Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevilik o denli zor açıklanabilir bir inanç ki, her kime sorsanız hep değişik yanıtlar alırsınız (4)

– Araştırmacı Yazar Sadık Erenler / S.Erenler@web.de 

Hz. Muhammed, getirmekte olduğu yeni din İslam’a çağıran insanlara hitap ettiği sloganlar “Eşitlik, Özgürlük ve Adalet” idi. Bu sloganlarla yoksulları, ezilenleri, emekçileri ve diğer sömürü altında ezilen insanları bir nebze de olsa İslam’ın içine çekmiş olsa da zaman içerisinde bu sloganların Kur’an’ın yazılı sayfalarında kalması dışında  pratiğe geçmeyen bir  vaat olarak  kalmıştı. İslam’ın sınıfsal bir temele dayanmadan yaşama alanı bulması da hiç kolay değildi ama Peygamber uygulamak istediği  yöntem ile  büyük toprak sahiplerini, aristokratları, tüccarları da kutsayarak İslam inancının içine almakta bir sakınca görmemişti. Böylece İslam inancı, içine hem ezen hem de ezilen sınıflar dahil edilerek toplumsal katmanlaşmayı resmileştiren bir sistemin ilk adımları atılmış oldu ve kendisinden sonraki halifeler döneminde  giderek yayılan ülke işgalleri, elde edilen ganimetler aristokrasinin mali anlamda daha da güçlenip semirmesine yol açtı. Güçlenen ve tek seçici olan halifeler, en başta da Halife Ömer ve Osman, kendi yandaşlarının da haksız yere rant elde etmelerine göz yumdular.  Topluma konan vergiler, İslam orduları tarafından işgal edilen ülkelere İslam’ı dayatmalar, katliamlar ve onların yaşamını zorlaştıracak mali külfetler yüklemeler insanları canlarından bezdirmişti.  İslam’ın ikinci halifesi  Ömer’in bir  İranlı tarafından suikasta uğramasının nedeni de, artık İran halkının hem sömürülmekten hem de dini dayatmadan bunalmış olmasıdır. Horasan bölgesinde binlerce insanın İslam inancını istemedikleri için İslam orduları tarafından katledilmeleri, yüzlercesinin 30-40 kilometre boyunca uzanan ceviz ağaçlarına asılmaları, işgal ettikleri  Cürcan  halkından 40 bin insanın başının kesilerek bunlardan 12 bin tanesinin kanının bir değirmen kanalına akıtılması ve o kanın dönderdiği değirmen taşının üğüttüğü  unundan  İslam ordusu komutanı Yezid’in ekmek yapıp yemesi İslam inancını yaymak isteyenlerin  gerçek yüzünün bu olduğunun en bariz bir göstergesiydi.

Faik Bulut’un Horasan Kimin Yurdu  kitabından örnekler verelim. Yeni Horasan valisi Yezid bin Mühelleb’dir. Yeni vali ayağının tozuyla Harizm ile Cürcan arasında bulunan Dağistan halkı üzerine yürür. Mevali  (Arap olmayanlar, Arapların gözünde ikinci insan veya köle-SE)) ve gönüllüler dışında yüzbin kişilik kuvvetle  şehri kuşatır. Dağistan halkının lideri Sulu Tekin, bazı şartlarda şehri teslim edeceğini duyurur. Yeni vali Yezid bin Mühelleb, şartlara uymaz, kenti tam manasıyla yağmalar. Tarihçi Taberi’nin rivayetine göre; 14 bin kişiyi kılıçtan geçirir. Vali Yezid, Cürcan’a yönelip hiç bir direnişle karşılaşmadan şehri 300 bin dirhem karşılığında teslim alıp 4000 asker yerleştirerek Taberistan üzerine yürümek üzere şehri terkeder. Taberistan Meliki İsfehbed,  vali Yezid’in üzerine geldiğini zamanında öğrenip tedbirini alırsa da Araplar yapılan savaşı kazanınca  Taberistan halkı dağlara çekilmek zorunda kaldılar ve buradan üzerlerine gelen Arap kuvvetlerine büyük zayiatlar verdirdiler. Taberistan meliki İsfehbed bu savaşı kazanıp Arapları topraklarından atmakta kararlıdır, Cürcan melikinden askeri yardım ister. Arapların şehirlerini yağmalamasından ve dini baskılarından bunalan Cürcan halkı bu yardım istemeyi fırsat bilip ayaklanır, vali Yezid’in bıraktığı 4000 müslüman  askeri imha ettiler.   Yezid askerlerinin Cürcan halkı tarafından yokedildiğini öğrendiğinde öfkeden çılgına döner ve:

” Cürcanlıları mağlup ettiğinde üzerlerinden kılıcı kaldırmaya; ta ki akan kanlarından  değirmen  döndürüp unundan ekmek pişirip yemedikçe” diye  yemin etti.

Yezid ilkin Taberistan emiri İsfehbed’i kafaya alıp barış anlaşması imzaladı. Aklında Cürcan vardı ve sonraki hedef orasıydı.

Tam 7 ay savaşıldı. Yezid ne yaptıysa kaleyi bir türlü düşüremiyordu. Kale sırtını yalçın ve dik kayalıklara dayamış hiç bir yerden düşmana geçit vermiyordu. Mancınık atışları bile kaleye tesir etmiyordu. Kaledeki Türklerin dış dünyayla bağlantısı kesilmiş, açlık ve yorgunluk had safhada  olmasına rağmen Arapların saldırılarını kahramanca savuşturuyorlardı.

Çok kötü yemin eden vali Yezid çaresizdi. Ama şansı bir bakıma yaver gitti.  Taberi tarihinde olayın gelişimi de  anlatılır: En yakın adamlarından  Heyyac bin Abdurrahman ava çıkmıştı ve  itleri bir kebelin peşine düşerek dağa yukarı çıktılar. Heyyac da itlerinin ardısıra dağa çıktı ve gördü ki, Cürcan kalesine giden bir geçit var orda.  Sevinçle geri dönerken yolu kaybetmesin de  yeniden bulsun diye  üzerindeki giysiyi parçalayıp geçeceği  yolun kenarındaki çalılara asıp işaret koymuş oldu.

Yezid’in yanına ağzı kulaklarında vardı Heyyac:

-Diler misin bu kaleyi gizlilikle fethedesin?

-Evet, dedi Yezid.

-Bana ne verirsin?

-Her ne dilersen.

          -4 bin dirhem dilerim.

-10 bin dirhem al.

-Hele sen emreyle 4 bin dirhem vereler.

Heyyac parayı cebine attıktan sonra gördüklerini birbir anlattı, Yezid de sevinçten mest oldu. Planlar yapılmıştı. Seçkin bir birlik dağın tepesine yerleştirilecek ama yine eskisi gibi karşı  saldırılar da dikkati çekmemek için devam edecek.

Karşıdan kaleye doğru her zamanki gibi saldırı başlatıldığında  dağın tepesine konuşlandırılmış seçkin birlik rahatlıkla kaleye girerek savaşı kazandı, Türkler teslim olmak zorunda kaldılar.

          Taberi Tarihi  Cürcan’da yapılan vahşeti de şöyle anlatır.

”İmdi hepsi dışarı çıkıp Yezid’in yanına geldiler. Yezid buyurdu avretlerini ve oğullarını esir ettiler ve beylerinin başını kesip ve hisarı viran ettiler. Oradan dönüp tekrar Cürcan’a geldiler. Ve şehri muhasara ettiler. Ve mancınıklar kurdular ve buyurdu ateş attılar. Ve mecal vermeyip zorla aldılar.”

”Fatih Arap komutanı şehre girince şehrin bütün erkeklerinin bir araya getirilmesini emretti. Gençlerini esir aldı. Eli silah tutanların hepsini kılıçtan geçirdi.  Geçeceği yolun sağına ve soluna dört fersah mesafeye darağacı diktirerek yakaladığı bu Türkleri astırdı. Diğer taraftan şehri Araplara istedikleri gibi yağma ettirmeyi de ihmal etmedi. Şimdi sıra  Allah’a verdiği sözü yerine getirmeye gelmişti. Bu maksat için de 12 bin kişi ayırdı. Onları Cürcan’ın vadilerinden biri olan Enderhiz’e doğru şevketti. Akıbetlerinin ne olacağından ve niçin toplandıklarından tamamen habersiz olan bu zavallılar Enderhiz vadisine gelince orada durduruldular. Ondan sonra Yezid  yanındaki Arap askerlerine  dönerek: “Bunlardan intikamını almak isteyenler alsın!” emrini verdi.

Enderhiz vadisinde kendilerini müdafaa edecek en küçük bir silahları bile olmayan bu esir Türklere Araplar büyük bir hışımla saldırdılar. Her Arap bir hamlede 4-5 Türkün birden işini bitiriyordu.

Yezid 12 bin kişiyi böyle feci bir şekilde kılıçtan geçirdikten sonra tepeler gibi yığılıp kalan bu kafa, kol ve gövdeler üzerine doğru suyun mecrasını değiştirdi. Bu kan nehri ilerdeki bir değirmene ulaşıyordu. En sonunda Yezid, bu kanların üğüttüğü unlardan yapılan ekmeklerden yedi. Böylelikle Allah’a vermiş olduğu sözü yerine getirmiş oluyordu.

Yezid’in Allah’a verdiği söz gereğince  toplam 40 bin kişi katledildi. Yezid bin Mühelleb’in zulmü dillere destan oldu. Yerli halk kaynamaya başladı ve huzursuzluk son sınırlarını zorluyordu.  Bunu duyan  Emevi halifesi Ömer bin Abdülaziz, vali Yezid’i görevden almak zorunda kalmış.  Aşk ile…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir