Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

NİHAL ADSIZ VE MARAŞ KIYIMI

⌈Aziz Tunç⌉

Okuyucu bu başlığı görünce bir an duraksayacaktır. Nihal Adsız ile Maraş Kıyımı’nın ne ilgisi var diyecek ve ilgisini bulmak için düşünmeye başlayacaktır. Öncelikle kamuoyunun ve bütün okuyucuların bu şekilde düşünmesinde Maraş Kıyımı’nın eksik anlatılmış olmasının önemli bir rolü olduğunu belirtmek gerekiyor.

Maraş Kıyımı doğal olarak; kıyımın niteliği, nedenleri, kimler tarafından gerçekleştirildiği, dönemin ve bölgenin siyasal-sosyal özellikleriyle ilişkisi, yargılama süreci, örgütlenme biçimi ve tanıklıkları üzerinden anlatılmıştır. Bu anlatım doğru ve gerekliydi.

Ancak bu kıyımın ideolojik-düşünsel bir boyutu da bulunmaktaydı. Evet, kıyımın yapılmasını sağlayan ırkçı faşist düşüncelerdi; bu biliniyordu. Fakat bu durum çoğu zaman yalnızca Türkeş ve paramiliter ÜGD’li katiller üzerinden tanımlanmakla sınırlı kaldı. Dolayısıyla Maraş Kıyımı’nın bu yönü yeterince anlatılmamış, anlatılmasına yeterince ihtiyaç duyulmamıştır. Bu eksiklik ise sorunlu yaklaşımlara açık kapı bırakmıştır. O nedenle Maraş Kıyımı’nın ideolojik ve düşünsel yanının daha sık işlenmesi gerekmektedir.

Maraş katliamına yol açan ırkçı, faşist ve gerici düşünce sistematiği, Türk devletinin varlığının ideolojik zeminini oluşturmaktadır. Bu düşünceye göre Türk ve Müslüman olmak özel bir ayrıcalıktır; Türk ve Müslüman olmayan topluluklar ise düşmandır ve mutlaka yok edilmeleri gerekir.

Bu ideolojik ve teorik düşünceyi politik program olarak kabul eden ırkçı faşistler, belirledikleri “düşman” toplulukları yok etmeyi varlık nedenleri haline getirmişlerdir. Buna göre belli bir toplumu düşman ilan etmek ve o toplumu yok etmeye yönelmek için faşizmi, ırkçılığı ve gericiliği topluma taşıyacak ideoloji üreticilerine, yani ideologlara ihtiyaç duyulmuştur.

İTF’den dönemin ideologlarının başlattığı bu ideolojik tutum, Kemalizm döneminde başka ırkçı, faşist ve gerici ideologlarla sürdürülmüştür. İlerleyen yıllarda, 1922’de İtalya’da Mussolini’nin, 1933’te Almanya’da Hitler’in iktidara gelmesi, Türk faşizminin mevcut konumuyla yetinmeyerek iktidarı bütünüyle ele geçirmek istemesine ve bu amaçla pratik faaliyetlere yönelmesine yol açmıştır. Ancak faşizmin iktidarda olan kesimi bu yönelime müdahale etmiş, iktidarın elden çıkmasını engelleyerek kendi faşist iktidarını korumuştur. Buna rağmen söz konusu ırkçı faşist kesimin etkisi devam etmiştir.

Bu faşist kliğin iktidarı ele geçirme çalışmalarının içinde yer alanlardan biri, MHP’nin genel başkanı ve Maraş Katliamı’nın ve daha birçok katliamın sorumlularından biri olan Alparslan Türkeş’tir. Bu dönem faşizmin ve ırkçılığın en “katkılı” teorisyenlerinden biri de Nihal Adsız’dır.

Nihal Adsız, 1942’de Alparslan Türkeş’in de içinde olduğu bir grup faşist-ırkçıyla birlikte bu doğrultuda harekete geçmiştir. Ancak görüşlerini yeterince ırkçı bulmadığı için Türkeş’le yollarını ayırmış, buna rağmen ölünceye kadar bu ırkçı düşünceleri yaymaya ve savunmaya devam etmiştir.

Nihal Adsız’ın ne söylediğini görmek için makalelerinden birkaç pasaj okumak yeterlidir. Adsız bir makalesinde şunları yazmaktadır:
“Kürtler, Türk milletinin başını belaya sokmadan kendileri de yok olmadan çekip gitsinler. Nereye mi? Gözleri nereyi görür, gönülleri nereyi çekerse oraya gitsinler… Kürtlere gidecek bir yer bulmalarını tavsiye ederim.”
(Makaleler-3)

Aynı Nihal Adsız, 1934 yılında “Yahudi denilen mahluku, dünyada Yahudi’den ve sütü bozuklardan başka kimse sevmez” diyerek ırkçılığının düzeyini açıkça göstermektedir.

Nihal Adsız, oğlu Yağmur Adsız’a vasiyetinde ise şunları yazmıştır:
“Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır… Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içerdeki düşmanlarımızdır…”

Ayrıca Adsız, bir şiirinde şu ifadeleri kullanmaktadır:
“Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin”

Yani Nihal Adsız’a göre Türk’ün başka toplumları vurması ve öldürmesi her hâlükârda güzeldir.

Bu noktada okuyucu, Maraş Kıyımı ile Nihal Adsız arasındaki ilişkiyi artık daha net görmektedir. Ancak bunu daha somut biçimde ifade etmek gerekir.

Nihal Adsız’ın söyledikleriyle Maraş Kıyımı’nda atılan sloganlar arasındaki benzerlik dikkat çekicidir. Maraş’ta Alevi, Kürt ve devrimcileri öldürenlerin attığı sloganları hatırlayalım: “Alevilerin son günü”, “Kürtlerin düğünü olacak”, “Komünistlere ölüm.” Katliamcılar, tıpkı Nihal Adsız gibi Türk ve İslam olmayan, kendileri gibi düşünmeyen bütün toplumsal grupları öldürmeyi esas almışlardır.

Dolayısıyla Maraş’ta katliamı icra edenler, Nihal Adsız’ın öğütlerine uygun olarak “düşman” ilan ettikleri Kürtleri, Alevileri ve solcuları aynı motivasyonla katletmişlerdir. Bu bir tesadüf değildir. Çünkü Maraş kıyımını gerçekleştiren katiller, Nihal Adsız’ın fikirleriyle donanmış, onun kitaplarıyla beslenmişlerdir. Bu anlamıyla Nihal Adsız, Maraş ve diğer katliam ve soykırımların fikir babalarından biridir.

Ne var ki bu faşist, kafatasçı ve ırkçı ideolog, sözde Maraş Katliamı’nın anlatıldığı “Vahşet, Direniş ve İşkence” adlı kitapta Alevi toplumuna “Nihal Atsız sanıldığının tersine ciddi bir tarihçidir” şeklinde sunularak muteber bir figür haline getirilmektedir.

Oysa faşizm insanlığa düşmandır ve insanlık suçudur. Almanya’da Hitler’i övmek nasıl suçsa, Nihal Adsız’ı muteber bir figür olarak sunmak da Alevilere hakarettir; suçtur, günahtır ve aynı zamanda katliamcıları aklamaktır.

Bu nedenle Nihal Adsız’ı Alevi toplumuna saygın bir isim olarak sunmaya çalışanlara karşı dikkatli olmak gerekmektedir. Kimse Alevi toplumunun düşmanlarını şirin göstermemeli; Alevilerin düşmanlarına sempati besleyenler de Alevi dostu gibi davranmayı terk etmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir