Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ALEVİ ÖĞRETİSİ İNSANLIĞIN VE İNSANIN DOĞUŞUNU NASIL AÇIKLAR?

 

Bütün dinlerin ve ideolojilerin, kendileri açısından cevaplamaya çalıştıkları ortak sorulardan biriside, İnsan’ın doğuşuna yada yaratılışına yöneliktir. İnsan denen canlı varlık nereden gelmektedir ve nasıl ortaya çıkmıştır? Alevi öğretisi bu soruyu nasıl cevaplandırmaktadır? Konunun doğru anlaşılması için, önce konuya yönelik getirilen bilimsel ve dini(islami) düşünceyi özetleyeceğiz. Sonrada Alevi öğretisinin(felsefesinin) getirdiği açıklamayı anlatmaya çalışacağız.

Bilimsel açıklamalara göre, günümüzden 14 Milyar yıl önce büyük bir patlama ile birlikte, Mineraller, vb. şeyler ortaya çıktı. Sonraki yüzyıllar binyıllar sürecinde minerallerin değişiminden ve bileşiminden Bitkiler ortaya çıktı. Daha sonraki yüzyıllar binyıllar sürecinde ise Bitkiler’in değişim ve bileşiminden Hayvanlar ortaya çıktı. Hayvanın ortaya çıkışından sonraki yüzyıllar ve binyıllar süreci içerisinde, Hayvan’ın değişim ve gelişiminden ise, günümüzden 70 000 yıl önce, İnsan türleri ortaya çıktı. Özetle buradan anlaşılması gereken konu şudur. Bilimsel düşünceye göre İnsan, hiç yoktan yaratilmı bir canlı varlık değil, Hayvan’dan türemiş olarak ortaya çıkmış olan canlıvarlıktır.

Dahada somutlaştıracak olursak eğer, İnsan(Homo sapien) bir çeşit Maymun cinsinden tütemiştir. Yani, başlangıçta İnsan’da bir çeşit Hayvan cinsidir. Başlangçta değişik İnsan türleri var olmasına rağmen, süreç içerisinde Hono sapien olarak isimlendirilen İnsan türü, diğer türleri hayattan dışlayarak yoketmiştir. Süreç içerisinde Homo sepien bir çok özelliklerini geliştirerek bu günkü İnsan özelliğini bulmuştur. (Bu konuda geniş bilgi edinmek için, diğer kaynakların yanında, Yuval Noah Harari’nin ‘Eine kurze Geschichte der Menschheit, München 2013’, adlı kitabı okunabilir.)

Büyük dinlerin (böylece İslam), bütün canlıların olduğu gibi İnsan’ın ve İnsanlığın doğuşu üzerine olan düşünceleri, bilimsel düşünceden çok farklıdır. Dinlerin (üzelliklede Musevilik ve İslam’ın) anlayışına göre, bu konudaki düşünceleri, kendi ‘kutsal Kitapları’ olan Tevrat ve Kuran da yazılıdır. Bu kitaplarda yazılı olan düşünceler ise, bu dinlere göre, Tanrı sözüdür, kutsaldır, sonsuza kadar geçerlidir ve değiştirilemezler.

Özet olarak söyleyecek olursak eğer, bu her iki dine ve kitaplarına göre, evrendeki her şey gibi İnsan da Tanrı tarafından yaratılmıştır. Yoktan var edilmiştir.

Museviliğe göre(Neue Testament), evrende var olan herşeyler için sırasıyla, Tanrı olsun demiş ve olmuş. Yaratılışın altıncı gününde Tanrı, insan olsun, bize benzeyen bir varlık olarak insan olsun demiş, insan olmuş. İnsanları diğer canlılara hükmatmek için yaratmış. Tanrı insanı erken ve kadın olarak yaratıp onlara kendilerini çoğaltmalarını emretmiş.(Bu konuda okunacak kitap, diğer kaynakların yanında esas kaynak, Die Bibel-Altes und Neues Testament, Stuttgart 1980).

İslam dinine göre(Kur’an-ı Kerim) İnsanı ve bütün varlıkları Tanrı yaratmmıştır. Herşeyi yoktan var etmiştir. Evrende var olan ve gelişen her şey Tanrı’nın emirleridir. Kuran her konuyu içermektedir, tanrı sözüdür, her zaman için geçerlidir ve değiştirilemez. İnsanlar, tanrının emirlerine uygun yaşamalılarki Tanrı onları felaketlerden korusun ve mükafatlandırsın. Esas mükafat ise öldükten sonra Cennete gitme müsadesi almaktır.(Bu konularda okunacak kitap, diğer kaynakların yanında, Türkçe Meali ile KUR’AN-I KERİM, London 1990, olabilir)

Tasavvufcuların insanlığın doğuşu üzerine bakışları ise, büyük dinlerde ezberletilenlerden ve kutsal kitaplarda yazılanlardan, önemli farklılıklar göstermektedir. Özelliklede Hindistan tasavvufu, yeni Platon’cu felsefe ve Anadolu’nun islam tasavvufcusu Mevlana’yı örnek aldığımızda, bu önemli kaynakların, insanlığın ortaya çıkışı konusunda, kutsal kitaplarda yazılanlardan oldukca faklı ve bilimsel düşünceyede oldukca yakın düşündüklerini görüyoruz.

Anadolu Aleviliği kendi tarihi gelişim ve oluşum süreci içerisinde, bilinen büyük dinlerle ve onların kutsal kitaplarıyla tanışıp onlarla yüzleştikleri gibi, aynı zamanda da, Hınt tasavvufu, yeni platoculuk, Anadolu tasavvufu ve Mevlana, vb. gibi düşünce ve inanç anlayışlarıylada tanışmışlar, uzun süre bu düşüncelerle birlikte yaşamışlar ve bu düşüncelerden belli ölçülerde etkilenmişlerdir.

Max Weber’in bildirdiğine göre(Max Weber, Wırtschaft und Gesellschaft, Frankfurt 2005), Hint tasavvufu, 9. İle 13. yüzyıllarda, zamanın Hint Dervişleri aracılıgı ile, Asyadan Balkanlara kadar yayılmış ve etkili olmuştur. Yeni platonculuk Anadolu’da büyük etkiler yaratmıştır. 12. Ve 13. yüzyıllarda, Anadolu Alevi bilgeleri olan Baba İlyas, öğrencisi Hacı Bektaş Veli v.d. Anadoluda yaşamışlar, yeni platonculuğu iyi bildikleri gibi dönemin farklı dini tasaffucuları( Yunus Emre ve Mevlana da dahil) ilede tanışıp düşünce alışverişinde bulunmuşlar ve birbirlerinden karşılıklı etkilenmişlerdir.

Anadolu Aleviliği öğretisi, İnsan’ın ortaya çıkışı ve insanlığın gelişim tarihi üzerine düşünce oluştururken, yukarıda sözünü ettiğimiz felsefi ve tasavvufcu düşüncelerden etkilenmiş ve büyük ölçülerde onlarla aynı bakış açısını kabul etmiştir. Babailer’in pratik faaliyetleri yanında, oldukca geniş ve derin teorik birimlerininde olduğu düşünülmektedir. İlk olarak Hint tasavvufunda belirtildiği gibi, Alevi öğretisine görede, büyük patlamadan sonra evrene Mineraller saçılmış, Minerallerin değişim ve gelişim sürecinde Bitkiler ortaya çıkmış, Bitkilerin değişim ve gelişim sürecinde Hayvanlar ortaya çıkmış, Hayvanların değişim ve gelişim sürecinde ise İnsanlar ortaya çıkmıştır. Birçok tasavvufcu gibi islam tasavvufcusu olarak bilinen Mevlana da aynı düşüncededir. Mevlananın kitabı Mesnevide yazılı düşünceleri, ve aynı kitapdaki şu şiiri, bu düşünce anlayışını en iyi şekilde özetlemektedir.
Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.
Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum.
Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum.
Öyleyse ölümden korkmak niye?
diyor Mevlana.

Düşüncelerin oluşması demek, düşünce ve toplum önderlerinin gerçekten bilge oluşu demek, toplum tarafından hemen her düşüncenin anlaşılması ve kabul edilmesi demek değildir. Bazı eski inançlar ve düşünceler, toplum içerisisnde, uzun süre varlıklarını ve etkilerini devam ettirebilirler. Anadolu aleviliğindede durum böyledir.

Alevi öğretisinde, İnsanlığın doğuşu ve gelişiminin yanında, çocuk doğumununda hangi koşullarda olabileceği açıkca anlatılmasına rağmen, giderek azalsada hala toplumun bazı kesimlerinde, bazı Animist(en eski inanç) ve sihirbazlık inancından kalma inanışlar varlığını sürdürmektedir. Mesela, çocuğu olmayan kadınlar için yardımcı olabilecek Tekke, Mersiye yada Dede/Ana olduğuna inanılmaktadır. Bu inanış biçini bilimsel düşünceye olduğu gibi Alevi Öğretisi’ne de aykırıdır ve aldatıcıdır.

İşin ilginç yanı ise, bu tür aldatıcı ve yanlış inanışlara sadece toplum içerisinde sıradan insanlardan bazılarının ilgi göstermesiyle kalmıyor. Kendisine inanç önderiyim diyen, bazı Dede ve Analar da, aynı yanlış ve aldatıcı düşüncelere uygun davranarak, bu tür Çocuk sahibi olmak isteyen kadınlara yardımcı olma gibi, yada benzeri başka durumlarda, Alevi öğretisine aykırı, düşünce ve davranış bozuklukları içerisine girebiliyorlar. Bu tür davranışlar kesin bir dille reddedilmelidir.

Alevi öğretisine göre, bütün varlıklar ayrı ayrı Tanrı’nın birer sıfatını kendilerinde taşırlar. İnsan ise Tanrı’nın bütün sıfatlarını kendinde taşır. Tanrı, bütün sıfatlarıyla, insanda tecelli etmiştir. Fakat, Tanrı insan suretinde tecelli edinceye kadar, kendisinden önceki var olan bütün varlıklardan(Minerallar, Bitkiler ve Hayvanlar) geçerek ve kainattan süzülerek gelmiştir. Bu düşüncenin iki anlamı vardır, biri hikaye gibi anlatılan gerçek dışı düşünce, diğeri ise, gerçek tarafı olan düşüncedir.

Gerçekci düşünceye göre, İnsan’ın kainattan süzülüp gelmesi demek, İnsan’ın henüz daha varlık suretine gelmeden önce, baba belinde ve ana rahninde var olan birer katre menidir. Ana ve baba, o meniyi, yedikleri ve içtikleri şeylerden(etten, ottan, meyveden, sudan, vb.) şeylerden meydana getirmişlerdir. Bu demektirki İnsan, meni haline gelmeden öncede kainatta dağınık bir halde ve her zerresi bir varlıkta bulunur haldeydi.

Kısaca özetleyecek olusak, bütün varlıkların oluşumunda yada ortaya çıkışlarında gerekli olan şey meni(tohum) ve tohumun birleşmesidir. Bu, minerallerden bitkilerin dönüşüm ve gelişmesinde, bitkilerden hayvanların dönüşüp gelişmesinde, havanlardan insanların dönüşüp gelişmesinde ve insandan insanın türemesindede hep böyledir. (Bu konuda okunacak kitap, diğerlerinin yanında Abdulbaki Gölpınarlı’nın, Alevi-Bektaşi Nefesleri, adlı kitabıdır).

Yine okuyucuyu usandırmamak için konuyu kısa ve özet olarak sundukç
Alevi aydınlanmasına katkı sunma dileğiyle ve
Aşk ile, …

Hüseyin Akpınar, 18.10.2021

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.