Paz. Şub 1st, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Korku, Kimlik ve Yüzleşme: Alevi Toplumsal Gerçekliği Üzerine

⌈Turgay Çelik⌉
Alevi toplumunun en temel sorunlarından biri, kendi toplumsal gerçekliğiyle yüzleşememesidir. Bu durum bireysel tercihlerden ya da geçici politik tutumlardan kaynaklanmaz. Asıl neden, yüzyıllar boyunca yaşanan katliamlar, sürgünler, asimilasyon ve inkâr politikalarıyla şekillenen derin bir korkudur. Aleviler, tarihsel olarak bir “korku topluluğu” hâline getirilmiştir. Bugün bu korku, Alevi toplumunun kendi içindeki meseleleri bile açıkça tartışamamasının önündeki en büyük engeldir.
Alevi toplumu içinde farklı bir görüş dile getirildiğinde, tartışmanın hızla bastırılması ve “Alevilik budur” diyerek sınırların çizilmesi sıkça görülür. Bu tutum, düşünsel bir savunmadan çok, varlığın tehdit altında olduğu duygusundan beslenir. Siyasal İslamcı çevrelerde sıkça duyulan “din elden gidiyor” söylemi neyse, Alevi toplumu içinde de “Alevilik elden gidiyor” korkusu benzer bir işlev görür. Bu korku, eleştirel düşüncenin önünü tıkar.
Bu noktada Alevi kurumlarının ve temsilcilerinin tutumu büyük önem taşır. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AAKB) Genel Başkanı Hüseyin Mat’ın, AKP Grup Başkanvekili’nin açıklamalarına verdiği yanıt bu açıdan yerinde ve anlamlıdır. Bu açıklama bir kavga çağrısı değil, uzun süredir ertelenen bir yüzleşmenin ifadesidir. Asıl sorun, bu tür çıkışların Alevi toplumu içinde bile “fazla”, “tehlikeli” ya da “ayrıştırıcı” olarak görülmesidir.
Cumhuriyet tarihi boyunca Aleviler, çoğu zaman “cumhuriyetin bekçisi” ya da “demokrasinin güvencesi” gibi söylemlerle sistemin parçası hâline getirildi. Ancak bu söylemler, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerini karşılamadı. Aksine, devlete karşı sorgulamayan bir sadakat ilişkisini dayattı. Bu yüzden eleştirel her söz, toplum içinde bir tehdit gibi algılandı; korku, Alevi kimliğinin bir parçası hâline geldi.
1980 sonrası dönemde neoliberal politikalar sadece ekonomiyi değil, inançları ve kültürel yapıları da derinden etkiledi. Bu süreçte sağ ideolojiler ve siyasal İslam, emperyal politikalarla birlikte Ortadoğu’da belirleyici oldu. Tarikatlar ve İhvancı yapılar üzerinden kurulan bu düzen, büyük yıkımlara ve katliamlara yol açtı. Bu gerçekliği sorgulamak, Alevi öğretisinin adalet ve eşitlik anlayışıyla doğrudan bağlantılıdır.
Aleviliğin İslam’la ilişkisi ise hâlâ konuşulması zor bir konu olarak duruyor. Oysa tarihsel olarak bakıldığında, Aleviler İslam’dan aldıkları unsurları kendi inanç dünyalarında yeniden yorumlamış ve dönüştürmüştür. On İki İmam anlayışı, özellikle 16. yüzyılda Şah Hatayi döneminde Alevi inancının merkezine yerleşmiştir. Bu durum, Alevilerin kendilerini korumak için geliştirdiği tarihsel bir savunma stratejisidir. Çok eşliliğin reddi, ritüellerin farklılığı ve ahlaki anlayışın merkezde olması bunun açık göstergesidir.
Ancak bu tarihsel gerçekleri dile getirenlerin “Ermeni”, “düşman” ya da “öteki” gibi ifadelerle yaftalanması, Alevi öğretisinin özüyle çelişir. “Yetmiş iki milleti bir nazarda gören” bir inancın, ırkçı ve aşağılayıcı bir dili kabul etmesi mümkün değildir.
Bu nedenle Hüseyin Mat’ın tarikatları ve siyasal İslamcı yapıların Ortadoğu’daki yıkıcı rolünü sorgulaması sadece politik değil, aynı zamanda ahlaki bir tutumdur. Bu tür tartışmalar Aleviliği zayıflatmaz; tam tersine, onu korkudan arındırarak güçlendirir.
Açıkça söylemek gerekir ki, Aleviliğin İslam’ı aklama ya da temize çıkarma gibi bir görevi yoktur. Alevilik; kendi tarihi, yaşam biçimi, felsefesi ve ahlaki değerleriyle başlı başına bir inanç ve öğretidir. Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Orta Doğu’dan Avrupa’ya uzanan bu yolun, evrensel bir değer taşıdığı açıktır.
Bugün asıl sorun, korkunun Alevi kimliğinin temel unsurlarından biri hâline gelmiş olmasıdır. Bu korku devam ettikçe, Alevi toplumu içindeki bölünmeler de derinleşecektir. Devlete bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi yapılar, bu sürecin kurumsal yansımalarıdır.
Sonuç olarak, Alevi toplumunun önündeki temel görev korkuyla değil, hakikatle yüzleşmektir. İnançlar ancak özgürce konuşulabildiğinde gelişir ve güçlenir.
Ne diyelim;
İslam onu savunanların olsun.
Alevilik, kendi hakikatiyle Alevilere yeter.
Aşk ile.
13.01.2026

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir