Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Alevilik o denli zor açıklanabilir bir inanç ki, her kime sorsanız hep değişik yanıtlar alırsınız (3)

– Araştırmacı Yazar Sadık Erenler / S.Erenler@web.de 

Bilindiği gib,  Hz. Muhammed’in 610 yılında başlayan İslam dinini yayma  göreceği tepkilerden dolayı gizlilik içeriyordu. Mekke halkının ve ileri gelenlerinin sloganı “Özgürlük, Eşitlik, Adalet” olan yeni bir dine gösterecekleri olumsuz tepkiyi bildiğinden temkinli davranarak öncelikli olarak kendine en yakın olup da güvenebileceği insanlara yeni bir din getirdiğini söylüyordu.

610 yılında Mekke’de gizlice yayılmaya başlayan İslamiyet en yakınındaki insanlar tarafından tercih edilmiş, (karısı Hatice, 12 yaşındaki kuzeni Ali, Salmanı Faris, arkadaşı Ebu Bekir).  12 yıl Mekke’de Peygamber  yeni dinini gizleyerek Takiyye yapmak zorunda kaldı. Bunda da haklı olduğunu 12 yıl sonra daha iyi anladı. İnancını özgürce, korkmadan  yayabileceği kervan ticaretinden tanıdığı, özgür ve güvenilir bir yer olarak bildiği  Habeşistan’a iki kere gitmiş, orada da gereken güvenli ortamı bulamayınca başka bir yer arayışına girdiği süreçte yeni bir din getirdiği  Mekke müşriklerince anlaşılınca  kendisine bir suikast yapılacağı haberinin  ardından  artık Mekke’de tutunamayacağını anlamış olup yatağına kuzeni Ali’yi yatırıp tek seçenek olarak gördüğü  ve daha homojen bir yapıya sahip olduğunu ticaret yaparken anladığı ve getirdiği yeni dine bazı inananların olduğunu,  güvendiği birkaç kişinin de yaşadığı Medine şehrine  gitmeyi kafasına koymuştu.  622 yılında da  Mekke’nin kuzeyindeki 10 bin nüfuslu Medine şehrine hicret etmiş.  Medine  her türlü inancın yaşadığı bir  kenttir. Medine’de Arap kabileleri Evs ve Hazreç, Yahudi kabileleri Beni Kaynaka, Beni Nadir ve Beni Kurayza’dır.

Kaynaklarda Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra orada yaşamakta olan Yahudi kabileler ile iyi geçinip onlar arasında İslamiyet’i yaymaya başladığı bilinir. Hatta Muhammed 16-17 yıl ibadet ederken kıblesi Kudüs’tür. Ne zaman ki Medine Yahudileri Peygamber’in “İslam dinine girin” çağrısına red yanıtı vermişlerdir, işte o zaman baskı, zulm ve katliam başlamıştır.

Bu kaynağa bir göz atalım:

622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret etmiş ve Medine’ye sığınmış olan Muhammed’i ve yanındaki birkaç müslümanı Medine halkı bağrına basmış koruyup kollamıştı. Muhammed ve yanındakiler Medine’de ilk yıllarında silah kullanmamış, hatta Medine Yahudilerine şirin görünmek için kıbleyi de Kudüs yapmıştı. Medine’de rahata eren Muhammed ve taraftarları ilerleyen yıllarda Medine halkını İslam’a zorluyor, Mekke’ye giden kervan yollarını kesiyor, kervan sahiplerini katlediyor, mallara ve kervanda bulunan kadınlara el koyuyor, Mekke’nin tek geçim kaynağı olan ticaretine sekte vuruyordu. Ganimetten hatırı sayılır gelir elde eden Muhammed bu ganimettten talana katılanlara pay vererek gün geçtikçe yanındaki taraftarlar artmaya başlar ve bu sayısal artış Medine’deki

aşiretler içinde de daha fazla söz sahibi olmayı getirir.

Medine’de yaşayıp da İslam olmayanların yaşam koşulları da  gördükleri baskılar nedeniyle zorlaşmaya başlamıştır. Peygamber, Medine aşiretleri içinde zayıf olanlar üzerinde baskı ve zulüm yapıyor, zaman içinde bunların Medine’den göç etmelerine sebep oluyordu.

Medine aşiretleri birbirleri arasında da öteden beri çeşitli anlaşmazlıklar içinde olmalarına rağmen yine de aynı şehirde yaşamanın bir kolayını buluyorlardı. Hele küçük aşiretler tamamiyle korumasızdılar. Bu durum küçük aşiretleri Peygamber’in baskısına maruz bırakıyor ve  bu anlaşmazlıkları alenen kullanarak Medine halkının küçük aşiretleri üzerinde baskı yapmasına fırsat veriyordu.

Aşiretlerin kendi aralarındaki çatışmayı öğrenen  Peygamber Medine’de barışcıl ve silahsız bir yaşamdan yana olduğunu ortaya koyarak Hazreç, Evs, Beni Kureyza kabileleri ile bir anlaşma yapar.

Bu antlaşmanın içeriği; kendi aralarında sulh ve dışarıdan gelebilecek bir saldırıya karşı birlikte olmayı içeren bir antlaşmadır. Antlaşmadan sonra Perygamber ve yanındakiler hem kervan yollarını kesmeye, hem de Medine içinde huzur ve sükunu bozacak eylemlere başlarlar.

Medine halkına Müslüman olmaları konusunda baskı yapan Peygamber, bu çağrısı Musevi halk tarafından kabul görmeyince kıbleyi Kudüs’ten Mekke’ye çevirdi. Artık İslam’ın kıblesi Mekke idi. Mekke 630 yılında ele geçirilince de kıble Kabe oldu.

Baskılar nedeniyle Medine halkı ve Muhammed arasında gerginlik gün geçtikce artmaya başladı. Kervan yollarının kesilmesi ve gasp olayları Mekke ileri gelenlerini oldukca rahatsız eder ve bir ordu toplar, Medine üzerine yürürler

ve Hendek Savaşı olur.

Peygamber’in İslami baskısından muzdarip olan Medine halkı Hendek savaşında Muhammed‘e yardım etmez ya da bir kısmı isteksiz hareket eder.

Medine anlaşmasını bahane eden Muhammed çok sinirlenir ve savaşın bitmesiyle “Cebrail ile” görüşür ve Cebrail sözde ona: “Bak biz melekler 40 gündür düşmanlarınızla savaşıyoruz ve hala silahlarımızı bırakmış değiliz. Şimdi kalk hepiniz Beni Kureyza kabilelerinin bulunduğu diyara gidin, onları öldürün. Ben de hemen önden gider evlerini üzerlerine yıkarım“ der.

Peygamber Cebrail ile görüşmesinden sonra taraftarlarına dönerek:“İkindi namazını Beni Kurayza‘da kılacağız, haydi savaşa“ der.

Beni Kureyza‘ya saldırır. 27 gün kale ablukada tutulur, erzak sıkıntısı çeken Beni Kurayza‘lılar teslim olurlar. Elleri arkadan boyunlarına bağlı Medine pazar yerine getirilen 900 Beni Kurayza‘lılar, sonradan Müslüman olduğu söylenen, Bedir savaşında yaralanmış, Beni Kurayza‘ya destek olmadıkları için kin tutan Saad bin Muaz‘ın hükmü ile kafalarının kesilmesine, kadınların, çocukların ve malların pay edilmesine karar verilmiştir. Pazar yerine kazılan hendeklerin başına teslim olmuş, elleri arkadan bağlı, küçük gruplar halinde getirilen tam 900 Beni Kurayza‘lı kadın ve çocukların çığlıkları arasında  Peygamber’in emri ile Ali‘nin kılıç darbeleri ile başları kesilmiştir.

Katliam işi bittikten sonra, kadınlar, çocuklar ve mallar müslümanlar arasında pay edilmiş,  Muhammed‘in payına da mallardan başkaca Reyhani adında Nadilli Zeyd‘in kızı Yahudinin karısı dillere destan güzelliği olan bir kadın düşer.

Kaynaklar: Buhari, Meğâzi 30; İbni Kesir, el-Bidaye, 3/134 (Sîre, 3:245.)Sîre, 3:246)Sîre, 3:251; Tabakât, 3:426; Taberî, 3:56.) (Vakıdi, Meğazi, 2/512-517)

Diyarbekir Tarihi Hamis,1/499 ve Vakıdi age 2/523-25)

 

İslam Peygamber’i Muhammed’in Medine’ye hicret  (622) etmesinin üzerinden 2 yıl geçmişti ki, 624 yılında Bedir Savaşını, 625 yılında Uhud Savaşını, 627 yılında Hendek savaşını, 629 yılında Hayber Savaşını, yine aynı yıl Doğu Roma İmparatorluğuna  (Bizans) karşı Mute Savaşını, 631 yılında hem Huneyn  Savaşını  yapıp aynı yıl Tebük seferine çıktı.

Yani Medine’deki 10 yıllık dönemin bilançosuna baktığımızda savaşsız geçen bir yıl dahi göremezsiniz. Barış dini diye algılar yaratılan İslam, hep savaşlarla beslenmiş, yayılmış, genişlemiş ve bugüne gelmiş bir dindir.

İslam’ın varolduğu andan itibaren barışçıl bir din olduğu algısı yaratılmış, ama kaynaklar, bilgiler, araştırmalar yapıldığında hiç de öyle olmadığı, aksine gücü yettiğini anladığı anda şiddet uygulamaktan çekinmeyen etrafını kana, göz yaşına boğan, talandan elde ettiği ganimetlerle İslam devletini kuran şiddet içerikli bir din olduğunu anlamakta zorlanmıyoruz. İslam’ı bize anlatanların da taraflı anlattıklarının farkına varıyoruz. Peygamber’in 9 karısı ve 20 cariyesi olduğunu da “Buyruk” gibi Alevilikte önemli bir yeri olduğu varsayılan  kitaptan öğreniyoruz.

Bizleri şaşırtan bir diğer konu da Peygamber’in evlatlığı Zeyd’in karısı Ümeyme’nin kızı Zeynep’e vurulduğu ve onu elde etmek için de Zeyd’i 629 yılında Bizans ile yapılan Mute Savaşına gönderdiğini ve Zeyd’in o savaşta öldüğünü kaynaklar bize anlatmaktadır.

Peygamber Zeynep ile evlenmek istese de Cahiliyye döneminde varolan, “evlatlıkların boşanmış eşleriyle evlenme yasağı” adeti bu konuyla ilgili ayetin inmesiyle (el-Ahzab 33/37) bu yasak  kaldırıldı ve Peygamber Zeynep ile evlendi.

Burada bir konuya dikkat çekmek istiyorum:  Günümüzdeki Alevilerin bir kesimi Muhammed’e inanan ilk insan olarak Ali’yi bilip sevinmektedirler. Ali’nin kaç yaşında olduğunu bildikleri halde  bunu bir övünç kaynağı yapmalarının yersiz olduğu da malum. Çünkü; nasıl ki  Ali’nin babası Ebu Talip anasız ve babasız kalan yeğeni Muhammed’e sahip çıkıp onu  eli ekmek tutana kadar büyütmüş ise, Muhammed de ekonomik durumu iyi olmayan amcası Ebu Talip’in oğlu, yani kuzeni Ali’yi kendi himayesine almakta tereddüt etmemiştir. İslam Dini’ni yaymaya başladığında kuzeni Ali’ye de durumu anlatmış. Ali oniki yaşında bir çocuk ve amcaoğluna ekonomik nedenlerle bağlı ve onun himayesi altında birisi olarak şunu diyebilir miydi? “Hayır amcaoğlu ben senin getirdiğin yeni dine inanmıyorum, kusura bakma.” Ali’nin hem yaşı itibari ile hem de yaşam koşulu nedeniyle amcaoğluna karşı çıkma şansı yoktur. Hem oniki yaşındaki bir çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında sağlıklı düşünme yetisine sahip olabilir mi ona da bakmak gerek ve bu bir övünç kaynağı da olmamalı. Ali’nin babası  Ebu Talip, yeğeni Muhammed’i koruması altın aldığı halde onun getirdiği İslam dinine inanmayıp putperest olarak ölmüştür.

Muhammed 622 yılında yeni yaymaya çalıştığı dini gizleyip takiyye yaptığı öğrenilince  Mekke’den kaçıp Medine’ye göç etmesiyle gizlilikten çıkıp açık açık  İslan dinini yaymaya başlamış ve 10 yıllık süre içerisinde bir İslam devleti kurmaya kadar gidebilmiştir.

Medine’ye baktığımızda Arap kabileleri ya birbirbirleriyle ya  da diğer kabilelerle sürekli bir çatışma ortamında yaşıyorlardı. İslam’da ilk nüfus sayımı Medine’de yapılmış ve  1500 Müslüman, 4.000 Yahudi ve 4500 Putperest Arab’ın yaşadığı saptanmıştı. Müslümanlığı kabul edip Peygamber’i de sahiplenip arka çıkan Medinelilere Ensar deniyor, Mekke’den Medine’ye göç eden Mekkeli müslümanlara da Muhacirler deniyordu.

İslan Dini’nin çıktığı ama yayılma ortamı bulamadığı Mekke şehri, Peygamber’in doğup büyüdüğü şehirdi ve nüfusu 20-25 bin kadardı. Arap yarımadasının ticari ve siyasi faaliyetlerinin yürütüldüğü önemli bir yerleşim yeriydi. Ayrıca İbrahim Peygamber ve oğlu İsmail tarafından yaptırıldığı bilinen Kabe de  Musevilerin ve Hiristiyanların da sürekli ziyaret ettikleri kutsal mekanlardan biriydi.

Mekke’de yaşamakta olan Putperestler, Hiristiyanlar, Museviler gibi kesimler kesinlikle inançlarından dolayı birbirleriyle dalaşmaz, kimse kimsenin neye nasıl inandığına bakmaksızın birbirlerine saygı  çerçevesi içinde barışın hüküm sürdüğü bir ortamda yaşarlardı.

Bilindiği gibi,  Hz. Muhammed’in 610 yılında başlayan İslam dinini yayma  göreceği tepkilerden dolayı gizlilik içeriyordu. Mekke halkının ve ileri gelenlerinin sloganı “Özgürlük, Eşitlik, Adalet” olan yeni bir dine gösterecekleri olumsuz tepkiyi bildiğinden temkinli davranarak öncelikli olarak kendine en yakın olup da güvenebileceği insanlara yeni bir din getirdiğini söylüyordu.

610 yılında Mekke’de gizlice yayılmaya başlayan İslamiyet en yakınındaki insanlar tarafından tercih edilmiş, (karısı Hatice, 12 yaşındaki kuzeni Ali, Salmanı Faris, arkadaşı Ebu Bekir).  12 yıl Mekke’de Peygamber  yeni dinini gizleyerek Takiyye yapmak zorunda kaldı. Bunda da haklı olduğunu 12 yıl sonra daha iyi anladı. İnancını özgürce, korkmadan  yayabileceği kervan ticaretinden tanıdığı, özgür ve güvenilir bir yer olarak bildiği  Habeşistan’a iki kere gitmiş, orada da gereken güvenli ortamı bulamayınca başka bir yer arayışına girdiği süreçte yeni bir din getirdiği  Mekke müşriklerince anlaşılınca  kendisine bir suikast yapılacağı haberinin  ardından  artık Mekke’de tutunamayacağını anlamış olup yatağına kuzeni Ali’yi yatırıp tek seçenek olarak gördüğü  ve daha homojen bir yapıya sahip olduğunu ticaret yaparken anladığı ve getirdiği yeni dine bazı inananların olduğunu,  güvendiği birkaç kişinin de yaşadığı Medine şehrine  gitmeyi kafasına koymuştu.  622 yılında da  Mekke’nin kuzeyindeki 10 bin nüfuslu Medine şehrine hicret etmiş.  Medine  her türlü inancın yaşadığı bir  kenttir. Medine’de Arap kabileleri Evs ve Hazreç, Yahudi kabileleri Beni Kaynaka, Beni Nadir ve Beni Kurayza’dır.

Kaynaklarda Peygamber’in Medine’ye hicretinden sonra orada yaşamakta olan Yahudi kabileler ile iyi geçinip onlar arasında İslamiyet’i yaymaya başladığı bilinir. Hatta Muhammed 16-17 yıl ibadet ederken kıblesi Kudüs’tür. Ne zaman ki Medine Yahudileri Peygamber’in “İslam dinine girin” çağrısına red yanıtı vermişlerdir, işte o zaman baskı, zulm ve katliam başlamıştır.

Bu kaynağa bir göz atalım:

622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret etmiş ve Medine’ye sığınmış olan Muhammed’i ve yanındaki birkaç müslümanı Medine halkı bağrına basmış koruyup kollamıştı. Muhammed ve yanındakiler Medine’de ilk yıllarında silah kullanmamış, hatta Medine Yahudilerine şirin görünmek için kıbleyi de Kudüs yapmıştı. Medine’de rahata eren Muhammed ve taraftarları ilerleyen yıllarda Medine halkını İslam’a zorluyor, Mekke’ye giden kervan yollarını kesiyor, kervan sahiplerini katlediyor, mallara ve kervanda bulunan kadınlara el koyuyor, Mekke’nin tek geçim kaynağı olan ticaretine sekte vuruyordu. Ganimetten hatırı sayılır gelir elde eden Muhammed bu ganimettten talana katılanlara pay vererek gün geçtikçe yanındaki taraftarlar artmaya başlar ve bu sayısal artış Medine’deki

aşiretler içinde de daha fazla söz sahibi olmayı getirir.

Medine’de yaşayıp da İslam olmayanların yaşam koşulları da  gördükleri baskılar nedeniyle zorlaşmaya başlamıştır. Peygamber, Medine aşiretleri içinde zayıf olanlar üzerinde baskı ve zulüm yapıyor, zaman içinde bunların Medine’den göç etmelerine sebep oluyordu.

Medine aşiretleri birbirleri arasında da öteden beri çeşitli anlaşmazlıklar içinde olmalarına rağmen yine de aynı şehirde yaşamanın bir kolayını buluyorlardı. Hele küçük aşiretler tamamiyle korumasızdılar. Bu durum küçük aşiretleri Peygamber’in baskısına maruz bırakıyor ve  bu anlaşmazlıkları alenen kullanarak Medine halkının küçük aşiretleri üzerinde baskı yapmasına fırsat veriyordu.

Aşiretlerin kendi aralarındaki çatışmayı öğrenen  Peygamber Medine’de barışcıl ve silahsız bir yaşamdan yana olduğunu ortaya koyarak Hazreç, Evs, Beni Kureyza kabileleri ile bir anlaşma yapar.

Bu antlaşmanın içeriği; kendi aralarında sulh ve dışarıdan gelebilecek bir saldırıya karşı birlikte olmayı içeren bir antlaşmadır. Antlaşmadan sonra Perygamber ve yanındakiler hem kervan yollarını kesmeye, hem de Medine içinde huzur ve sükunu bozacak eylemlere başlarlar.

Medine halkına Müslüman olmaları konusunda baskı yapan Peygamber, bu çağrısı Musevi halk tarafından kabul görmeyince kıbleyi Kudüs’ten Mekke’ye çevirdi. Artık İslam’ın kıblesi Mekke idi. Mekke 630 yılında ele geçirilince de kıble Kabe oldu.

Baskılar nedeniyle Medine halkı ve Muhammed arasında gerginlik gün geçtikce artmaya başladı. Kervan yollarının kesilmesi ve gasp olayları Mekke ileri gelenlerini oldukca rahatsız eder ve bir ordu toplar, Medine üzerine yürürler

ve Hendek Savaşı olur.

Peygamber’in İslami baskısından muzdarip olan Medine halkı Hendek savaşında Muhammed‘e yardım etmez ya da bir kısmı isteksiz hareket eder.

Medine anlaşmasını bahane eden Muhammed çok sinirlenir ve savaşın bitmesiyle “Cebrail ile” görüşür ve Cebrail sözde ona: “Bak biz melekler 40 gündür düşmanlarınızla savaşıyoruz ve hala silahlarımızı bırakmış değiliz. Şimdi kalk hepiniz Beni Kureyza kabilelerinin bulunduğu diyara gidin, onları öldürün. Ben de hemen önden gider evlerini üzerlerine yıkarım“ der.

Peygamber Cebrail ile görüşmesinden sonra taraftarlarına dönerek:“İkindi namazını Beni Kurayza‘da kılacağız, haydi savaşa“ der.

Beni Kureyza‘ya saldırır. 27 gün kale ablukada tutulur, erzak sıkıntısı çeken Beni Kurayza‘lılar teslim olurlar. Elleri arkadan boyunlarına bağlı Medine pazar yerine getirilen 900 Beni Kurayza‘lılar, sonradan Müslüman olduğu söylenen, Bedir savaşında yaralanmış, Beni Kurayza‘ya destek olmadıkları için kin tutan Saad bin Muaz‘ın hükmü ile kafalarının kesilmesine, kadınların, çocukların ve malların pay edilmesine karar verilmiştir. Pazar yerine kazılan hendeklerin başına teslim olmuş, elleri arkadan bağlı, küçük gruplar halinde getirilen tam 900 Beni Kurayza‘lı kadın ve çocukların çığlıkları arasında  Peygamber’in emri ile Ali‘nin kılıç darbeleri ile başları kesilmiştir.

Katliam işi bittikten sonra, kadınlar, çocuklar ve mallar müslümanlar arasında pay edilmiş,  Muhammed‘in payına da mallardan başkaca Reyhani adında Nadilli Zeyd‘in kızı Yahudinin karısı dillere destan güzelliği olan bir kadın düşer.

Kaynaklar: Buhari, Meğâzi 30; İbni Kesir, el-Bidaye, 3/134 (Sîre, 3:245.)Sîre, 3:246)Sîre, 3:251; Tabakât, 3:426; Taberî, 3:56.) (Vakıdi, Meğazi, 2/512-517)

Diyarbekir Tarihi Hamis,1/499 ve Vakıdi age 2/523-25)

 

İslam Peygamber’i Muhammed’in Medine’ye hicret  (622) etmesinin üzerinden 2 yıl geçmişti ki, 624 yılında Bedir Savaşını, 625 yılında Uhud Savaşını, 627 yılında Hendek savaşını, 629 yılında Hayber Savaşını, yine aynı yıl Doğu Roma İmparatorluğuna  (Bizans) karşı Mute Savaşını, 631 yılında hem Huneyn  Savaşını  yapıp aynı yıl Tebük seferine çıktı.

Yani Medine’deki 10 yıllık dönemin bilançosuna baktığımızda savaşsız geçen bir yıl dahi göremezsiniz. Barış dini diye algılar yaratılan İslam, hep savaşlarla beslenmiş, yayılmış, genişlemiş ve bugüne gelmiş bir dindir.

İslam’ın varolduğu andan itibaren barışçıl bir din olduğu algısı yaratılmış, ama kaynaklar, bilgiler, araştırmalar yapıldığında hiç de öyle olmadığı, aksine gücü yettiğini anladığı anda şiddet uygulamaktan çekinmeyen etrafını kana, göz yaşına boğan, talandan elde ettiği ganimetlerle İslam devletini kuran şiddet içerikli bir din olduğunu anlamakta zorlanmıyoruz. İslam’ı bize anlatanların da taraflı anlattıklarının farkına varıyoruz. Peygamber’in 9 karısı ve 20 cariyesi olduğunu da “Buyruk” gibi Alevilikte önemli bir yeri olduğu varsayılan  kitaptan öğreniyoruz.

Bizleri şaşırtan bir diğer konu da Peygamber’in evlatlığı Zeyd’in karısı Ümeyme’nin kızı Zeynep’e vurulduğu ve onu elde etmek için de Zeyd’i 629 yılında Bizans ile yapılan Mute Savaşına gönderdiğini ve Zeyd’in o savaşta öldüğünü kaynaklar bize anlatmaktadır.

Peygamber Zeynep ile evlenmek istese de Cahiliyye döneminde varolan, “evlatlıkların boşanmış eşleriyle evlenme yasağı” adeti bu konuyla ilgili ayetin inmesiyle (el-Ahzab 33/37) bu yasak  kaldırıldı ve Peygamber Zeynep ile evlendi.

Burada bir konuya dikkat çekmek istiyorum:  Günümüzdeki Alevilerin bir kesimi Muhammed’e inanan ilk insan olarak Ali’yi bilip sevinmektedirler. Ali’nin kaç yaşında olduğunu bildikleri halde  bunu bir övünç kaynağı yapmalarının yersiz olduğu da malum. Çünkü; nasıl ki  Ali’nin babası Ebu Talip anasız ve babasız kalan yeğeni Muhammed’e sahip çıkıp onu  eli ekmek tutana kadar büyütmüş ise, Muhammed de ekonomik durumu iyi olmayan amcası Ebu Talip’in oğlu, yani kuzeni Ali’yi kendi himayesine almakta tereddüt etmemiştir. İslam Dini’ni yaymaya başladığında kuzeni Ali’ye de durumu anlatmış. Ali oniki yaşında bir çocuk ve amcaoğluna ekonomik nedenlerle bağlı ve onun himayesi altında birisi olarak şunu diyebilir miydi? “Hayır amcaoğlu ben senin getirdiğin yeni dine inanmıyorum, kusura bakma.” Ali’nin hem yaşı itibari ile hem de yaşam koşulu nedeniyle amcaoğluna karşı çıkma şansı yoktur. Hem oniki yaşındaki bir çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında sağlıklı düşünme yetisine sahip olabilir mi ona da bakmak gerek ve bu bir övünç kaynağı da olmamalı. Ali’nin babası  Ebu Talip, yeğeni Muhammed’i koruması altın aldığı halde onun getirdiği İslam dinine inanmayıp putperest olarak ölmüştür.

Muhammed 622 yılında yeni yaymaya çalıştığı dini gizleyip takiyye yaptığı öğrenilince  Mekke’den kaçıp Medine’ye göç etmesiyle gizlilikten çıkıp açık açık  İslan dinini yaymaya başlamış ve 10 yıllık süre içerisinde bir İslam devleti kurmaya kadar gidebilmiştir.

Medine’ye baktığımızda Arap kabileleri ya birbirbirleriyle ya  da diğer kabilelerle sürekli bir çatışma ortamında yaşıyorlardı. İslam’da ilk nüfus sayımı Medine’de yapılmış ve  1500 Müslüman, 4.000 Yahudi ve 4500 Putperest Arab’ın yaşadığı saptanmıştı. Müslümanlığı kabul edip Peygamber’i de sahiplenip arka çıkan Medinelilere Ensar deniyor, Mekke’den Medine’ye göç eden Mekkeli müslümanlara da Muhacirler deniyordu.

İslan Dini’nin çıktığı ama yayılma ortamı bulamadığı Mekke şehri, Peygamber’in doğup büyüdüğü şehirdi ve nüfusu 20-25 bin kadardı. Arap yarımadasının ticari ve siyasi faaliyetlerinin yürütüldüğü önemli bir yerleşim yeriydi. Ayrıca İbrahim Peygamber ve oğlu İsmail tarafından yaptırıldığı bilinen Kabe de  Musevilerin ve Hiristiyanların da sürekli ziyaret ettikleri kutsal mekanlardan biriydi.

Mekke’de yaşamakta olan Putperestler, Hiristiyanlar, Museviler gibi kesimler kesinlikle inançlarından dolayı birbirleriyle dalaşmaz, kimse kimsenin neye nasıl inandığına bakmaksızın birbirlerine saygı  çerçevesi içinde barışın hüküm sürdüğü bir ortamda yaşarlardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir