MUTLAK BUTLAN KARARI 2023 ve 2024 YILINDAKİ TÜM SEÇİMLERİ HUKUKSUZ HALE GETİRİR
⌈Zeki Rüzgar⌉
Cumhuriyet Halk Partisinin 38 kongresi hakkında, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi’nce “Mutlak Butlan” kararı verildi.
Mutlak Butlan, yapılan bütün işlem ve kararların hukuki olarak yok hükmünde kabul edilmesi anlamına gelmektedir.
Böylece 2023 yılında yapılan CHP’nin 38. kongresindeki tüm işlemlerle birlikte parti organları için yapılan seçimler de yok hükmünde kabul edilmiş oldu. Bu nedenle partinin seçimden önceki genel başkan ve yetkili kurullarda görev alan kişilere teslim edilmesine karar verildi. Yani CHP, bu seçim ve sonrasını hiç yaşamamış sayıldı.
Bu karar aynı zamanda, 2023 ve sonrasında parti organlarına seçilenlerin aldığı tüm kararların ve yaptıkları tüm işlemlerin de hukuki bir temelden yoksun olduğu anlamına gelir.
Dolayısıyla bu karar CHP’yi çok aşan hukuki sonuçlar doğuracaktır/doğurmalıdır.
PARTİ SEÇİMLERİNİN DENETİMİ HUKUKİ TARTIŞMALARA KONU OLMADI
CHP’nin 38. kongresinin iptaline ilişkin dava, açıldığı günden beri siyasesiler ve halk arasında çalkantılı tartışmalara sebep olmuştur. Ancak ne yazık ki bu tartışma hukukçular arasında bir ilgi uyandırmamıştır.
Hemen hemen hiçbir baro veya hukuk fakültesinde bir araştırma konusu olmamış, sağlıklı ve tarafsız bir incelemeye tabi tutulmamıştır.
Kararın siyasi nedenleri, sonuçları ve sebepleri birçok kişi, uzman ve gazeteci tarafından çok farklı eleştirilere tabi tutulmaktadır. İktidar çevrelerince hukuki ve adil bir karar olarak kabul edilirken, muhalifler tarafından “darbe”, “yasaların yok sayılması”, “siyasi dizan gibi eleştirilere tabi tutulmaktadır. Kararın daha çokça da tartışılacağı açıktır. Ancak ben bir hukukçu olarak, daha çok yasalara uygunluğunu tartışmayı tercih edeceğim.
ESKİ MİLLETVEKİLİ VE HUKUKÇU AHMET İYİMAYA’NIN MAKALESİ
Bu konuda yazılmış tek mekale Ocak 2025 yılında vefat eden eski hukukçu ve milletvekillerinden, aynı zamanda TBMM Adalet Komisyonu başkanlığı da yapmış olan Ahmet İYİMAYA’ya aittir. Ahmet İyimaya’nın bu makalesi 2006 yılında, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Dergisinin 64. sayısında yayınlanmıştır.
Parti seçimlerinin sonuçlarının Hukuk Mahkemelerinde denetime tabi tutulabileceğini savunanlar ve gerekçeli kararını açıkladığında muhtemelen kararı veren mahkemenin gerekçelerinin de bu makalenin bakış açısına uygun olacağını şimdiden söyleyebilirim.
Bu makalede Ahmet İyimaya, makalesinin girişinde uzun uzun üzerinde durduğu üzere daha çok siyasi partilerin içinde bulunduğu “Çürümeye” çare arama kaygısındadır. Bu nedenle siyasi partilerde yapılacak seçimlere ilişkin kendi deyimiyle “geniş bir perspektiften bakarak” sorunu ele almayı tercih etmiştir.
Kanımca bu bakış açısı onu hukuki bir bakış açısından alıkoyarak daha çok siyasal kaygılar gütmesine ve yasaların sözünü de geniş bir bakış açısıyla değerlendirmeyi tercih etmesine neden olmuştur.
Nihayetinde 62 sayfalık makalesinde çok açık ve net hukuku bir dayanak ileri sürmekten çok, çeşitli kanun maddelerini sayarak bunların gözönüne alınması gerektiğini savunmuştur. Ancak açık bir yasal dayanak gösteremediği gibi bir ictihata da atıf yapamamıştır. Yine hukuki gereklilikler ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına atıfla adalet aramayı tercih etmiştir. Mahkemece verilmiş herhangi bir karar örneği de gösterememiştir.
SPK 21. 29. ve 121. MADDELERE DAYANILARAK İLERİ SÜRÜLEN TEZLER
Ahmet İyimaya, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunun (SPK), parti seçimlerini düzenleyen 21. maddesindeki eksiklere ve hukuk dilindeki yetersizliğe vurgu yaparak; aynı kanunun 29. ve 121. maddesinden destek alıp, partilerdeki seçimlerin adli yargının denetimine girmesi gerektiğini savunmaktadır.
SPK 21. maddede özetlemek gerekirse, parti kongrelerinin ve özellikle yapılacak seçimlerin, Seçim Kurullarının denetiminde olduğunu açık olarak söylemektedir. Aynı maddede yapılacak seçimlere ilişkin tüm itirazların iki gün içinde seçim kurullarına yapılacağını ve itirazların aynı gün içinde karara bağlanacağını emretmektedir.
Dolayısıyla kanuna göre, kongrelerin hazırlık süreci, seçimin sürdürülmesi ve seçim sonuçlarına yapılacak itirazların nasıl değerlendirileceği, yani seçimlerin denetimi 298 sayılı kanuna göre kurulacak olan seçim kuruluna ait olduğunda tartışma yoktur.
Fakat Ahmet İyimaya, SPK 29/1. maddesindeki “22 Kasım 1972 tarihli ve 1630 sayılı Dernekler Kanununun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partilerin her kademedeki kongreleri için de uygulanır.” ve 121. maddedeki “Türk Kanunu Medenisi ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır.” hükümlerinden destek alarak, bu kanunlardaki adli yargının yetkisine ilişkin hükümleri siyasi partiler için de var kabul etmiştir. Ancak maddelerde de açıkça yazdığı üzere sadece gerek Medeni Kanunda, gerekse dernekler Kanununda yer alıp, SPK kanununa aykırılık teşkil etmeyen veya bu kanunda sayılmayan konulara ilişkin hükümlerin uygulanabileceği açıktır.
Ahmet İyimaya, makalesinin yayınlandığı TBB Dergisinin 64. sayısındaki 220 ve 223 sayfaları arasındaki bölümde dört bakış açısına yer vermiştir. Bu bakış açılarından birinde seçim kurullarının yetkili olduğuna ilişkin görüşün, kabul gören bir bakış açısı olarak saymıştır. Kanımca adli yargının yetkisinin tartışmalı olduğunu kendisi de böylece kabul etmiştir.
Yine Ahmet İyimaya’nın en güçlü dayanaklarından biri Yüksek Seçim Kurulunun yetkilerinin düzenlendiği Anayasa 79. maddeki “Seçimlerin genel yönetim ve denetimi” başlıklı maddede siyasi parti seçimlerinin sayılmamış olmasıdır.
Ancak burada Siyasi Partiler Kanunun (SPK) Anayasa Mahkemesi denetiminden geçtiğini ve bu denetim sırasında kanunun 21. maddesinde Anayasaya aykırılık tespit edilmediğini göz ardı etmektedir. Bu denetimden sonra İyimaya’nın Seçim kurulunun parti seçimleri açısından yetkisiz olduğu ve adli yargının görevli olduğuna ilişkin tezini Anayasa’nın 79. maddesine dayandırmasıın kabul etmek mümkün değildir.
Yani kanuna göre Seçim Kurulları yetkilidir ve kararlarına karşı yapılması mümkün olan yollar tükendikten sonra başvurulabilicek başkaca bir yol yoktur. Bu kararlara karşı Hukuk Mahkemelerinde dava açma imkanı da bulunmamaktadır.
Zaten CHP’nin 38. Kongresinin iptaline ilişkin davanın açılmasına kadar Seçim Kurullarının yetki ve denetimi hiçbir zaman tartışma konusu olmamıştır. İyimaya da açık ve net herhangi bir yasal dayanak veya ictihat gösterememektedir. Birçok kanun ve maddeden söz etmek veya kendince argumanlar üretmek haklılık için gerekçe oluşturamaz.
PROF. DR. ERŞAN ŞEN’İN KES YAPIŞTIR YAZISI
Her ne kadar bu konuda sadece İyimaya’nın bir makalesinin olduğunu söylediysem de, adının önünde kullandığı “profesör” ünvanı nedeniyle Av. Erşan Şen’in bu konuda bir iki sayfalık bir yazısı olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Bir zamanlar aldığı Ergenekon davaları nedeniyle AKP karşıtlığı ve muhalif bir kimlikle ün yapmış olan Erşan Şen’in, şu anda tamamen iktadar yanlısı televizyon yorumcusu bir kimliğe burunduğunu ve yazısının İyimaya’nın sözünü ettiğim makalesinden kes yapıştır şeklinde alıntılardan oluştuğunu da belirtmek gerekir.
Erşan Şen’in bu yazısı Eylül 2025 yılında kendi internet sitesinde yayınlanmış ve bu yazı iktidar yanlısı birçok gazetede yer almıştır. Bu gazetelerin bu yazıya atıf yapmalarının nedeninin, CHP’ye karşı açılan dava haberleri için dayanak oluşturmak olduğunu da belirtmek gerekir.
KARAR DOĞRU KABUL EDİLİRSE CUMHURBAŞKANLIĞI, MİLLETVEKİLİ VE BELEDİYE SEÇİMLERİ DE İPTAL EDİLMELİDİR
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi’nin kararı doğru olarak kabul edilmesi halinde, sadece CHP’nin parti organlarına yapılan seçimlerin değil, bu kongrede parti organlarına seçilenlerin sonradan aldıkları tüm karar ve işlemlerin de hükümsüz/geçersiz, yani yok hükmünde kabul edilmesi hukuki olarak bir zorunluluktur.
Çünkü, bu organlara seçilen kişilerin yetkisiz olduklarının tespit edilmiş olduğunu da kabul etmek gerekir. Bu durumda, parti organlarına seçilen bu yetkisiz kişilerin aldığı tüm kararlar ve bu kararlara dayanılarak yapılan tüm işlemlerin de hukuksuz olmaları nedeniyle iptali gerekir..
Yani yetkisiz parti organlarının 2023 yılındaki cumhurbaşkanlığı, milletvekilleri, hatta 2024 yılındaki belediye başkanlarının aday gösterilmesine ilişkin kararları da hükümsüz ve yok hükmündedir. Bu durum yapılan tüm seçimleri de hukuksuz hale getirir. Çünkü seçimlere yetkisiz kişiler girmiş ve bazıları milletvekili, belediye başkanlığı gibi makamlara gelmişlerdir.
Bu durum 2023 yılındaki cumhurbaşkalığı seçimini, milletvekili seçimlerini ve hatta 2024 yılındaki belediye seçimlerinin tümünü sakatlar ve bu seçimlerin yenilenmesini zorunlu kılar.
CHP’nin özellikle yerel seçimlerde birinci parti konumuna gelmesi olayın vahametini daha da büyütmektedir. Ancak karar aynı zamanda başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, bütün partilere ait milletvekillikleri ve belediye başkanlıklarının hukuki meşruyitlerini de ortadan kaldırır.
DEMOKRATİK OLMAYAN SPK KANUNUNUN DEĞİŞMESİ ZORUNLUDUR
Siyasi Partiler Kanunu’nu (SPK) birçok tartışmalara neden olmuştur. Özellikle hukuki bir dile sahip olmaması, yetersizliği ve anti-demokratik birçok hüküm barındırması bu tartışmaların temelini oluşturmuştur.
Ben de bir hukukçu olarak Siyasi Partiler Kanununun anti-demokratik ve yetersiz olduğunu yıllardan bu yana savunuyorum ve değişmesi gerektiğini söylüyorum. Bu nedenle karara karşı eleştirilerim ve kanuna aykırı olduğuna ilişkin savunmalarımın yanlış anlaşılmasını istemem. Evet mevcut yasaya göre Hukuk Mahkemelerinde dava açılamayacağını söylüyorum ama bu kanunun hukuken doğru ve meşru olduğunu kabul ettiğim anlamına gelmez.
Zaken kanun birçok defa meçliste de tartışılmış ve birçok değişiklik yapılmıştır.Ancak kanunu bir bütün olarak ele alıp yeniden düzenlemekten kaçınılmıştır.
İktidarların kanunu yeniden ele almaktan kaçınmasının en temel nedenlerinden biri KÜRT PARTİLERİNİN KAPATILMASINA cevaz vermesidir.
Zaten kanun, Kürt düşmanlığı ve Kürtlerin Siyasi areneda önlerini kesme öngürüsü ile 1980 darbecileri tarafından hazırlanmış ve 1983 yılında kabul edilmiştir.
Siyasal Partiler Kanunu bu nedenlerle yeniden ele alınmalı ve daha demokratik bir kanun düzenlenmelidir. Ancak geldiğimiz aşamada söz konusu “Mutlak Butlan” kararı nedeniyle, hukuki meşruiyetini kaybeden Cumhurbaşkanı ve Milletvekilleri seçimlerinin yenilenmesinin daha acil bir öncelik olduğuna inanıyorum.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler