HANGİ SEVDA DERSİM SEVDASINDAN ULUDUR!..
⌈Hüseyin Yanaç⌉
Bazı sevdalar vardır; insanı memleketinden uzaklaştırsa da yüreğini ondan hiç koparamaz. Dersim sevdası da işte böyledir piyem.
Yirmi beş yıldır…
Dile kolay; çeyrek asırdır binlerce kilometre ötede yaşayan biz Dersimliler için Frankfurt Dersim Festivali artık sıradan bir etkinlik değil. Bir buluşmadan çok daha fazlası…
Adeta kara sevda.
Bitmeyen bir özlem, dinmeyen bir hasret.
Bu yıl da öyle oldu.
Aşk olsun bu sevdayı diri tutanlara, aşk olsun bu koru küllendirmeyenlere!
Alana adımımı atar atmaz tanıdık yüzler karşılıyor beni.
Kimler yok ki?
Her zamanki yerinde duran Kürmeş Çadırı, sadece soğuk ayranların değil, sıcak dostlukların da adresi olmuş yine.
Önünden geçmek mi?
Mümkün değil.
Yılların emektarları aynı içtenlikle karşılıyor insanı:
“Buyur seni…”
Bir bardak ayran eşliğinde hâl hatır soruluyor, memleket konuşuluyor, dünyanın yükü birkaç saatliğine omuzlardan indiriliyor.
O samimiyeti anlatmaya kelimeler yetmez.
Yaşamak gerekir.
Bu yıl sohbetler daha derindi sanki.
Daha çok özlem vardı cümlelerde.
Daha çok hasret…
Ama festival yalnızca dost sohbetlerinden ibaret değil.
Biraz dolaşıyorum.
Kalabalığın içinde yeni yüzler dikkatimi çekiyor. İlk kez festivale gelenler var. Festival komitesinin toplantılarında yıllardır dile getirdiğimiz o bütünlüklü Dersim ruhunun yeniden filizlenmeye başladığını görüyorum.
DEP’ten Maraş’a, Gım Gım’dan Qoçgiri’ye uzanan ortak hafızanın izleri beliriyor yavaş yavaş.
Belki ağır ilerliyor.
Ama ilerliyor.
İşte bu yüzden mutluyum.
Hatta bu yıl beni en çok mutlu eden şeylerden biri de bu oldu.
Gökyüzü bulutlu…
Ama dostların sıcaklığı bütün karanlığı dağıtıyor.
Sarılışlar, geçmiş olsun dilekleri, yılların ardından yeniden kurulan bağlar…
Bir an geliyor ve anlıyorum:
Kara sevda yalnız insanı değil, kara bulutları da dağıtıyor.
Yeter ki insanın yüreğinde sönmesin.
Yeter ki sol memenin altında kor gibi yanmaya devam etsin.
Çünkü Dersim sevdası başka bir sevdadır.
Bitmez.
Eksilmez.
Tükenmez!
Alanın her köşesinde bu sevdanın renkleri dolaşıyor.
Genç kızlar, gelinler, yeni terlemiş bıyıklarıyla delikanlılar…
Herkes bayram yerine gelmiş gibi.
Öylede olmalı!
Dersim Spor standının önünde ciddi bir hareketlilik var. İnsanlar formalar alıyor, sohbet ediyor, fotoğraf çektiriyor.
Biraz ileride Alevi Haber’den Hasan Subaşı, Kadir Tanrıverdi ile söyleşi yapıyor.
Kalabalık büyümüş.
Adeta küçük bir miting havası oluşmuş.
Rahatsız etmeden yoluma devam ediyorum.
Bu yıl ilk kez Amedspor renklerinin de festivale ayrı bir canlılık kattığını görüyorum.
Yeşil, kırmızı ve sarı…
Gençlerin omuzlarında gururla taşınıyor.
Alan artık yalnızca bir festival alanı değil.
Adeta Mezopotamya’nın küçük bir özeti olmuş.
Bir yanım Munzur’a yaslanıyor.
Öte yanım Dicle’ye.
Sonra kendimi şairlerin, yazarların ve ressamların çadırında buluyorum.
Can dostum Hüseyin Çatal da orada.
Her yıl olduğu gibi.
Ancak küçük bir sorun var:
Masa yok!
Yazarların kitaplarını koyacakları tek bir boş masa bile kalmamış.
Sağdan soldan masa arıyoruz.
Nihayet çözüm bulunuyor.
Kitaplar yerlerini alıyor.
Ressamların tabloları asılıyor.
Ve çadır bir anda başka bir havaya bürünüyor.
İnanın…
Bir başka Dersim oluyor orası.
Kitapların arasında dolaşıyor, yeni eserler üzerine sohbet ediyoruz.
İmza veren dostlar çay ikram ediyor.
Kahve ikram ediyor.
Muhabbet ikram ediyor.
Eserlerini okurlarla buluşturan bütün canlara gönülden teşekkür borçluyuz.
Bir yandan da dostlardan aynı cümleyi duyuyorum:
“Seneye bir şiir kitabıyla geliyorsun artık…”
Neden olmasın?
Hayat sürprizlerle güzel.
Sahneye yöneldiğimde Ozan Serdar’ın sesi yankılanıyor alanda.
Sanki Xozat’ın serin çeşmelerinden bir ses yükseliyor.
Program yoğun.
Ardı ardına sanatçılar çıkıyor.
Bay Güler ise ilerlemiş yaşına meydan okurcasına sahn de sunum yapıyor.
Alkışlar yükseliyor.
Ardından davul ve zurna…
Yüzlerce insanın çektiği halaylar…
Bir yanda sohbetler.
Bir yanda müzik.
Bir yanda özlem.
Tam bir festival atmosferi.
Elbette konuşmaların uzadığından yakınanlar da var.
Doğrusunu söylemek gerekirse haksız da değiller.
Ama biraz da bunun adı festival değil mi?
Yıllardır emek veren insanların onurlandırıldığı anlar ise ayrı bir duyguydu.
Sey Rıza ailesi adına Süleyman Polat’a, Ozan Mehmet Çapan’a ve geçen yıl elim bir kazada yaşamını yitiren Muzaffer Akkuş’un ailesine verilen plaketler anlara ve büyük duygusal anlar yaşattı.
Özellikle Mehmet Çapan’ın sahnedeki o duygusal anları uzun süre hafızalardan silinmeyecek türdendi.
Derken festivalin en renkli anlarından biri geliyor.
Gelin halayı…
Sahneye doğru ilerleyen gelin alayı her zamanki gibi büyük ilgi görüyor.
At biraz ürkek.
Sunucuya mı inattı bilmem!
Ama sonunda her şey yolunda gidiyor.
Damat elmasını atıyor.
Kalabalık alkışlıyor.
Ve festival yine festival olduğunu hatırlatıyor.
Çünkü bazı gelenekler yalnızca sürdürülmez;
yaşatılır.
Akşam çökerken Frankfurt’ta adeta Dersim rüzgârı esiyor. Yollar 6262!
Benim ise D-38!
Şalvarlar…
Türküler…
Halaylar…
Simsiyah saçlar…
Gülüşler…
Gökyüzündeki bulutlar dağılmasa da insanların yüzündeki aydınlık her yere yetiyor.
Beşer Şahin sahnede.
Geçen yıl yağmurun yarım bıraktığı hesabı kapatır gibi söylüyor türkülerini.
Coşmuş Qoçgri’nin kızı hemde nasıl.
Büyüleyici bir performans.
Ama zaman acımasız.
Saat ilerliyor.
Benim ise artık ayrılmam gerekiyor.
Vedalaşıyorum.
Arkamda hâlâ süren türküleri, halayları ve sohbetleri eksiklikleri ve yetersizliklerimizi bir tarafa not edip heybeye bırakarak ayrılıyorum alandan.
İçimden tek bir cümle geçiyor:
Ma daha ne olsun!
Kulak misafiri oluyorum:
“İki gün yetmez…”
Haklılar.
Gerçekten yetmez.
Hatta bana sorarsanız üç gün olmalı.
Çünkü Frankfurt Dersim Festivali yalnızca bir festival değildir.
Demokratik, özgür ve özerk Dersim idealinin; ortak hafızamızın, kültürümüzün ve geleceğe dair umudumuzun en güçlü buluşma noktalarından biridir.
Bu hakikati hep birlikte daha güçlü kavradığımız gün, festival yalnızca bir etkinlik değil;
gerçek anlamıyla bir bayram olacaktır.
Bu sevdayı yüreğinde taşıyanlara aşk olsun.
Aşk ile

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler