Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Kemal Bülbül:“15 Kasım 1937 Seyit Rıza ve 7 arkadaşının hukuksuz bir şekilde idam edildiği tarihtir” – Video –

HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, bugün TBMM Genel Kurulu’nda Seyit Rıza ve yoldaşlarının idam edilmelerinin 83. Yılı dolayısıyla, bugün TBMM Genel Kurulu’nda  idamlara ilişkin gündem dışı bir konuşma yaptı.

“Seni andım yine pirlerin piri/ İçip ellerinden, kanmaya geldim/ Bedenim kül oldu, yüreğim diri/ Mansur’un aşkıyla yanmaya geldim” dizeleriyle konuşmasına başlayan Kemal Bülbül, “15 Kasım 1937 Seyit Rıza ve 7 arkadaşının hukuksuz bir şekilde idam edildiği tarihtir. Burada hukuki bir mahkeme yoktur. Burada yargısal bir süreç yoktur. Tamamen keyfî bir tutum vardır, bunu belgeleriyle size açıklamaya çalışacağım” diyen Bülbül’ün konuşmasının tam metni şöyle:

“Birincisi: Serap Yeşiltuna’nın Devletin Dersim Arşivi kitabı. Yaklaşık, 1100 sayfa. Burada belgeler var ve bu belgelerin tamamı aslında hukuksuzluğu da ifade eden belgeler. İkincisi: Hüseyin Ayrılmaz’ın Balişna Kırmanciye-Dersim Yazıları. Bu, bir sözlü tarih çalışmasıdır. Bilinmektedir ki 25 Kasım 1935 tarih ve 2884 sayılı Tunceli Kanunu, bu kanun hâlâ yürürlüktedir. Oysa bu kanunun 1 Kânunusani 1940’ta yürürlükten kalkacağı kanunun 37. maddesinde yazmaktadır yani 1 Ocak 1940’ta ve bu kanun hâlâ yürürlüktedir.
İkincisi, Elâzığ’da kurulan mahkemenin hâkimi, savcısı, mübaşiri Abdullah Alpdoğan’dır. Türkiye’de Çalışma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, senatörlük ve Cumhurbaşkanlığı vekilliği yapmış olan İhsan Sabri Çağlayangil anılarında, hatıratında aynen şöyle diyor: “Abdullah Alpdoğan boş bir kâğıdın altını imzaladı, bize bıraktı gitti. Biz kazara oraya ‘Abdullah Alpdoğan idam edilecek.’ yazsaydık kendisi idam edilecekti.”
Bunu söyleyen Türkiye Cumhuriyeti devletine -Cumhurbaşkanı vekâleti dâhil- hizmet etmiş bir kişidir ve bu kişiyle, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı röportaj arşivlerdedir, bu arşivlere de bakılabilir.”

“Mahkemede izleyici yoktur ve asker eşleri mahkemeye izleyici olarak davet edilmiştir. Mahkemede avukat yoktur. Sanıklar Türkçe bilmediği hâlde, Türkçe çeviri yapacak biri yoktur ve mahkemenin sonucunda temyiz hakkı da yoktur. Aynı şekilde, Seyit Rıza 75 yaşında, idam edilen oğlu Resik Hüseyin de 16 yaşında olduğu hâlde, Seyit Rıza’nın yaşı düşürülmüş, oğlu Resik Hüseyin’in yaşı yükseltilerek idama götürülmüştür”

“Şimdi, burada söz konusu olan şudur: Bu hukuksuz bir mahkemedir. Bu uyduruk bir mahkemedir. “Dersim” ismi tekrar iade edilmeli ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulup bu dava süreci tekrar incelenmelidir. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yeri bir an önce tespit edilmelidir ve “gerekiyorsa özür diliyorum” değil, hukuken, ahlaken, siyaseten, insani, vicdani ve ahlaki olarak ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. Hatta bunun içerisinde tazmin, tazminat da söz konusudur. Ben buradan Uşene Seyid’i, Ali Mirze Sıle’yi, Cebrail Ağa’yı, Hasan Ağa’yı, Fındık Ağa’yı, Hesene İbrahime Qıji’yi ve Resik Hüseyin’i sevgiyle, saygıyla anıyorum.
Biliyorsunuz, Seyit Rıza Erzincan’a görüşmek için davet edilmişti ve o görüşmede kendisine şu soruldu, denildi ki: “Rızo sen misin?” Halk arasında Seyit Rıza’ya “Rızo” denir. Dedi ki: “Sizin aradığınız Rızo benim.” Ama şu anda Dersim’de hangi ağacın, hangi taşın altına bakarsanız bir Rızo çıkar ve şu anda kürsüde de bir Rızo var. Seyit Rıza’nın idam süreci, Dersim’e yapılan tedip, tenkil, tehcir harekâtı tekrar hakikatleri araştırma komisyonu bağlamında ele alınmalı, incelenmeli, gözden geçirilmedir ve Seyit Rıza’nın idama gitmeden önce söylediği şunlar çok önemlidir: “Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben de sizin önünüzde eğilmiyorum, bu da size dert olsun” sözü oldukça manidar, oldukça tarihi ve oldukça anlamlıdır.

Evet çok ağır bir konudur, netameli bir konudur, üzerinde hakikatle düşünülmesi gereken bir konudur. Seyit Rıza Kürt kimliğini, Kürt dilini, Kürt tarihini bilen, aynı zamanda bir ocakzadedir. Bu idamla Alevi ocakzadeleri, Alevi pirleri idam edilmiştir.
Bakınız, İhsan Sabri Çağlayangil çok saygılı bir şekilde onun idama gidişini şöyle anlatıyor: “Bu ihtiyar, idama giderken yeri sarsarcasına yürüdü, celladı kenara itti, sehpanın üzerine çıktı ve şöyle dedi: ‘Evlad-ı Kerbelâ’yık, bihatayık, ayıptır, günahtır, yazıktır, cinayettir.’ Evet, ayıptır, günahtır, yazıktır, cinayettir. Bu cinayetin hakikatleri araştırma bağlamında yeniden araştırılması ve hukuki bir sürece, hakkaniyetli bir sürece kavuşturulması gerekir.”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir