Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ALEVİLİK YAZILMAZ-ÇİZİLMEZ, ALEVİLİK ÖĞRENİLİR ve YAŞANIR… AYRICA ALEVİLİK CİDDİ İŞTİR (EYLEMDİR)

-Nadir Sayın-

Bu başlığı atmamın nedeni: “Şiir yazılmaz, yaşanır ve ciddi iştir” şeklinde şiiri bizlere anlatmaya çalışan Nazım Hikmet’in o atfına esasında, ALEVİLİĞE paralel çekersek, sadece ALEVİLİĞİN DERYASINA bir çekirdek olur desek yerinde olur mu?

Bir YUNUS’umuzun AŞK-I DIVANINI düşününüz, Hallacı Mansur’u, Nesimi, Pir Sultan Abdal’ımızı ya da Kaygusuz’u.
Daha günümüzün halk aşıklarından DAİMİ ve AŞIK VEYSEL’imizi nice değerlerimizi şöyle bir dimağımızda canlandıralım.
Her biri yaşamıyla evet, tam da Aleviliğin yaşanırlığında, birer derya.

Günümüzde bilemem kimi üniversite okumuş ya da çok Alevi kitaplarını okumuş klavye arkasında adeta onun silahşörü olarak da ve kimileriyle diyelim ki konuşmalarını (alan araştırması saymış) Aleviliğin tanımı ve içeriğine “kesin” hüküm verir gibi dijital (sosyal medya) alanda yerini, yurdunu bilmezlik algısı taşıyan ve Alevilik hakkında ahkam kesenler az değil.

Hatta sadece özellikle 1400 ila 1500 yıllar itibariyle kimi takiye ya da İslamlaşmak, Şiileşmek zorunda/eğiliminde kalmış, zorla asimilasyona uğratılmış bulgu ve kalıntılarla Alevilik tarihini yazdığını sanan
sözüm ona kimi üniversite bitirmişler, esasında Aleviliğin hiç bir kendine özgün değerinin, erkanlarının hiç bir semavi din ile bağdaşmadığını dahi yok sayarak kafaları bulundırmaya yeltenmiş durumda. Belki de kendisinin bizzat tam da asimilasyiona hizmet ettiğinde de haberi yok.

Bunlardan biri de (o eylemine sözüm kişiliğine değil) aşağıda. (-Ki bu bir varsayım ve yargılamak istemiyorum, Çünkü kendisinin sosyal medyada olan aşağıda ki bence; “kesin” hüküm taşıyan yazısına gayet itinalı ve titiz olduğuna inandığım yorumu ve kendi yazısını rızalığı ile sayfamda da işleyeceğimi, rızalığı yoksa saygı duyarak, isim belirtmeden paylaşım yapacağımı iletmiştim.)

Evet, Alevilik öyle yazmakla olmaz, Alevilik aynen yaşanır!
Alevilik adına yukarıda bir kaç örneğini verdiğim onun felsefi ve inanç temellerini oluşturan O değerlerimiz dahi işte bu klavye silahşörlüğü gibi, masa başından/arkasından ahkam kesenler kadar “Alevilik” değerleri, noktaları veya kriterleri (nasıl değerlendirirsiniz artık) “kesin” hüküm sürer konuma girmemişlerdir.

Tabii ki herkes Alevilik noktasında (Alevi olmasa da) görüşünü, bulgu ve araştırmasını, bulduğu sonuçları işleyebilir, yazabilir.
Ancak O kişi heleki eğitim görmüşse. akademisyense, bir şeyler araştırmışsa işte orada, “kesin hükümlü” değil, kesinlikle objektif, yani tarafsız olması, başta bütün kendisini Alevilikle özdeşleştirilmiş bireylere ve onların toplumuna bir saygının gereğini yerine getirmiş olur.

Eğer siz bunu yapmıyorsanız, esas saçmalamanın tam da kendisi ya da onun dahi farkında olmadığınızın, bölücülüğün ya da kimi çıkarların (maddi-manevi) peşinde olduğunuzun bariz yansıtılmasını yapmış olursunuz!

Günümüz dünyasında (ama EDEB değerleriyle ve dediğinin altını doldurarak) bu tür tartışma ve açıklamaların veya muhabbetlerinden kendimizi soyutlayamayız.
Bu tabii ki sosyal medyada da olacak.

Ancak siz tutun şu aşağıdıda örneği olan “ yuvarlak cümleler ve anlayışla” birkaç kesin hükümlü iki üç kural koyarak kesin hüküm verin ve işte bu kadar deyin. Artı onların orada altını doldurmadan, bilmen altını nerede doldurduğunuza ilişkin bir başka linki verip, savuşun!
Ve ancak o savınız altına sadece işinize geleni, bizzat sizi teyit edeni alkışlayın/beğenin.
Lakin sizi eleştirisel yazıları ya da gayet edeb içerikli hiç bir soruyu cevaplamayı bırakın, üstelik kimisini de yargı hükmü vererek savunmanızı yapın. Ve orada bırakın!
Doğrusu iletişim normlarında dahi kimi böyle konumlara girenler hayretlere düşürüyor bizi.
Bu kişilikler o tavırlarıya tam da bizlerin insalığın değerleri için savaşım verdiği o kimi tiplere benziyor!
Bu tip “ben”, bir “can” olmaktan çok daha uzak kaldığının bilincinde mi? O da bilinmez.

Doğrusu, Aleviliği yazmayıp da yaşayan, nasıl böyle bir kendi kendini kandırmaya gidebilir ki!
Diğer anlatımla Aleviliği yaşayan bu tavrı hiç sergiler mi canlar?

Acaba bu da o, Alevilik derken “can” olamamanın, kendine yabancılaşmanın bir başka türü mü?

Size burada, isimlerini zikrettiğim için beni bağışlarlarsa, örneğin bir Hasan Harmancı, Efe Engin, Bektaş Alagöz, Enver Cemal Şahin ve daha nice pirlerim; ana/dedelerimden şu örneği vermek istiyorum… “Hakk’a Uğurlama Erkanı’nının” Neredeyse 5 ila 10 yılı aşkın zamandır, güncelleştirmeye giderken, tek sözcüğü ile dahi onca zaman harcayan ve onun uygulamasına emek verenleri düşünüyorumda… Ve diyelim ki yaptığı örneğin “ Eşik” filimiyle, diğer çalışmalarıyla günü birlik Aleviliği yaşayan Hüseyin Aydın ve daha niceleri…. evet evet, Alevilik mutlaka yaşamakla ilgili nasıl olmazki?

Ya da önce Aleviliği yaşamadan, nasıl Aleviliği yazacaksın ki?

Evet bizi bunlar şuraya getirdi (sözünü verdiğim gibi burada, rızalığı olmadığı için, ismini vermeyeceğim ancak, gerek yorumcu ve gerekse farklı boyutlarda ortaya geleceğinde de sorumluluğu onlara vereceğim) aşağıda bir kesin hükümlü paylaşım olmuş.
Onun altında da kendi yorumumu göreceksiniz!

PAYLAŞIM ŞÖYLE:

••••••••••••••
“Aleviliğin mayasını, kıvamını bozmaya çalışanlara karşı tüm samimi canları uyarmayı görev biliyorum.

Şeriatçı Alevilik de olmaz!

Ali’siz Alevilik de olmaz!

Milliyetçi Alevilik de olmaz!

Lütfen sosyal medyada Aleviliği, Alevilikten başka bir şeye eklemlemeye ve asimile etmeye çalışan bu tip insanları takip etmeyin, onlara gereken cevabı verin. Aşk ile…
••••••••••••••

Paylaşım bu kadar.
Tabii ki “Şeriatçı Alevilik de olmaz!” Ve “Milliyetçi Alevilik de olmaz!” bunlar tamam.
Bence de, bunlar, Aleviliğin her boyuttan özüne aykırılık teşkil etmekteler.

“Ali’siz Alevilik de olmaz!”

İşte bunun altını tam da onun altında iyi doldurmanız gerekmez mi? Heleki onun altındaki kimin Alevi asimile ettiği hükmüne bakın!

Evet onun altını doldurmak o kadar önemli ki örneğin, bizzat biz Alavilere bilmem hangi bölücü zihniyet (yezitlerin) bunlarla bize saldıran kimi kaba gücün peşinde ki simaları düşünün!
Doğrusu sizin sağ elinizle yazdığınızdan sol yüreğinizin haberi var mı?

Nedeniyle kendimde şu görüşüm beraberinde samimi sorumu ilettim.
…….
Savlarınız nezdinde, içeriğine değinmeden önce, çok ilginç bir durumu tespit etmek istiyorum.
Doğrusu sizi “Alevilik” noktasında pek tanıdığımı söyleyemem. Çünkü bu noktada sizi tanıma sürecinden geçiyorum. Nitekim “Alevilik” nihayeti itibariyle bireyin Yol’da ki dilinden, yolculuğu, yoldaşlığı, talipliği ve Muhabbetinden ancak berrak şekilde anlaşılabilir.
Burda ilginç olanı, sizin savlarınıza subjektif yaklaşırsak (hiçbir şey bilmeden ya da önyargıdan arınmış olarak), özellikle “Ali” açısından sadece bir sözcük ya da cümle iken bu noktaya ilişkin pek çok yorumcunun EDEB (etik ölçülü) nitelikli açıklama ve soruları en azından altı doldurulmuş savlar, bulgu ya da görüşler olarak karşımıza çıkıyor.
Bunlara karşın diyelim ki biri, Alevi olmayan da, bir araştırma yapıyor olsa diyelim, gerçekten bu 3 kısa vurgu ile belirttiğiniz savlarınız havada kalmıyor mu?

Evet, buna karşın sizin savlarınıza ilişkin ya da farklı olan yorumlara istinaden hiç olmazsa bir açıklık getirmeniz yerinde olmaz mı?

“Bizim Ali’mizin yoktur kılıcı
Ne hancı hamamcı ne de yıkıcı
Yok harem kölesi ona bakıcı
Hızır’dandır şahı damardan gençler

Yetmişiki millet Hakk’ın içinde
İnsandan varlığı candır içinde
Anadolu’dan Çin’e tendir içinde
Evrenseldir şahı damardan gençler”

Ali noktasında demek istediğiniz bu yukarıdaki mi?

Örneğin 20 seneyi aşkın alan araştırmalarıyla bilinen yazarlardan Esat Korkmaz ve aynı zamanda antropolog-yazar Hasan Harmancı: “ Varoluş Aleviliğin Anayasasıdır” demelerini nereye koyacağız. Erdoğan Aydın, Erdoğan Yalgın, Erdoğan Çınar, Özcan Öğüt gibi yazarlarımızın savlarını ne yapacağız? Kemal Soyer’in tarihten gelen kuramlarına ne diyeceğiz?

Örneğin onlarca yıl “nefeslerde” ki araştırmalarıyla bilinen akademisyen-müzisyen Gani Pekşen, araştırmacı yazar Abbas Tan, Piri Er ve çağımızın en değerli/donanımlı pirlerinden biri olan Mehmet Turan dedemizin Aleviliğin bir “Din” olmadığını ve Varoluş Felsefesine dayalı Doğa-İnsan odaklı bir yaşam tarzı oldukları şeklinde görüşlerini, bulguları nereye koyacağız?

Ya da:

“Daha Allah ile Cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken
Hanemize alıp mihman eyledik”

Bunu nereye koyacağız?

Alevilik (günümüzde şimdiki aldığı terminoloji “ Alevi” kavramıyla da) yaşadığı coğrafyalarda yasaklı bir kültür, Yaşam Felsefesi ve Yaşam-Doğa odaklı İnanç olduğundan kayıtlarda olan yazılı tüm tarih bilgileri tarumar edilerek özellikle Osmanlı döneminde de yakılıp, yok edilmiş.

Yüz yıllardan bu yana halen var gücüyle üzerimize gelen “ Dış Asimilasyon” günümüzde, o bir türlü berraklaşmayan hatta asimilasyonu artırıp, üstelik kafalar karıştıran, İç Asimilasyonla” işbirliği içinde Aleviliği neredeyse eritip bitirmeye yönelmişse, evet sizin savınızı, belki de bilimsel verilere kadar, altını DOLDURMAMANIZ gerçekten oldukça ilginç olmaz mı?

Varmak istediğim nokta o ki sizin gerçekten de o savlarınızın altını içtenlikle, öncelikle sizin doldurmanız, belki kafaların berraklaşmasına “ Alevilik” noktasında gerçekten katkı olacağına inanıyorum. Ki işte Alevi dünyamızın, bir bütünlüğü çerçevesinde, tam da buna gereksinimi var inancındayım.

Yazmışken ayrıca şunu da eklemeyi bir sorumluluk görüyorum.
Artık Aleviliğin tanımından-tarihçesinden daha da çok kafaları karıştıran, akademisyeninden, kulaktan duyanına kadar “kesin” terimlerle birinin ötekine ahkam kestiği bu kısır döngüden kurtulmak, gayrı onun günlük yaşamda işlevinin genelde neler olduğuna odaklanmak, nihayetinde dingiline değin yaşamın kendisiyle haşır-neşir olması daha sağlıklı değil mi?

Örneğin:
Alevilik, insanların birey, çevre, toplum, dünya, evren iletişimlerinde neleri yapması, yansıtmasını, içermektedir.
Toplumdaki eğitime, iş, istihdam, sağlık, paylaşım, üretim-tüketim, güvenlik, gönenç noktalarında neleri tasarlamaktadır.
Farklı inanç, kültürler ve benzeri noktalarında görüşleri nelerdir, nasıl bakmakta ve o alanda toplumsal yaşamı uygulamalarıyla neler tasarlanmaktadır?
Doğa ile bağlantısı nedir, nasıldır?
Ekonomi, sosyal, kültürel, siyasal, ritüel, sanatsal, adalet ve benzeri noktasında nasıl bir toplumsal yaşamı öngörür.
Alevilik günümüzde şu yukardakilerle insana, insanlığı neler vaat etmektedir?
Sadede gelirsek iyi de Alevilik günlük yaşamın kendisinde uygulamalarıyla günümüzde metropollerde milyonlara varan bireyleriyle/toplumuya nasıl olmalı/yaşanmalıdır?
Ve benzeri…

Kafaları karıştırma, ayrıştırmaları tetikleyen unsurlardan ziyade bizzat onlardan arınarak, yaşamım çağımızdaki günlük gerçekleri bağlantısında; Yol’da yoldaşlarla pişme, nefsi arındırma, hizmet ve emek verme ve buluşulacak ortak (insani) boyutlar beraberinde ona bir damla olmaya odaklanmak bizleri; Birliğe, İriliğe, Diriliğe ve Bizliğe faydalı olmaz mı?
Özellikle Aleviliğin= insanlığın işlevinde berraklık ve gerçekliğe taşınması umudumla…
YUNUS’UN TOPRAĞI ve SUYU ve NAR gibi BERRAK Gerçeklere Hü…aşkıyla…

Aşk-ı muhabbetimle..
Nadir Sayın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir