Gönül Özkan Yazdı: “Ben Kadıncık Anayım!”
Alevi inanç geleneğinin kadim tarihinde “Kadıncık Ana” adı, yalnızca bir kadının değil, bir yolun, bir bilincin, bir uyanışın adı olarak yankılanır. O, yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan eşitlik ve adalet çağrısının, üretimin ve paylaşımın, inançla yoğrulmuş bir toplumsal yaşamın simgesidir. Kadıncık Ana, Alevi yolunda “Kadın da erkân sahibidir” diyen sözün vücut bulmuş halidir; bir inancın kalbinde kadının yerini, emeğini ve sözünü hak ettiği yere koyan öncü bir figürdür.
Gönül Özkan, bu metinde Kadıncık Ana’yı tarih kitaplarının soğuk sayfalarından değil, bir canın nefesinden, bir yolun içinden, bir kadının kalbinden anlatıyor. Onun kaleminde Kadıncık Ana, 13. yüzyılın karanlık ufuklarından çıkıp bugünün meydanlarına seslenen bir direniş sembolüne dönüşüyor. Şiirle örülmüş bu anlatı, bir kadının tarih boyunca susmaya zorlanan sesini, yeniden ışığa çıkarıyor.
Kadıncık Ana’nın hikâyesi, yalnızca geçmişin hatırası değil; bugünün kadınlarının, anaların, bacıların yolunu aydınlatan bir meşaledir. Onun sesi, tandır başından cem meydanına, dergâhtan tarlaya, evden direniş alanına uzanır. Gönül Özkan’ın kaleminden yükselen bu ses, Alevi öğretisinin özündeki eşitlik, sevgi ve rızalık anlayışını bugüne taşır.
Gönül Özkan’ın ”Ben Kadıncık Anayım” başlıklı yazısının tam metni şöyle:
Güneşi doğuran, yaşamı nurdan kuran, ışığı rehber edinen,
Ben…
Toprağın kalbini duyan bir kadınım.
Rüzgârın omzuna yaslanır, ateşin nefesini hissederim.
Suyun akışında kendi hikâyemi bulurum.
Adım Fatma Bacı…
Halk bana Kadın Ana, Kadıncık Ana dedi.
Bir zamanlar 13. yüzyılda yaşadım,
Ama aslında hep buradaydım.
Ben sensin.
Sen benim.
Biz bu toprağın sesi, bu yolun ışığıyız.
Ben bir evin değil, bir dergâhın kapısını açtım.
O kapıdan girenler sadece misafir değildi…
Hak yoluna baş koymuş canlar girdi.
Adalet arayan, eşitlik isteyen canlardı.
Tandırın başında değil sadece, postun başında da oturdum.
Cem bağladım, erkan kurdum, yol yürüttüm, yol büyüttüm.
Kadınların da bu meydanda yeri vardır dedim.
Ve o günden beri bu yolun taşlarına kadın eli değdi,
Kadının sesi Yolun sesi oldu!

Ben Kadıncık Ana’yım…
Bir kadının sesiyle doğan bir inancın hatırasıyım.
Bacıyan-ı Rum’un nefesiyim, Anadolu’nun vicdanıyım.
Biz kadınlar, üretimle, inançla, dayanışmayla
bir toplumu yeniden kurduk.
Yalnızca çocuk büyütmedik,
adaleti büyüttük, sözü büyüttük, cesareti büyüttük.
Yolun başında erkekle yan yana durdum.
Çünkü bizim meydanımızda kimse kimsenin önünde değildir.
Ne kadın erkekten geri, ne erkek kadından ileridir.
Hak birdir, yol birdir, biz biriz.
Ama zaman değişti…
Kadının sesi, bin yıl sonra bile kısılmak istendi.
Yine de biz susturulmadık.
Sözümüzü duvarlara, dağlara, meydanlara yazdık.
Bedenimize zincir vurmak istediler,
biz o zinciri ışığa çevirdik.
Bu topraklarda kadının sesi çoğu zaman kısıldı.
Ama ben susmayı değil, susanların sesi olmayı, yol olmayı seçtim.
Evin kapısını yalnızca evlatlara değil,
yola düşen canlara, doğruyu arayanlara açtım.
Ben bir ev kurmadım…
Bir dergâh kurdum, Yol oldum.
Ocağı ateşle değil, adaletle yaktım.

Yanımda Hacı Bektaş Veli vardı ama ben onun gölgesi değildim, güneşiydim.
Ben söz söyledim…
O söz cem oldu, meydan oldu, ışık oldu, yol oldu.
Ben, susturulmuş her kadının sesiyim.
Yakılmış her köyde, unutulmuş her hikâyede yeniden doğarım.
Ben yalnız bir tarih değilim.
Ben bir direnişim, bir mirasım, bir geleceğim.
Bir kadın sözünü sakınmadan konuştuğunda,
adalet istediğinde, kimliğini sahiplenip başını kaldırdığında
işte o an ben yeniden doğarım.
Çünkü biz, Kadıncık Ana’nın kızlarıyız:
Sözüyle, emeğiyle, yüreğiyle direnen kadınlarız.
Ben Kadıncık Ana’yım…
Ve bu yol biz kadınlarla var olacak.
Bugün bu sahnede ben 13. yüzyıldan sesleniyorum size…
Ama aslında hep buradaydım.
Tarlada çalışan kadında,
Ocağında, tarlada, üretim yapan, doğuran, can veren, emek veren her kadında.
Ben Kadıncık Ana’yım…
Postu koruyanım, sözü çoğaltanım, ışığı taşıyanım.
Ve biliyorum:
Bir toplum ancak kadının sesiyle aydınlanır.
Bir yol, ancak kadınla tamamlanır.
Ben Kadıncık Ana’yım…
Ve bu yol biz kadınlarla var olacak.
Gönül Özkan

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler