Kurumsal Eleştiride İlkesel Tutarlılık Sorunu
⌈Sabrı Kalkan⌉
Son günlerde yazılı ve görsel basında Avrupa’daki Alevi örgütlenmesine yönelik eleştirilerin arttığını görüyoruz. Özellikle Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) yöneticileri ya da inanç kurulu temsilcileri üzerinden yürütülen tartışmalar, meselenin ilkesel bir zeminden çok siyasal konumlanmalar üzerinden ele alındığı izlenimini yaratmaktadır.
Tartışmanın bir diğer boyutu ise siyasi iktidarların davet sofralarına katılım meselesidir. Dün bir makamın iftarına katılanlara ağır sözler söyleyenlerin, bugün başka bir siyasi gücün davetine icabet edenlere sessiz kalması nasıl açıklanabilir? Aynı davranış bir yerde “teslimiyet”, başka bir yerde “diplomasi” olarak tanımlanıyorsa burada sorgulanması gereken şey ilkesel tutarlılıktır.
Tam da bu noktada dedemin sözü aklıma gelir:
“Sarayın çeşmesinden su içen, altmış yıl sarhoş gezer.”
Bu söz derin bir uyarıdır. Güç ve ayrıcalık, kişiye kısa yoldan bir tatmin sunabilir; ancak bu tatmin çoğu zaman ölçüyü yitirmek pahasına elde edilir. Sarayın suyunu içmek, yani güç ve yakınlık ilişkilerinin cazibesine kapılmak, insanı uzun süreli bir sarhoşluğa sürükler. Aklı, vicdanı ve rızayı bulanıklaştırır. Böyle bir sarhoşluk hâlinde ne Yol’un hakkı verilebilir ne de adaletin sesi duyulabilir. Kalbinde ilke, gönlünde vicdan aramak zorlaşır.
Bu miras bize Yol’a sadakatin ve rızalık kültürünün önemini hatırlatır. İlke kişiye göre değişiyorsa; eleştiri de övgü de inandırıcılığını kaybeder.
Elbette bir köşe yazarı Alevilerin kurumsal yapısını eleştirebilir; bu son derece meşrudur. Ancak kurumun bazı aktörlerini övgüyle yüceltirken, diğerlerini sistematik biçimde hedefe koymak, eleştirinin zeminini zayıflatır. Kişisel tercihlere göre “iyi” ve “kötü” figürler inşa etmek, ortak vicdana değil; saflaşmaya hizmet eder.
Eğer mesele gerçekten Yol ise, ölçü kişilere göre değişemez. Eğer mesele gerçekten Rızalık ise, eleştiri seçici olamaz.
Pir Sultan Abdal’ın çağrısı birleştirmeye yöneliktir; ayrıştırmaya değil. “Özü öze bağlamak”, kurum içindeki farklılıkları siyasal hizalanmalara göre sınıflandırmak anlamına gelmez. Tam tersine, adaletli bir ölçüde buluşmayı gerektirir.
Alevi geleneğinde Yol, kişisel bağlılıklarla değil; ilkesel duruşla yürünür. Bir kurumu toptan “sorunlu” ilan edip, aynı kurum içindeki bazı isimleri politik yakınlık temelinde yüceltmek ilkeyle bağdaşmaz. Bu tutum, eleştiriyi ahlaki bir zeminden çıkarır ve tercihe indirger.
Bu temelde bir Alevi olarak, örgütlü yapımız olan AABK ve AABF’ye, yöneticilerimize ve inanç kurulu temsilcilerimize yönelik ilkesiz ve ölçüsüz saldırıları şiddetle kınıyorum. Eleştiri hakkı vardır; ancak bu hak adaletle, tutarlılıkla ve Yol erkânına uygun bir üslupla kullanılmalıdır.
Nadanlar anlamaz; fakat yine de vurgulamak gerekir:
Sözü olan buyursun Hakk meydanına.
Ama sözün ağırlığını taşıyabilecek olan gelsin.
Bu yol kıldan incedir, kılıçtan keskindir.
Boynunu verenler gelsin.
Ateşten gömlektir giyenler gelsin.
Demirden leblebidir çiğneyenler gelsin.
Gecenin zifiri karanlığında çeliğin üzerinde karıncanın ayak izini görenler gelsin.
Hakk ve Hakikat aşkıyla, dava bilinciyle hizmet edenler gelsin…
Birliğimiz daim,
Aşkımız Gülcemal olsun

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler