Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

DERSİM KATLİAMI 1938  (2. BÖLÜM )

-Sadık Erenler / Araştırmacı- Yazar /S.Erenler@web.de –

1896-1905  yılları arasında  padişahın kaynı olan Mareşal (Müşir)  Zeki Paşa Dersim olaylarını bastırmak için görevlendirilir. Başarılı olamaz. Zeki Paşa, Dersimlilerden “Hamidiye Alayları”  kurma planıyla uzlaşma yoluna gitmek ister. “Dersimliler Kızılbaş oldukları için alay kurulamaz”, diyen padişah bu teklifi reddeder.

Aynı dönemlerde Dersim üzerine yirmi tabur göndermek isterler. Zeki Paşa vilayeti sitenin (Ermenilerin yoğun olduğu bölge)  ortasında olan Dersim’in orda kalmasını yararlı görür.  Yani Ermenilere karşı Dersim’i kullanmak istemektedirler. Ama Dersimliler  Osmanlıyı enikonu tanıdıkları için bu kurulan oyuna da gelmezler. Vilayeti Site:Berlin antlaşmasında adı geçen Sivas, Erzurum, Harput, Diyarbakır, Bitlis ve Van gibi  o zamanlar Ermenilerin yoğunlukta olduğu  altı vilayet demektir.)

1890-1909 yıllarında  Kürtler 75.000 kişilik Hamidiye Alaylarını oluştururlar. Bu Kürt alayları 20 Ekim 1890  tarihli yasayla 1891 yılında kurulmuştur. Alayın ismi Abdülhamit’e atfen verilmiştir. Kürt beyleri devletten  toprak ve para alır, Kürt çocukları İstanbul’da askeri okullarda subay olarak yetiştirilirler, sonra  da Hamidiye Alaylarına atanırlardı. Onbinlerce Sünni ve Şafii Kürt aylığa bağlanmıştı. Ama Dersim uşağı devletin en tehlikeli insanları oldukları için bu alayların yanından bile geçemezlerdi.

Savaş ortamının gerginliğinde bazı Dersim aşiretleri  Osmanlının himayesi altına girmek istemişse de  Padişah: “Kızılbaşları kabul etmiyoruz,” diye getirilen öneriyi reddetmiştir.

1903 yılında  Dersim Mutasarrıfı Ali Bey Dersim raporunu hazırlar.

1905 yılında Dersim’in  etrafı  altı tabur askerle çevrilmek istenir.

1907 yılı Mayıs’ından itibaren çatışmalar başlar. Kureyşan aşiretinden Ali Çavuş  2.000  kişilik bir kuvvetle Kığı köylerine saldırır. Aynı günlerdeki çarpışmalarda Miralay (Albay) Halis Bey, Tağar Çayı’nın Değirmendere mevkiinde yaralı olarak esir alınır. Uzlaşma için arabulucular gönderilir. Arabulucular eliyle Dersimliler (Kocan aşireti)  esir aldıkları albay Halis Beyi Hozat’ta devlet yetkililerine teslim ederler.

1907 tarihli raporda şunlar yazılıdır. “Koç  Kozız), Şam, Resik aşiretleri diğer aşiretlerden destek alırlar. Dersimli aşiretler o dönemde  20.000 silahlı çıkaracak güçtedirler. Ve çok cesurdurlar. Bu bölgeye en az yirmi taburluk bir kuvvetle harekat yapılabilir. Bu kuvveti ise şu anda toplamak mümkün değildir.”

Askeri saldırıya karşı Kozızlar  Hozat’a, Semkanlar ile Reskanlar da Çemişgezek’e baskın yaparlar. Bu olaylardan sonra Dersim’e ambargo uygulanarak yiyecek satışı yasaklanır.

Tarihi belgelerden özetlenirse: “1908’de  Ferhatan aşiretinden Diyap Ağa ile birlikte Kozızlar, Semkanlar, Reskanlar 500 kişilik bir kuvvetle Çemişgezek’i abluka altına alırlar. Osmanlı yine askeri sefer başlatır. 19 Mayıs’ta Kelkit ve Gümüşhane Redif taburları Dersim’e yetişip  bir kaç köyü yakarlar. Bu karşılıklı çatışmalar aşağı yukarı dört ay sürer. Redif taburlarının bütün cephanesine el koyan Dersimliler 25 neferi çırılçıplak soyarak serbest bırakırlar.

1908’de Meşrutiyet ilan edilir ve genel af çıkarılır ve 28 Temmuz’da olaylara son verilir. Ama 12 tabur Dersim’den çekilmeyip bekletilir.

1908  yılının Nisan  ayında Osmanlı ordusu ile birlikte Dersim’e saldıran Kürt Hamidiye Alayları Munzur dağlarında  Ovacık ve Pülümür aşiretleriyle savaştılar. (Seyfi Cengiz, Dersim ve Dersimli, Desmala Sure yayınları)

1908 yılında Temmuz ayından itibaren Cibran Kürt aşiretinden oluşan Hamidiye Alayı Osmanlı ordusu ile birlikte Batı Dersim aşiretlerine karşı savaştı.

1909 yılının Agustos ayının 29’unda  Haydaran aşireti üzerine askeri harekat yapılır. Aşiretin bir çok köyü ve tarladaki mahsulleri yakılır.  Bazı Dersim aşiretleri Haydaran aşiretine destek amacıyla Kureyşanlılarla birlikte Nazmiye’yi basarlar.

1910 yılında Osmanlı yeniden askeri harekat yapar.

1911 yılında Pülümür mıntıkasında çatışmalar olur. Bazı köyler yakılır.

1912 yılında Bedirhanlar’dan  Dersim (Hozat) valisi olarak atandı.

1914 yılında I. Dünya Savaşı başlamıştır. Kırğan aşireti, Sin nahiye müdürünü görevinden kovar. Kırğanlılar üzerine asker gider, aşiret reisi Süleyman Ağa vurulur.

1915 yılında Rus ordusu doğuda işgallere başlar ve Ermenilerden büyük destek görür. Osmanlı da bu ihaneti sineye çekmeyip Tehcir olayını başlatır. Suçlu suçsuz Ermeniler topraklarından sürülürler ve binlercesi telef olur. Tehcir esnasında bir çok Ermeni vatandaşı Dersim’e sığınarak canlarını kurtarır. Ermenilere kucak açan Dersimliler Osmanlının öfkesini daha çok üzerine çeker.

1916 yılında Ferhatan aşiretinin başlattığı harekat Osmanlı tarafından kanla bastırılır.

Aynı yıl Ruslar Erzurum bölgesini işgal eder, Erzincana girer. Rus ordusu Ermeni milliyetçilerinin desteği ile Dersim-Pülümür’e girer ve Ovacık’a dayanır. Dersim aşiretleri bir karar vermek zorundadırlar ve Ruslara karşı savaşma kararı alırlar.

1916 yılında Hormekli Küçük Ağa,  Ruslara karşı savaşmak üzere 24 aşiret reisini İzzet Paşa’ya götürür.

Aynı yıl Rusya’da iç karışıklıklar çıkmaya başlamıştır. Bolşevikler iktidara gelmek üzeredirler ve iç savaş başlamıştır. Bu durumda Rus ordusu Anadolu’da daha fazla kalamayacağını anlar ve geri çekilmeye başlar.

1916 yılının 30 Mart’ında   Osmanlı,  Dersim’in başkenti olan Hozat valiliğine  Kürt beylerinden Diyarbakırlı  Cemil Ziya Paşa’yı vali olarak atadı.

1917 yılının Ekim ayında  Rusya’da Kızıl Devrim olur.  Proletarya iktidara gelmiştir. İktidara gelen Lenin, hem orduyu geri çeker hem de Anadolu’da başlayan kurtuluş mücadelesine destek  vermek için Mustafa Kemal’e yardım  gönderir. Gemilerle aylarca Rusya’dan silah ve malzeme Kurtuluş  Savaşı için Anadolu’ya gönderilmiştir.

1918 yılının 30 Ekim’inde yapılan Mondros Mütarekesi ile Osmanlının toprakları paylaşılmak istenir.

1918 yılında Ovacık aşiretleri üstün bir çaba ile Osmanlıya direniyordu. Osmanlı yönetimi Kürt Cibranlı Halit komutasındaki Kürt Hamidiye Alayını gönderdi ve Albay Halit Ovacık’ta Osmanlı yönetimini yeniden kurdu.

15 Mayıs 1919’da  Yunanlılar İzmir’e çıkarlar.

1919 yılının  19 Mayıs’ında Mustafa Kemal Samsun’a çıkarak Anadolu’daki düşman işgallerine karşı Kurtuluş Savaşı’nı başlattı. 16 Mart 1919’da işgalci İtilaf  Devletleri İstanbul’a girmişler ve İngilizler 18 Mart’ta Osmanlının meclisini dağıtmışlardır.

1919 yılının Eylül ayında Mustafa Kemal  Erzurum’da yapmış olduğu kongreden sonra Sivas’a doğru yola çıkmıştır. Erzincan Boğazında Dersimliler tarafından yolunun kesileceği ve tutuklanıp padişah yanlısı olan Elazığ Valisi Asli Galip’e teslim edileceği ihbarı gelir. Mustafa Kemal yoluna devam eder. İhbarın tam tersi gerçekleşir ve Erzincan Boğazında Mustafa Kemal’i karşılayan Diyap Ağa’nın kardeşi Mustafa Ağa onun geçişine yardımcı olur.

Erzurum kongresinden sonra  Mustafa Kemal, Dersim-Koçgirili Alişan Bey ile görüşerek kurtuluş savaşı için Dersim ve Koçgiri aşiretlerinin desteğini ister.

29 Aralık 1919 yılında Ankara’ya yerleşen Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de topladığı  ilk mecliste Dersim yöresinden 6 mebus vardır. Ama Seyit Rıza bu mebusların  Dersim’i temsil etmediklerini Ankara’ya bildirir. Alişer Bey’e Koçgiri,  Baytar  Nuri’ye (Nuri Dersimi)  ve bazı güçlü aşiretlerin reislerine Dersim mebusluğu teklif edilirse de kabul edilmez.

1920 yılının ikinci çeyreğinde Alişer ile birlikte Koçgirililer Yellice nahiyesindeki Hüseyin Abdal tekkesinde bir toplantı yaparlar. Batı Dersim’de büyük bir kuvvetin onların işaretini beklediğini söylerler.

1925 yılındaki isyan dalgası Şeyh Sait ile başlar. Bu isyan kanlı bir şekilde bastırılır. İsyanın elebaşısı Şeyh Sait İstiklal  Mahkemesinde yargılanır ve idam edilir. Devletin bu bölgeye olan kuşkusu giderek artmaktadır.

2 Şubat 1926 yılında Mülkiye Müfettişi Dersim Raporu hazırlar. Yine aynı yıl  Dersim raporu hazırlayan Diyarbakır Valisi Cemal Bey:” Koçuşağı( Kozızlar) hariç, diğer aşiretler devletle anlaşabilir,” der

Jandarma Umum Komutanlığı (JUK)  1932 yılında gizli bir rapor hazırlar. Bu rapor özetle şu notları içermektedir. ”Dersim 19.asra kadar müstakil bir durumda ve ismen Osmanlı İmparatorluğuna bağlı şekilde yaşamış bir mıntıkadır. 1877’den beri  Dersim’e 11’i büyük olmak üzere onlarca sefer yapılmıştır ama Dersim I. Cihan Harbinde elindeki silahları yenileyerek daha da güçlenmiştir.”

   “Osmanlı döneminde Dersim’e 11’i büyük olmak üzere 108 askeri sefer yapıldı, diye,” yazar 11.08.1937 tarihli Tan gazetesi

Naşit Hakkı isimli bir subay 1925 yıllarında  tutmuş olduğu notlarını Derebeyi ve Dersim adıyla kitaplaştırmıştır. Bu kitaba göre: “Fatih Sultan Mehmet döneminden beri Dersim’e hayatında beş asır yalnızca sevki tabii (iradesi) hakim olduğunu, ‘Koçuşağının çevre şehirler için tehdit ve bela olduğunu’  ve Dersim’deki bu boğucu havanın Mustafa Kemal’in gününe değin geldiğini,” yazıyor.

1926  yılında Diyarbakır Valisi Cemal Bardakçı ilkin kendisi Seyit Rıza ile Hozat-Karaca köyünde görüşür ve sonra Hozat’ta İzzettin Paşa ile üçü birlikte görüşürler. Baytar Nuri’nin Holvenk  Köyünde mecburi ikamet teklifini kabul eden Seyit Rıza, Alişer’in Dersim’den çıkartılma istemini reddeder.

19 Eylül 1926 yılında  sadece Koçuşağına  (Kozızlar aşireti)  karşı Albay Mustafa Muğlalı’nın komutasında tedip (islah etme) harekatı başlar. 10. ve 15. Alaylar, I. ve III. Taburlar, 12. Alaydan I. ve II.Taburlar, 16. Alaydan II. Müfredat  Bölüğü, III. Dağ Bataryası harekata katılır. 4 Ekim’de Ali Boğaz’da çatışmalar bütün hızıyla sürmektedir. 15 Ekim’de uçaklar  Ali Boğaz’ı bombalar. O zaman mebus olan Diyap Ağa askere destek vermektedir.  Uzun süren direniş karşısında Mustafa Muğlalı Diyap Ağa’ya kızar. “Sen Ankara’da Atatürk’e bir hafta içinde Kçuşağını teslim alırız, diye söz verdin. Ama tam kırk gündür çetelerin mevzilendiği Kurt Tepesi’ni bile aşamadık”, der.

Koçuşağının yiğitçe direndiğini gören Bezgan ve Maksudan aşiretleri Kozızlara destek verir. 1 Aralık 1926’ya kadar devam eden askeri harekat başarılı olamaz. Aracılar kanalıyla Koçuşağı 29 kırık ve kullanılmaz tüfeği orduya teslim eder. Harekat sona ermiş, 31 er. 1 subay ölmüş, 10 er kayıptır. Koçuşağının kaybı ise, 342 büyükbaş, 108 küçükbaş hayvandır.

1926’dan sonra  Vali Cemal Bardakçı, Batı ve Doğu Dersim aşiretleriyle Hozat’ta toplantı yapar. Bu toplantıda  isyanların sorumlusunun Koçuşağı aşireti olduğu ileri sürülür ve imhasına karar verilir.

Ankara Hükümeti 1926’larda Koçuşağı aşireti ile  hiç görüşme yapmaz. Çünkü bu aşiret çok tehlikeli ve iflah olmaz olarak ilan edilmiştir. Ama diğer aşiretler ve Seyit Rıza ile çok defa görüşmeler  devam eder. Koçuşağı (Kozızlar) aşiret lideri İdare İbrahim, 1915 Ermeni Tehciri sırasında  kendine sığınan binlerce sivil, silahsız  Ermenileri kurtarmıştır. Bu Ermenileri Rus ordusunda görevli olan Ermeni asıllı Dikyan Paşa’ya teslim ettiği için Kazım Karabekir, “İdare İbrahim haindir”, diye anılarına yazmıştır.

1928’de Diyarbakır’da  I.Umum Müfettişlik kurulur ve başına da İbrahim Tali Bey getirilir. Vali Cemal Bardakçı’nın aracılığıyla Seyit Rıza ve Baytar Nuri Diyarbakır’a giderler ve İbrahim Tali Bey ile görüşürler. Bu görüşme olumlu geçer ve 1930 yıllarına kadar sukunet sağlanır.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, hazırlamış olduğu raporda Pülümür’de bazı köylerin tehlikeli olduğunu yazar. İnönü  Hükümeti bu rapora dayanarak 1930 yılının Ekim ayında  Pülümür’e tedip (islah etme) harekatı başlatır. Kaynaklar şunu geçerler: “II.Piyade Alayı dört topçu dağ bataryası ve dört uçak harekata katılır. Haydaran aşireti reisi Hıdır Ağa ve akrabası Qemer Ağa Pülümür Danzig  bucağında; Abbasan, Keçelan ve Birman aşiretleri ile ittifak yaparlar. Yoğun çatışmalar olur. 100 Dersimli öldürülür. Bölgedeki köyler yakılıp yıkılır. 27 Ekim 1930 günü Aspirik, Dağbey, Gürk ve Harsik köyleri tedip ve tenkil  (sürme ve boşaltma)  edilir.  Harekat Nazmiye ve Ovacık’a kadar genişletilir. Elazığ Valisi Deli Fahri çok  acımasız davranır. Bu askeri harekat kış gelene değin sürer. Askeri harekata toplam 72 zabit, 1868 nefer (asker) katılmış ve 89.800 piyade fişeği, hafif ve ağır makineler, el bombaları, yüzlerce süvari ve havan topları kullanılmıştır. Erzincan Valisi Ali Kemal yaptığı değerlendirmede, yapılan askeri harekatın yıldırma harekatı olarak kaldığını, idari ve ekonomik olarak hiç bir tedbirin alınmadığını, belirtmiştir.

1933 yılı Dersim’i imha etme planının hazırlandığı yıldır. Jandarma Umum Komutanlığı gizli eylem planı hazırlamıştır. Yalnız 100 adet basılan ve üzerinde “gizli ve zata mahsustur” yazılı kitapçıkta  Dersim’in tarihi,coğrafi ve demografik özelliklerinin yanı sıra “asayişsizliği” ile ilgili bilgilerde verilmektedir. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey de bir Dersim raporu hazırlamıştır. O rapora göre: “Dersim halkı son derece  zeki,  kurnaz  ve hileci. Aynı zamanda çıbanın başı…”  Dersim’deki  asayiş sorunları tek tek sıralanırken, Dersim  bölgesinin devlete karşı  olan itaatsizliğinden de bahsedilmektedir. 100 sayfalık kitapçık iki bölümden oluşmakta; Dersim’i tanıtmak ve  Dersim’in asayiş vaziyeti. İlk bölüme bakıldığında; Dersim’in coğrafi durumu, yolları, suları, nüfusu, ırkı, zirai, idari mali, iktisadi, askerlik ve aşiretlerin durumları. İkinci bölümde ise; Dersim’in asayişsizliği ve bu konuda alınacak önlemler ve islah etme esasları ve  yapılacak çalışmaların hangi safhalardan oluştuğu. Dersim’de hangi aşiretlerin bölgeden çıkarılıp sürülecekleri ve  kitapçıktaki diğer çarpıcı ifadelerden bazıları: Dersim kıtası ahalisi, menaatı mevkiiyeleri hasebile alelekser yaptıkları yanlarına kar kaldığından bundan cüret alarak hükümete inkiyat (boyun eğmek) etmiyor, vergi ve asker vermiyor. Dersimlilerin cidden islahı için ittihaz (tutma, sayma) icrası labut tedabire gelince: ‘muhtemelen her mukavemeti hesap ederek bunu kıracak kadar 4.Ordudan (20.tabur) kuvvet tahsisi…

Mülkiye Müfettişi Hamdi Beyin hazırlamış olduğu raporda da dikkat çekici bölümler şöyle: “Seyit Rıza’nın bütün aşiretleri ittifakına alması ve harekete Şubat’ta geçmeleri ihtimali hakkındaki keyfiyeti teyit (doğrulama) ve tevsik (belgeleme) kabil olmamıştır.  Yakın bir mülakatın vereceği  netayiç ve malumatı arz edeceği gibi Dersim gittikçe Kürtleşiyor, mefküreleşiyor (ülkü, ideal), tehlike büyüyor. Dersim, hükümeti Cumhuriyet için bir çıbandır.”

Raporun ardından bir de sonuç kitapçığa eklenmiş: “Dersim, Türkiye için cehalet, maişet darlığı, dahili ve harici tesvilat ve Kürtlük temayülatı ile bulaşmış, tehlikeli bir çıbandır. Bu çıbanın katı bir ameliyeye tabi tutulması lazımdır…” Dersim halkı cahildir. Bununla beraber şekavete, tecavüze, soygunculuğa, asıl müessir rüasa olmuştur, “ diyerek başlayan bölümün sonunda islah çalışmalarının safhaları şöyle anlatılıyor. “Ana yolların inşası, silahların toplanması, reislerin, bey ve ağaların, seyitlerin bir daha gelmemek üzere garbi (Batı)  Anadolu’ya nakli…”

14 Haziran 1934 yılında 2510 sayılı İskan Kanunu çıkarılır ve İçişleri Bakanına sürgün etme yetkisi tanınır.

25 Aralık 1935 yılında ise, Tunceli Kanunu çıkarılıp Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilir.

   Dönemin başbakanı İsmet İnönü 1935 yılında Dersim üzerine bir rapor hazırlatır. Raporda şunlar yazmaktadır: “Erzincan’da Dersim Kürtlerine karşı vaktiyle set olan Türk köyleri dağolıp zayıflayarak ve Ermeniler kamilen (tamamen) kalkarak Dersimlilerin istilasına karşı meydan tamamen boş kalmıştır. Köyler Dersim’in semiz halkı ile süratle dolmaktadır. Bu köyler Dersim çapulcu kollarının içeri yayılması için menzil ve yatak rolü yapmaktadır…. Dersim vilayetinin yeniden teşkiliyle askeri bir idare kurulması ve islahın bir programa bağlanması lazımdır. 1935 ve 1936’da yolları, karakolları yapılacaktır. 1937 ilkbaharına kadar hazır olursa mürettep ve seferber 2. Fırka Kuvvet ilbaylığı emrine 1937 ilkbaharında verilecektir.”

İsmet İnönü Dersim hakkında rapor hazırlar da ondan sonra  başbakan olan Celal Bayar hazırlamaz mı?  Celal Bayar da başbakan olduğunda bir “Şark Raporu) hazırlar.  Raporun girişinde yer alan ifadeler şunlardı: “Hariçten sokulmaya çalışılan politikanın muzır cereyanlarını kırmak ve bu yurttaşları  anavatana bağlamak için devamlı çalışmak ister. Kendilerine, yabancı bir unsur oldukları resmi ağızlardan da ifade edildiği taktirde, bizim için elde edilecek netice, aksülameden ibaret olabilir. Bugün Kürt diye bir kısım vatandaşlar okutturulmamak ve devlet işlerine karıştırılmamak isteniliyor. Bunu bir sisteme bağlayarak, kendilerine sarih talimat verilmesini çok yerinde ve faideli bir tedbir olarak telakki etmekteyim.”

Dersim’in adı Tunceli olarak değiştirilmesinden sonra, Dersim’in tedip ve tenkil harekatı için Elazığ’da kurulan 4.Umum Müfettişliğinin başına Korgeneral  Abdullah Alpdoğan getirilir.

Dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nın   basında çıkacak Dersim Andıcı üzerine talimatları vardır.

-Olaylar birinci sayfadan değil, ikinci, üçüncü sayfadan verilsin.

   -Dersim’e ilişkin haberlerde askeri harekattan bahsedilmesin.

  – Hükümetin Dersim’deki olayları kısa sürede çözeceği anlatılsın.

1 Kasım 1936’da Abdullah Alpdoğan Elazığ’a gelir. Yeni kurulan Tunceli Vilayetine Vali ve Komutan olarak atanmıştır. Korgeneral Alpdoğan Koçgiri harekatını kanla bastıran ve aynı harekatın ileride Dersim’e karşı da yapılmasını öneren Nurettin Paşa’nın damadıdır. Korgeneral Alpdoğan’ın ilk icraatı Dersim’i yasak bölge ilan edip Dersim’e giriş çıkışları özel izne bağlamaktır.

1937 yılı çok acılara gebe olacak bir yıldır. Devletin gözü tümüyle Dersim’in üzerinedir. Tunceli ismini vererek Dersim’in yazgısını değiştirmek, direncini kırmak asla  mümkün değildir. Ankara Hükümeti sürekli olaral Batı bölgesine sürgün edilecek Dersimlilerin listesini hazırlarken, Dersim’de de Seyit Rıza etkisini giderek artırmaktadır. Dersimli aşiretler Seyit Rıza’nın haber göndermesi ile  Hozat-Deşt Nahiyesi Halvori Köyünde toplanırlar. Bu toplantıda Abbasan Aşireti’nden  Seyit Rıza, Kureyşan Aşireti’nden Gaxi, Demenan aşiretinden Cive Khej  ve Yusufan Aşireti’nden Qemer Ağa önder durumundadırlar.  Ziyaret suyunu içip yemin ederek dış saldırılara karşı direnmeye karar verirler.

Kocan Aşireti, 1926 yılı çatışmasında   diğer aşiretler tarafından desteklenmeyip yalnız bırakıldıkları için  toplantıya çağrılan bu aşiretlere güvenmez ve toplantıya gelmez. Kendine karşı yapılacak bir saldırıda da gücüne güvenir ve sessiz kalmayı yeğler. Mazgirt, Pülümür ve Nazmiye aşiretleri de tarafsız davranmayı seçerler. Hozat Aşiretleri ise, hükümete teslim olmaya karar verirler.

1936 yılında Ovacık’ta askeri kışla inşa eden  Mütaahhit Hıdır, Seyit Rıza’yı Elazığ’a götürerek Korgeneral Alpdoğan ile görüştürür. Seyit Rıza’ya ikinci kez Elazığ ovasında  arazi, merkezde birkaç dükkan ve para teklif edilir. Seyit Rıza: “Ben gözlerimi burada açtım, burada ölmek istiyorum,” der ve öneriyi yine reddeder. Ayrıca Dersim’in haklarının verilmesini de ister.

Korgeneral Alpdoğan, bir bildir yayınlayarak Dersimlilerden 200.000 martin, tüfek ve ayrıca vergi ister. Korgeneral, bilmektedir ki Dersimlilerde bu kadar silah bulunmamaktadır. Onun amacı çözüm derken çözümsüzlüğü Dersim halkına dayatmaktır. Ankara Hükümeti, Dersim’e gereken saldırıyı yapmak için adımlar atmaktadır. Bu adımlardan  birisi de  Amutka ile Sin karakolu arasına ve Pah ile  Amutka arasındaki Harçık suyu üzerine asma köprü yapmaktır.

Silah ve vergi toplamak için Yusufan aşireti üzerine  askeri birlik gönderilir. Bir kaç asker Dersimli bir kıza tecavüz eder.

Devletin gizli raporlarında; “1937 yılının 21-22 Mart ayında kutsal bir günde (İmam  Ali’nin doğum günü), Demenan, Haydaran aşiretleri ilk defa Pah ile Kahmut köprüsünü yakarlar, telefon tellerini keserler”. Olay hiç de gizli raporda yazıldığı gibi değildir.  Olayın şahidi Mehmet Ali’nin kardeşi Beko Menteş’in anlatımına göre; “karakoldan soğzik Köyünün Muhundu mezrasına gelen askeri müfrezenin komutanı, gizlice mutfağa girerek Mehmet Ali’nin karısına sarkıntılık eder. Karısının bağrışmalarını duyan Mehmet Ali mutfağa koşar ve komutanın yerde duran silahını alarak karısını ve müfreze komutanını öldürür. Kardeşi Beko Menteş’i de yanına alan Mehmet Ali tek sığınacağı yer olan dağa kaçar. Askerlerin kendisini takip etmesini engellemek için de Pah köprüsünü yakar.

Abbasan  Aşireti reisi  Seyit Rıza tüm olumsuzlukların devam etmesine rağmen olası bir savaşa karşıdır. Çıkabilecek bir iç savaş herşeyin sonu demektir. Mart ayının son günlerinde akmakta olan kanın durdurulması için Korgeneral Alpdoğan ile görüşme talebinde bulunur ve  oğlu Bra İbrahim’i  Hozat’a gönderir.

Korgeneral ile  babasının talebini görüşmek üzere  Hozat’a doğru yola çıkan Bra İbrahim Kırgan Aşireti’nin Sin Köyünde Kutsal Hızır akşamı misafir kalır. Bra İbrahim Korgeneral’im emri ve Hozat Kaymakamı Kazım Beyin teşvikiyle Kırganlı Süleyman ve Hesananlı Hıdır tarafından öldürülür. Hozat’a, Kaymakama giden bu iki kişi askeri kışlada koruma altına alınırlar.

Seyit Rıza, oğlunun kalleşçe öldürüldüğünü duyunca  100 kişilik bir kuvvetle 26 Nisan 1937 yılında  Sin Köyünü kuşatarak katillerin kendisine teslim edilmesini ister. İstekler yerine getirilmeyince Seyit Rıza için yapacak tek bir şey kalmıştır, o da gerekeni yaparak Askısor karakolunu basar.

Karakola Seyit Rıza tarafından yapılan bu baskın devletin gözünde bir isyandı ve Nisan ayında  Dersim’e askeri harekat başladı. Zaten asker her an harekata başlamak için tetikte bekliyordu.  Bölgeye halkı teslim olmaya çağıran bildiriler atıldı. Bildiride, “teslim olun. Yoksa  Cumhuriyet’in kahredici orduları tarafından mahvedileceksiniz,” deniliyordu. Devlet yöneticileri en küçük bir çıtırtıyı bile ayyuka çıkaracak  gösteriyi bekliyorlardı. Harekat için gereken fitil ateşlenmişti. Yıllardır bu askeri harekatın planını yapıp duran devlet erkanı sonunda muradına ermişti. Dersim’e vur emri verildi.

Hükümet birlikleri harekete geçer. Beyaz Dağ’a asker gönderilir. Tunceli’nin birçok karakolundan askerler ve Çanakkale’den gelen 500 zabit ve usta er Sin Köyü bölgesine gönderilir. Ayrıca harekata hazır 7 uçak da Diyarbakır’dan havalanır ve Dersim’in üzerine acımasızca bombalar atılmaya başlanır.  Toplam 25.000 kişilik bir askeri güç Dersim’e saldırır.  DEVAM EDECEK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.