Cum. Tem 24th, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

EKMEK VE ADALET

⌈Hasret Anıl⌉

Halkın Ekmeği

Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
Bakarsınız bol olur bu ekmek,
bakarsınız kıt.
Bakarsınız doyum olmaz tadına.
Bakarsınız berbat.
Azaldı mı ekmek, başlar açlık.
Bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya…”

(Bertolt Brecht)

Ünlü Alman, devrimci şair Bertolt Brecht’in “Halkın Ekmeği” adlı şiirinde dediği gibi  “adalet” kavramı halklar için ekmek kadar su kadar yaşamsal bir ihtiyaçtır. Tüm dünya halklarının, toplumsal yaşam koşulları içerisinde ihtiyaç duyduğu en temel gereksinimlerinden birisidir. Temel gereksinim diyoruz çünkü bir toplum içerisinde adalet kavramı bozulmaya ya da işlevini yerine getiremeyecek duruma gelir ise adalet halkların güvencesi olamaz. Sadece egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eden bir burjuva hukuk sisteminin adalet anlayışı ise halklar için hiçbir zaman adalet sağlayamaz.

Toplumun yaşam koşulları içerisinde adaletsizlikler ve hukuksuzluklar üzerine kurulu bir sistem aynı zamanda insanın insana, insanın kendi emeğine ve doğaya yabancılaşmasına neden olur. Bu yabancılaşmayla birlikte toplum üzerinde sadece çıkar ve menfaat üzerine kurulu bir sistem olan “burjuva ahlakı” dediğimiz bir anlayış hâkim olur. Peki, neden bir toplum burjuva ahlakı içerisine girer? Elbette bu kendiliğinden gelişen bir durum değildir.

Bu bizzat emperyalizmin tüm dünya halkları üzerinde uyguladığı bilinçli bir politikadır. Toplum içerisinde adalet kavramı ile birlikte tüm yozlaşma politikalarını kendi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirerek halkları etkisi altına alır. Bu sayede varlığını sürdürür. Peki, bizler emperyalizmin bu politikaları karşısında nasıl bir politika geliştirmeliyiz? Emperyalizmin, halkların üzerinde uyguladığı tüm teslimiyet ve saldırıları politikalarının karşısında bizler ancak eşit, paylaşımcı, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya düzeni inşa ederek karşısında durabiliriz.

Ancak bu sayede, soygun ve sömürü sistemlerine karşı ayakta kalabiliriz. Emperyalizmin, pervasız bir biçimde uyguladığı her türlü adaletsizlik ve saldırı politikalarının ise sadece egemen sınıfı ile burjuva sınıfı açısından geçerli olmadığı da bir gerçektir. Neden mi? Çünkü emperyalizm bu sınıflardan beslenir. Varlığını egemen sınıf ile birlikte burjuva sınıf içerisinde yer alan tekelci sermayeye borçludur. Bir tarafta onlara her türlü destek sağlanırken diğer tarafta kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı da ihmal etmez. Ve elbette ki kendisine her koşulda hizmet eden egemen sınıflarından artık faydalanmayacağı düşündüğü noktada ise tabiri caizse bir köşeye atar. Bu noktadan sonra alternatif olarak yine kendisine her koşulda hizmet edecek iktidar arayışı içerisine girer.

Emperyalizm doğası gereği doyumsuzdur, talancıdır. Ülke topraklarımız üzerinde bulunan tüm yer altı ve yer üstü zenginliklerini çıkarları gereği talan ederek sömürür. İdeolojik ve kültürel saldırı politikalarının karşısında biat etmeyen ve bu uygulamaların karşısında kendi kültürünü, geleneklerini, göreneklerini de içinde barındıran aynı zamanda özgür, adil bir düzen için direnen ve bu doğrultuda mücadele eden halklara olanca gücüyle saldırır. Dizginsiz sömürüsünü sürdürebilmek içinde kendi politikaların karşısında duran hiçbir şeye tahammülü yoktur. Tüm gücünü ve tüm kaynaklarını kendisine karşı gelen her şeyi yok etmek için kullanır.

Bu politikalarını da tek başına hayata geçiremez. Varlığını sürdürebilmek için zor ve baskı yöntemlerini uygulamanın dışında her türlü kültürel ve sanatsal araçları da kendi çıkarları için kullanırlar. Ve bunu da burjuva medya tekelleri aracılığı ile yapar. Bu şekilde ancak varlığını sürdürebilir. İçerisinde yaşadığımız düzende açlık, yoksulluk, işsizlik ve savaşlar gibi tüm sorunlarımızın temel nedeni emperyalizmin derinleşen krizlerinden kaynaklıdır. Çözüm ise yalnızca ezilen, sömürülen tüm kesimlerin örgütlü mücadelesinden geçer! Çünkü halkın gücü örgütlü olmasından gelir.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir