Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Sömürü, talan ve işgal anlayışında “reform”

-Hasan Gezgin-

Kısa bir süredir ülke gündemi Erdoğan’ın reform açıklamalarından sonra gelişen süreçlere yöneldi. Hukukta ve ekonomide reform adıyla lanse edilen bu gelişmeler bir yanıyla solun kendi gündeminden uzaklaştığını diğer yanıyla da AKP’nin nasıl bir çıkmaz/çöküş içerisinde olduğunu gözler önüne serdi. Merkez Bankası başkanı ile Berat Albayrak’ın istifası ülkede bir çeşit “değişim mi?” olacak sorusu sorulmasına sebep oldu. Devamında Erdoğan’nın hukuk ve ekonomi alanlarında çeşitli reformlar söylemi bazı tartışmaları beraberinde getirdi. Bu tartışmaların bir kısmı solun gündeminde de yer buldu, “heyecan” yarattı.

Bu olup bitenlerin ışığında emperyalist-kapitalist sistemin dilinden düşürmediği ve özelinde “pandemi” sonrasına işaret edilerek anlatılan sermayenin yeni ilerleyiş halini de şekillendirmek bugünün acil görevi haline geldi. Bu sebeple Çin gibi bir ülke karşısında hala ekonomisi çok yüksek düzeyde olsa bile, Amerika’nın ekonomik büyüme endeksi Çin’in biraz gerisinde. Joe Biden’in başkan seçilmesi ise yeni bir Amerikan hükümetinin bu sorunla bir süre daha yarışmasına olanak tanıyabilir. Biden’ın önünde ki diğer sorun da NATO ekseninde yaşanan bazı krizler. Özelinde ise konumuz gereği Türkiye’nin yarattığı sorunlar… Fransa, Yunanistan ve diğer bazı ülkeler ile olan problemlerinin anın geçiş sürecine denk gelmesi nedeniyle hükümetin hızlı pratikler üretme konusunda ki imkansızlığıyla alakalıdır.

Bu durum ilerlerken 10 Aralık tarihinde AB Liderler zirvesi gerçekleşecek. Küresel sermayenin bu toplantısında Türkiye’nin başta ekonomik girdilerine dönük olarak (NAVTEX, Libya sorunları karşısında Avrupa ile karşı karşıya gelişi nedeniyle) yaptırım oluşturma ihtimali olacağı söylenirken, Erdoğan’ın bu konuyla alakalı olarak MB başkanını değiştirmesi ve damadını görevden alması buna dair hem bir hazırlık hem de bir mesajdır. Erdoğan, Türkiye’nin bugünkü konumunu sermaye odaklarına hala pazarlama peşindedir. Ve görülüyor ki emperyalist-kapitalist egemenliğin Rusya-Çin ittifakını bir rotada durdurması ve geriletmesi için Türkiye gibi ülkelere ihtiyaç hala vardır.

Bu haliyle AKP-MHP faşizminin bir dönem daha ekonomiyi idare etmesi imkansızdı. Çünkü AKP-MHP’ye oy veren ya da vermeyen, fark etmez, mevcut ekonomik gidişatın hayatını etkilemediğini söyleyemezdi. Dış siyasette ne yapılırsa yapılsın ama ekmek alabileyim! Lafı, durumu hiçbir şekilde karşılayamaz olurken faşizmin (1.) sermayenin sıcak para akış ve yeni düzen ihtiyacını karşılaması, (2.) hükümet üzerinde oluşan baskıyı ekonomi alanına ilişkin bakan ve görevlileri görevden almasıyla azaltmaya çalışması sermaye odaklarını rahatlattı. Hükümet üzerinde ki baskının absorbe edilmesi için yapılan Berat Albayrak’ı görevden almak ve MB başkanında değişikliğe gidilmesi uluslararası sermaye ile sürdürülen ilişkide onlara tabii olma isteğinin ifadesidir.

AKP-MHP faşizminin sömürgeler yaratma arzusuyla giriştiği ve dışarıda yürüttüğü savaşın boyutları, bir süredir devletin burjuvazisini dengede tutan dünya kapitalizminin ülkeye dair yatırımları, döviz girdileri vs. idi. Bu süreçler içerisinde dönem dönem dövizde hareketlilikler olsa bile devlet zorla girdiği bütün alanlarda sömürgecilik mantığıyla, asıl egemenler liginde yer bulabileceğini zannederken tersine bir dünya ile karşı karşıya kaldı. Ülke tekelci burjuvazisinin savaş-ticaret ve üretim denklemlerine dair asimetrik durumu, hükümet üzerinden alarm verdirilerek yeniden dünya sermayesine mesajlar verilmesi bugün halklara-işçilere-ezilenlere umut oldurulmak istenen bir reform değil tamamen paçayı kurtarma hareketidir. Bu sebeple kendisine özgün pozisyon arama anlayışı dünya emperyalist-kapitalist sistemin Türkiye burjuvazisinin ihtiyaçlarının karşılanması karşılığında ona tabii olma şartı dereyi geçene kadar sorun olmasa da bir noktadan sonra huzursuzluğa dönecektir. Faşizmin niteliksel karakteri bunu emrederken, AKP-MHP faşizminin yine bir kriz içerisine saplanması çok normal olacaktır.

AKP-MHP faşizmi bir yönetimsel kriz örgütüdür. Sömürge siyasetinde krizlerin baş mimarı pozisyonundadır. Bugünlerde ve önümüzde ki günlerde TÜSİAD, TOBB ve MÜSİAD… ile yaptığı ve yapacağı toplantıların anlam ve önemi uluslararası sermayeden tecrit olmamak adına girişilen anlık politik manevralardır. Ülke tekelci sermayesi olan bu gruplar faşizmin politikalarından kaynaklı servetlerine servet katarken tek dertleri kar marjlarının düşmemesidir. Ancak bu dönemde alarm veren Türkiye sermayesinin bu kendisi için kötü durumunu karşılayabilmek için bazı noktalarda tavizler vermesi kaçınılmaz ise de ekonomik “toparlanmanın” imkansızlığı en net durumdur.

AKP-MHP faşizminin yapmak istediği “reformlara” inanmak ve bunun işçi sınıfına-halklara-gençlere-kadınlara ve topyekûn ezilenlere yarar sağlayacağını düşünmek faşizmin kurumsallaşmasına yol açmaktır. Bugün hala sömürge faaliyetlerini durmaksızın sürdüren, Kürt halkına saldırıları ve Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye planlarını yoğunlaşmış savaşla sürdüren, işçi sınıfının eylemlerine saldıran, İstanbul Sözleşmesi’ni tartışmaya açan AKP-MHP faşizmi reform değil daha fazla sömürü, talan ve işgal anlayışında “reform” yapmak isteyecektir.

Günün en geçerli eylemi “reform” açıklamasını ezilenlerde bilince çıkarmak ve faşizme karşı eyleme geçirmektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir