu limanda buluşurdu. Zeytinyağı, şarap ve seramik yüklenmiş gemiler; yalnızca mal değil, fikir de taşıyordu.

İşte tam bu ortamda, doğa hakkındaki bilgiyi mitolojiye değil, gözleme, deneyime ve akla dayandırmak isteyen bir düşünsel uyanış başladı. Miletli tüccarların ve denizcilerin farklı kültürlerle kurduğu temas, dünyaya tek bir efsanenin penceresinden bakmayı imkânsız kılmıştı. Çoğul kültürlü bir hayat, çoğul nedenli bir düşünceyi de zorunlu kılıyordu.

Dolayısıyla Thales’in “Her şey sudur” dediği an, yalnızca bir düşüncenin başlangıcı değil, aynı zamanda mitostan logosa geçişin ilk adımıydı. Tanrılar, dağlardan çekiliyordu artık. Göklerdeki şimşeği Zeus değil, doğanın ilkesi açıklayacaktı.

Ekonomi, Ticaret ve Düşüncenin Tohumu

İyonya’da felsefenin doğuşunu anlamak için yalnızca düşünsel geleneğe değil, iktisadi yapıya da bakmalıyız. Miletos halkı, geçimini büyük ölçüde deniz ticaretiyle sağlıyordu. Tarımdan çok, uzak diyarlara açılan gemiler, bu toplumun zihnini şekillendiriyordu. Uzak kentlerle kurulan ilişkiler, yalnızca mal değil, bilgi alışverişi de sağlıyordu. Mısır’dan gelen geometri, Babil’den gelen yıldız haritaları, Fenike’den gelen alfabe, bu kıyılarda bir araya geldi.

Thales’in Mısır’a seyahat ettiği ve orada geometriyle tanıştığı rivayet edilir. Dönüşünde bu bilgiyi yalnızca teknik bir araç olarak değil, doğayı anlamanın anahtarı olarak kullandı. Nehirlerin taşmasını hesaplayan bu matematik, artık doğanın nedenini sorgulayan bir akla dönüşüyordu. Miletos’ta felsefenin doğması, tüccarın gözüyle göğe bakma cesaretidir.

Peki Neden Mezopotamya ya da Mısır Değil?

Bu sorunun yanıtı, biçim ve özne farkında gizlidir. Elbette Mezopotamya’da da, Mısır’da da çok gelişmiş kozmolojiler, ahlak öğretileri ve evren tasarımları vardı. Ancak bu sistemler çoğunlukla dinî kurumlar tarafından belirlenir ve aktarıcı özne, bireysel düşünür değil, tapınak rahipleri olurdu. Bilgi, kutsal metinlere dayanır ve sorgulanmazdı; değişmezdi.

İyonya’daki fark ise şuydu: Düşünen, yazan ve sorgulayan bir birey vardı artık. Filozof dediğimiz özne, tarihte ilk kez bu topraklarda şekillendi. Thales, Anaximandros ve Anaximenes gibi isimler, yalnızca düşünmüyor; aynı zamanda düşünülenin nedenini de soruyorlardı. Artık bilgi, tanrı sözünden değil, doğanın içindeki düzenin araştırılmasından doğuyordu.

Thales, Anaximandros, Anaximenes: Düşüncenin İlk Ateşi

Bu üç düşünür, doğayı doğayla açıklama çabasının ilk adımlarını attılar. Hepsinin ortak sorusu şuydu:

“Arkhe nedir?” Yani doğanın ilk ilkesi, her şeyin temelinde yatan töz nedir?

Thales, suyu seçti. Gözle görülebilir, yaşamın kaynağı olan su, ona göre tüm varlıkların temeliydi.

Anaximandros, hocasının bu düşüncesine karşı çıkarak daha soyut bir kavram önerdi: Apeiron, yani sınırsız olan. Çünkü belirli bir madde tüm karşıtlıkları açıklamakta yetersiz kalıyordu.

Anaximenes, bu soyutluğu somutlaştırarak arkhe’yi hava olarak tanımladı. Havanın yoğunlaşıp seyrelmesiyle evrendeki tüm farklılıkların oluştuğunu savundu.

Bu düşünürlerin farkı, yalnızca bir madde önermeleri değildi. Asıl fark, evrenin tanrılarla değil, ilkelerle açıklanabilir olduğunu iddia etmeleriydi. Bu, insan aklının doğa karşısındaki ilk büyük özgürlük ilanıydı.

Milet’ten Başlayan Yolculuk

İyonya’nın tuzlu rüzgârında, tüccarların, gemicilerin, bilginlerin ve sorgulayan zihinlerin oluşturduğu bir uygarlık filizlenmişti. Bu uygarlık, ilk filozoflarını da doğurdu. Çünkü burada bilgi, yalnızca kutsala değil, yaşama; yalnızca geleneğe değil, soruya; yalnızca korkuya değil, meraka dayanıyordu.

İşte bu yüzden felsefe, Mezopotamya’nın rahiplerinden ya da Mısır’ın anıt gölgelerinden değil, Ege kıyılarındaki maviyle yüz yüze gelen cesur akıllardan doğdu.

Bir sonraki durakta, doğanın sürekli bir akış olduğunu söyleyen Herakleitos ile yola devam edeceğiz. Çünkü bu yolculuk, yalnızca cevapların değil, soruların da tarihidir.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir