Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

İnsanı merkezine koyan Alevilik’te can kutsaldır

Alevilikte can denince; doğada yaşayan insan, bitki, hayvan gibi tüm canlılar bir sayılır, hakkın yarattığı herşey cana yansımıştır diye bilinir. Cana, canlılara bu kadar değer veren, yaşamının ortasına koyan Alevilik inancı elbetteki ölüm oruçlarını kutsamaz, canın yaşaması ve mücadele etmesini sonuna kadar savunur. Canı bu kadar kutsayan, yaşaması için çaba gösteren inanç kendi tarihi içerisinde onlarca örneğinde görüleceği gibi haklı gördüğü onurlu davasında gerekirse serini vermekten çekinmez. ‘Benim kabem insandır’, ‘Her ne arar isen kendinde ara’, Kul Hakkı en ağır yüktür’, Tanrı insanda tecelli eder’, İnsan gönlü yıkan tanrı evi yıkmış sayılır’ ifadeleri Alevi öğretisinde insanı öne çıkaran bir kaç örnektir.

Dogadaki canlıların kutsallığı konusunda Aleviler o kadar hassastır ki bunu yaşamının içerisinde korumuş ve canlılara zarar vermemek konusunda azami özen göstermiştir. Buna en iyi örnek Tahtacı Alevilerini gösterebiliriz. Agaç işçiliğinde kadın erkek birlikte çalışan Tahtacı Alevileri için agaç kutsal olduğundan yaş agaç kesilmez. Tahtacılar bir agaç keserken bile agaçtan ve tüm ormandan özür dilerler ve genelde yaşlı agaç keserler. Tahtacılarda agaç keserken verilen gülbengteki dogaya, agaca karşı duyulan saygıyı görebiliriz: Ormanın süsüydün, ademin beşiğinde, kapının eşiğinde sen varsın, geçimim senden, affını diliyorum. Ormanın tüm nimetlerine aşk ola…

İşte cana, canlılara bu kadar önem veren Aleviler din bezirganlığının, egemenlerin sömürü ve zorbalık aracı haline gelmesini benimsememiş, aksine bu anlayışlara karşı çıkan Nesimi, Hallacı Mansur gibi Enel Hak diyenleri, Pir Sultan gibi insani değerlere sahip çıkan ve bu uğurda idam sehpasına gidenleri, onların mücadelesini benimser ve kendisine örnek alır. Nesiminin derisini yüzenin değil yüzülenin, kesenin, doğrayanın değil Hallac-ı Mansur gibi kesilenin, asanın değil Pir Sultan gibi asılanın, Kerbela’da Yezid’in yanında değil katledilen, inandığı değerler uğruna onuru seçen Şah Hüseyin’in yanında yer alır. İslam doğup kendisine Kabe belirleyip yönünü Hacerül Esved denilen siyah taşa dönünce, Aleviler benim kabem insandır diyerek yönünü insana döner. Bütün bunları yaparken kendi doğru bildiklerini savunmaktan, bunun için mücadele etmekten çekinmez ve gerekirse ölümü şerbet diye içerek biat etmez, onurundan ödün vermez.

Her direniş siyasal bir başkaldırı, duruştur…

Osmanlı’nın halkın üzerine azgın şekilde geldiği, her yeri yakıp yıktığı, zulüm altında inlettiği dönemler de korkmaz direnerek başkaldırır, isyan bayrağını açar. Direnirken de Osmanlı yönetiminin despot, ezerek denetim altına alma, öngördüğü kalıplar içerisine sokarak asimile etme girişimlerine karşı direnir direnirkende kendi kahramanlarını yaratır. Siyasal duruş segilemekten kaçınmaz, düzene başkaldırır, iktidara ortak olmaya çabalar. Her ne kadar bugün Alevi örgütlenmesi içerisinde bazıları Aleviler siyasetle uğraşmasın derken geçmişinde önderlerinin duruşlarını, mücadelesini unutmuşa benzer. Hayatın her alanında, yapılan her eylemin içerisinde bir siyaset vardır, örnekler verecek olursak; ‘Hz. Ali’nin eğer bir yerde bir kişi açlıktan ölüyorsa bundan haberdar olan herkes sorumludur sözü, Şah Hüseyin’in Yezid’e karşı ‘ Ben zalimlerle birlikte varlık içerisinde yaşamaktansa, zalime karşı durarak ölmeyi onur sayarım haykırışı, Şalvarı saltak Osmanlı, eğeri kaltak Osmanlı, ekerken yok biçerken yok, harmanda ortak Osmanlı diyerek halkı vergi vermemeye çağıran Pir Sultan’ın direnişi, Şu milletin hak sancağını, çekelim bakalım nice olursa olsun. Kılıç çekip zalimlerin kanını, dökelim bakalım nice olursa olsun demesi, Selçuklu’ya karşı Baba İshak, Baba İlyas, Osmanlı’ya karşı Pir Sultan, Celali, Bedrettin, Şahkuluayaklanmaları iktidarı yıkmaya yönelik siyasi bir duruş değilmidir. Eğemen güçlere isyanın anadolu’daki tarihi Alevilerce yazılmıştır. Anadolu, Alevi tarihinin isyan tarihidir demek yanlış olmaz. Bu tarih yazılırken Alevi önderleri bedenlerini, başlarını cellatın kılıcına uzatmaktan korkmaz son nefesinde dahi davasını savunur. 13 yüzyılda Selçuklu zulmüne isyan eden Babailer, Selçuklu ordusu tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra Baba İlyas, Baba İshak tutsak edilir ve sultanın önünde boyunları vurulur. Selçuklu güçleri Babai dervişlerinden Ayna Dövle’yi ihanete zorlarlar, fakat bu derviş Tokat meydanında derisinin yüzülmesine, oğlu ve kızının gözünün önünde öldürülmesine kaşın ‘Biz bu yola gönül ile uyduk, bu yolu baş ve can ile aldık’ diyerek canını verir.

 

Tarih direnen, davası için serini verenler tarafından yazılır…

Unutulmasın ki yazılan tarihimiz bu uğurda mücadele eden, serini veren ama direnen önderlerimizin eseridir. Tarihi yapan eylem insanların iradesiyle belirlenir, bu irada onların fikirlerinin, inançlarının ifadesidir. Bu fikirler insanların içinde yaşadığı toplumsal koşulların yansımasıdır. Evrende bulunan herşeyin bir tarihi vardır. İnsanoğlunun da üzerinde yaşadığı dünyası üzerinde 100 binlerce yıldan beri süregelen bir tarihi vardır ve insanlığın bugüne gelmesi kolay olmamıştır. Günümüze gelene kadar birçok doğa koşullarıyla, açlıkla, hastalıklarla, haksızlıklarla, kanlı savaşlar gibi etkenlere karşı mücadelesini vere vere uzun ve engebeli yollardan geçerek bugüne gelmiştir.

Bu süreç içerisinde bir çok olaylar olmuş nice krallar, padişahlar, sultanlar, imparatoruklar, peygamberler, veliler, düşünürler, yiğit halk önderleri gelip geçmiştir. Onuruyla direnenler, halkı için ölümü kucaklayanlar tarihin altın sayfasında yer alırlarken, zulmü kendisine rehber edinen, her türlü zorbalığı, baskıyı iktidarlarının devamı için halka reva gören diktatörler tarihin çöplüğüne atılarak yok olmuşlardır. Halkı uğruna mücadele eden devrimci gençlerimizde ölümü göze alarak, aynı önderlerimiz gibi ölüm karşısında dahi korkmamış idam sehpasına korkusuzca çıkmasını bilmiştir. Direnişi kendilerine rehber edinen halkın yiğit önderleri gibi devrimci gençlerimiz mücadele içerisinde yakalanıp tutsak edilip idam cezasına çarptırılmalarına, yaşam sürelerinin kısalmasına, canlarını vereceklerini bilmelerine rağmen canlarına özenle korumasını bilmiş son anında dahi düşmanı küçümseyici, iradesini, mücadelesini yücelten bir davranışla sloganlarını haykırıp, ilmiği boynuna geçirerek idam sehpasını devirerek ölmesini bilmiştir.

Onlar bu davranışı sergilerken geçmişte inançları, savundukları dava uğruna ölüme korkmadan yürüyen yukarında isimlerini verdiğimiz tarihin altın sayfalarındaki önderlerin mücadelesini, onurlu duruşlarını kendilerine rehber edinmişlerdir. İşte böyle kutsal bir davayı tarihler boyunca taşımasını bilmiştir önderlerimiz. Bütün yapılan zulümlere, zorbalıklara, baskılara, katliamlara, yok etmelere rağmen Alevileri yolundan, davasından ve inancından vazgeçirememiştir düzenin barbarları.

Çünkü bizler Kerbela’nın evlatlarıyız diyen Seyit Rıza’nın, darağacında dönen dönsün ben dönmezem yolumdan diyen Pir Sultan’ların, idama giderken korkumuzu Kerbela’da bıraktık diyen Hüseyin İnan’ların yoldaşlarıyız, Dağların heybetini arkasına alıp yürüyen Baba İshak’ların, Baba İlyas’ların, mayasında inanç, doğruluk ve haksızlığa karşı boyun eğmeyerek direnmek olan Kalender Çelebi’lerin yarenleriyiz.

Dehaklara karşı Demirci Kava’yız…

Nemrut’lara karşı İbrahim’iz…

Firavun’lara karşı Musa’yız…

Bizler anadolunun en karanlık dönemlerinde sevgi, hoşgörü, bilge ve itikatlarıyla toplumu bir araya getirerek ilim ve irfanı aşılayan, insanların gönüllerinde çerağ uyandıran, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, Abdal Musa, Yunus Emrelerin ve erenlerin yolundan yürüyenleriz. Bu yolda yılmadan, korkmadan, üç kuruşluk menfaatleri uğruna yoluna ihanet etmeden, zalimle bir araya gelerek toplumunun asimile edilmesine yardımcı olmayan, din bezirganlarının, egemenlerin, zorbaların Aleviliği bitirmelerine karşı direnen, boyun eğmeyen, egilip bükülmeyen, yolun gerçek savunucuları olanlara aşk olsun…

Derleme.

metin.kacmaz@alevi.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir