Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Demokrasi Eşiğine Çağrımızdır!

Zeliha Altuntaş

Ekmek, Özgürlük, Adalet” şiarı ile 24 Haziran 2021 tarihinde gerçekleştirilen Demokrasi Konferansı’nın sonuç bildirgesinde belirtildiği üzere: ”Bu ülkede yaşayan milyonlarız… milyonlarca yaprağımızla dokunuyoruz hayata, hiç susmayan arayış türkülerimizle”… Biz, Aleviler de bu coğrafyada yaşayan milyonlar olarak hiç susmayan Demokrasi arayışı türküsüne nefeslerimizle eşlik ederek kurulan Adalet arayışı meydanında yeraldık. Tam 220 bileşeni ile bu platformda tüm ötekiler, ötekileştirenler buluştu. Kurulan meydanda tüm bileşenler nasıl bir ülke özlemi duyduklarını inançla, inatla, dirençle ve umut ile haykırdı. ”Ekmek, Özgürlük, Adalet” şiarını ortak payda yaptılar kendilerine. Biz oldular… Biz olduk. Bizim  içinde her bir bileşeni ile Ben olduk. Nazım Hikmet‘in dizelerinde betimlediği gibi‚ ”Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.” Bu mozaik kültürü oluşturan tüm renklerimizle, farklılıklarımızla bu topraklarda aidiyetlik duygusu ile yani köklerimizle barış içinde ortak yaşamın çerçevesini konuştuk. Çeşitli toplum kesimlerini temsilen 21 alan kendi bildirgelerini sundular. Bu alanlar:

Kadın -Bilim-Akademi –Engelliler-Emek-LGbti+-Ekoloji-Halklar ve İnançlar-Çocuk-Basın Özgürlüğü-Hak örgütleri- Gençlik-Mülteci ve Göçmenlik-Hukuk, Adalet- Sanat-Ekonomi-Sağlık-KHK’lılar-Üretici, Köylü, Tarım-Eğitim, Esnaf ve Yerel Demokrasi

İktidarı, gücü, koltuğu her sallandığında bu siyasal sistem devletin ideolojik ve baskı aygıtlarını toplumu sindirmek için her defasında sahneye sunarak  ‘Din elden gidiyor, namus elden gidiyor‘ diye halkı kara propagandalarla kışkırtıp, birbirine düşman olarak gösterecektir. Bize benzemeyen herkes terörist. Oysa ki, bizi ancak biz anlarız. Bir Alevinin acısını bir Sünni içinde hissedebilirse, bir Kürdün derdini kendine dert bilirse bir Türk, her gün katledilen kadınların acısını da en iyi bir kadın anlar, çocuktan işçi olmayacağını da çocukluğunu anımsayan her yetişkin, cinsel kimliğinden dolayı kan kusturulan LGbti+ bireyin insan yüreğini görebilen bir hümanist anlar, açlıktan intihar eden müzisyenin acısını da bir ezgide ağlayabilen… Ancak biz birbirimizi anlayabiliriz… Bu gökyüzü altında düşman olamayız biz. Zira tüm renklerimizle halkız. Ve Biz renklerimizin farklılığından aldığımız  bu güçle ancak Demokrasiyi inşa edebiliriz.

Neoliberal politikaların, kapitalist sistemin katlayarak büyüttüğü eşitsizlikler ve bu eşitsizliklerden beslenerek yol alması, küresel ölçekte otoriterleşmenin, totaliter rejimlere doğru evrilme sürecine ivme kazandırmakta iken halk açlık ve sefalet içinde iş, aş ve adalet, sömürüye, soyguna, talana, ranta karşı bir davada özne olmaya karar kıldı. Bu bağlamda sol ve demokrasi güçlerinin, yani bizim, halka alternatif olarak muhafazakâr, sağ partilerin gösterilmesini dikkate alarak çözüm üretme koşullarına ivme kazandırmak gibi tarihi bir sorumluluğumuz olmalıdır, bunu da kendimize dert etmeliyiz. Kendi aramızdaki ideolojik tartışmaları bir yana bırakıp, halkın içinde hep birlikte yan yana omuz omuza bu davayı sahiplenmeliyiz. Teşkilat-ı Mahsusa’dan bugüne ülkeyi yöneten isimler farklı olsa da değişen bir şey yok… Zihniyet gene aynı zihniyetin devamı. Şimdi demokratik bir cumhuriyeti kurma cesaretini gösterebilmeliyiz.

İslamcı neoliberalizmin parçaladığı etnik köken, din, dil kültürel kimlikler üzerinden ötekileştirilen toplumu, emekçilerin hakları üzerinden insanların yönetime doğrudan katılabileceği bir zeminde inşa ederek halkçı- devrimci, demokratik bir ülke yaratma sürecini başlatabiliriz.

Demokrasi

 Demokrasi endeksinde; 167 ülke içerisinde 104. sıraya geriledik. Türkiye AKP iktidarı ile birlikte  Yasama, Yargı,  ve Yürütmenin bir elde toplandığı tek adam yönetimi ile tam anlamıyla totaliter bir rejime  evrilirken tüm demokratik kurumlar tamamıyla işlevselliğini yitirmiştir. Siyasal İslamcı Rejim ile bir yüzyıl geriye gittik diyebiliriz. Seçim sürecine girdiğimiz şu günlerde çözülen iktidara mukabil  muhalefetin safları belirginleşirken  millet İttifakında yer alacak partiler kendini gösterirken, Demokrasi arayışında bir kötünün alternatifi diğer kötüler olabilir mi?  TÜSİAD’ın 50.yılı için hazırladığı raporda sıklıkla demokrasiden, özgürlüklerden, eşitsizliklerden bahsedilmesi burjuva demokrasisini yeniden işler hale getirmeye ve anlaşılan tek adam rejimiyle yollarını ayırmaya karar verdiğini gösterirken daha Halkçı, daha eşitlikçi bir yönetim şekli için ve düşlerini kurduğumuz Rıza Şehri için bizler neler yapmalıyız? Neler yapabiliriz? Bu sorularının cevaplarını kurumlarımızda cemal cemale işlemeyi boynumuzun borcu bilip, Hak Öznesi olarak karar verme mercilerinde söz söyleyen, eyleyen olabilmeliyiz.

Nasıl bir demokrasi istiyoruz? Laik, kamucu, emekten yana antiemperyalist bir gelecek inşa etmenin yolları neler olmalıdır?

Hukuk

Hukukun Üstünlüğü Endeksinde 139 ülke içinde 117. Sıradayız! Anayasa tartışmaları gündemde iken hukukun işleyişindeki sorunlar netleştirilip bunun üzerinden bir Anayasa Değişikliğini konuşmak  daha etik, daha adilce, daha hakça değil midir?

Biz,  tek taraflı bir Anayasa değil, insan haklarına yakışır, siyaha karşı beyazın hakkı; doğuluya karşı batılının hakkı, proletere karşı burjuva hakkı, Alevilere karşı Sünnilerin hakkı; azınlıklara karşı çoğunluğun hakları; kadınlara karşı erkeklerin hakkını savunan “İnsan hakları“ değil koşulsuz, insan onuruna yakışan, dayanağını evrensel değerlerden alan bir hukuk sistemini düşünüyoruz ve düşlerimizi gerçek kılmak adına direneceğiz ve direteceğiz

Ekonomi

Geçtiğimiz günlerde 2022-2024 dönemi Orta Vadeli Program (OVP) bütçe tasarısı resmi gazetede yayınlandı. Savunma Bakanlığına ayrılan bütçe ödenek 80 Milyar 493 milyon TL oldu. Ülkede yaşanan ciddi ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlarını savaş çığırtkanlığı yaparak terörle mücadele ya da ulusal güvenlik gerekçeleri ile üstünü kapatmayı tercih ediyor. Türkiye Ekonomisi büyük bir krizden geçmekte… İşsizlik, yoksulluk… Enflasyon oranları resmi olarak yüzde yirmi, gayri resmi olarak yüzde kırk seviyesinde seyretmekte, daha da kötüsü büyük bir döviz krizi beklenmekte ve her geçen yıl kişi başına düşen milli gelir azalmakta, ekonomik eşitsizlik dağ gibi büyümekte. Pandemi süreci ile birlikte zenginler daha zengin, yoksullar ise daha da yoksullaşmıştır. Yüksek enflasyon ve yüksek kur politikaları halkı açlık seviyesine indirmiştir. Vergi Usul Kanunu ile yapılan torba yasasının da emekçiden yana olmadığı aşikar. Yapılan tüm bu iktisadi politikalar servet zenginlerinin zenginliklerini katlamak içindir. Peki biz Alevilerin Rıza Şehri Ütopyasında bu sorunlara  çözüm önerileri neler olabilir?

İklim Krizi ve Ekolojik Yıkım

Sınırsız büyüme eğilimine ve dinaminiğine sahip kapitalizm büyüme kalkınma adına sınırlı olan dünyanın kaynaklarını eritmiş olup İklim Krizi ve ekolojik yıkım ile karşı karşıya bulunmaktayız. Yerel ve küresel oligarşiler burjuva siyasetçilerin bu konuda yeterli hassasiyeti göstermediğini görmekteyiz. Doğa odaklı bir öğreti olan Alevilik İnancına mensup bireyler  olarak Ekolojik Sorunlara çözüm üretme konusunda ivedilikle çalışma başlatıp, bir konsept halinde tüm kurumlarımızda yaygınlaştırmalıyız. Fikret Başkaya’nın belirttiği gibi İnsan kendi ölümünü engelleyemez, ama insanlığın ölümünü engelleyebilir‘ Türkiye’de politik islamın neden hala Paris Antlaşmasını imzalamadığının da hesabını sorabilmeliyiz.

Eğitim ve Öğretim Sorunu

2 Kasım 2021 tarihinde görüşülen  2022 yılı Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Bütcesine göre, MEB Bütçesi 189 milyar 11 milyon ve Yükseköğretim Bütçesi ise 57 milyar 740 milyon olarak belirlendi. Verilere göre bu ödeneğin AKP Hükümeti’ nin  Eğitim Politikaları nedeniyle her geçen yıl daha da azalmakta olduğu görülmektedir. Bir yirmı yıl öncesi bütçe ödeneğinin yarısından daha az olduğu net olarak gözükmektedir. Diğer dikkat çeken bir nokta da ”Türkiye Maarif Vakfı” (TMV) olarak  gündeme gelen vakıf sistemi üzerinden eğitim sistemini  yeniden düzenlemekte oldukları ve bu vakıf sistemi ile neyin hedeflendiği ise tam olarak bilinmemekte olmasıdır.

Biz Aleviler aynı zamanda bu yanlış ve yanlı Eğitim Sistemi‘nden İnanç kimliğimizden dolayı ayrıca negatif ayrımcılığada maruz kalıyoruz. Zira Anayasa madde 24 “Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. … Kimse, ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.” hükmü ile Din ve İnanc özgürlüğünü düzenlemisken zorunlu Din Derslerini anlamakta güçlük çekiyoruz. Üstelik te “AİHM cemevlerimizi ibadethane olarak kabül etmişken… 30 Kasım 2021 tarihinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinde Türkiye ile ilgili görüşülmüş olan dosyalardan biride bize ait olan davalar: Din Dersleri zorunluluğu, Cemevlerinin Statüsü gibi. Bütün bunlara rağmen inatla, kararlılıkla 20. Milli Eğitim Şurasında alınan, ama tavsiye niteliğinde gibi sunulan 4-6 yaş grubunda ki ilk okul öncesi çocuklara indirgenecek olan din dersleri sadece biz Alevilerin de sorunu olmaktan çıkıp, bir ülke sorunu niteliğindedir, zira Laiklik sadece klişeseleşmiş bir şekilde din ve devlet işlerinin ayrılması değil, tüm hak ve özgürlükleri insan onurunu koruyacak şekilde hukuk devleti çerçevesinde garanti altına alınmasıdır.

Biz Aleviler daha eşitlikçi, tarafsız ve yönünü bilime dönen Eğitim Politikalarını talep ediyoruz

 Toplumsal Cinsiyet Eşitliği-Eşitsizliği

 Dünya küresel cinsiyet eşitsizliği endeksinde 156 ülke arasında 133. sırasındayız!

Tecavüzcü ile evlendirmenin, imam nikahının, “çocuk rızasının” (!) gündeme geldiği, resmi rakamlara göre iki yüz bine yakın çocuğun “evli olduğu” bir ülkede İstanbul Sözleşmesi‘nden bir gecede bir zatın iki dudağından çıkan tek bir karar ile geri çekildik. Ve “Raporlara göre 2021’de 300 kadın ve şüpheli koşullarda 171 kadın daha öldü. Peki “Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde, Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok, Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde“ diyen Hace Bektaşi Veli ve Kadıncık Ana‘yı rehber alan Kadın odaklı öğretimiz bu sorun karşısında hangi pratikler ile varolmalı?

  Christine de Pizan 1400`lü yıllarda yazdığı İlk  Kadın Ütopyası adlı kitabında, Akıl, Hak ve Adalet erdemlerini simgeleyen üç bilge kadının yardımı ile ütopik bir kentin kurulması için sorular sorarak, insanları düşünmeye, sorgulamaya ve kendileri ile iç hesaplaşmaya davet eder. Evet, Alevilik öğretisinde de yaşamı temsil eden Kadınlardır ve bu ülkeye bir gün Demokrasi gelecekse mutlaka bu ayağa kalkan Kadınlar sayesinde olacaktır. Zira o kadar ezilip, o kadar yok sayıldı (k) ki, o kadar öldü(k)ler ki! Hayata dair her yerde, yaşamı savunmak için bu erk düzene diretip CAN olacağız öğretimizin, inancımızın, felsefemizin, merkezi de budur.

Maya Angelou der ki “Ne zaman bir kadın ayağa kalksa, aslında tüm kadınlar için ayağa kalkar!“ Bu bağlamda dünyanın herhangi bir yerinde bir kadın, artık YETER diye ayağa kalkıyorsa, bu tüm kadınlar için Manifesto olmalıdır. Bu bağlamda İstanbul Sözleşmesi ile sürekli geri adımlar atılarak şeriat yönetimine, patriarkal düzene, neoliberal politikalara, kapitalist sistemin kadının bedenini, emeğini ve doğayı sömürgeleştirmesine, despotizme, tahakküme, kimliksizleştirmeye karşı tüm kadınların kolektif biçimde, hep birlikte dayanışma ile ayağa kalkacağı, başkaldıracağı, direneceği ve düşlerine sahip çıkacağı yarınlar için mücadeleye devam edeceğiz. Ve biz Aleviler (Kadınlar) olarak yol açıçı olmalıyız.Bilmeliyiz ki, nicel değişimler, nitelikli dönüşümlere gebedir.

 Biz, Aleviler Demokrasi Konferansı‘nın bir bileşeni olarak bu ülkeye, bu topraklara barışın, adaletin, eşit vatandaşlık haklarının yani Demokrasinin gelmesi için çözüm önerileri oluşturmak için meydan kurmaya karar kıldık. Bu meydana Pir Sultan Abdal  duruşlu tüm bireylerimiz ve 72 Millete aynı gözle bakan felsefemizle tüm dostlarımız  davetlidir. Yol açmaya çağrımızdır.

Evet, belki de bu çabalarımızla hemen hedefimize ulaşamayacağız, ama Demokrasi adına yol alacağız. Şu bilinçle de hareket etmeliyiz, Bu süreçte değiştirebileceğimiz dönüştürebileceğimiz, dokunabileceğimiz her şey çok değerli olacaktır. Belki tüm dünyayı evrensel değerlerle bezeyemeyeceğiz, ama gücümüzün ve elimizin ulaşabildiği yerlere gitmekten de vazgeçmeyeceğiz. Devrimci duruş, Pir Sultan Abdal Duruşu, Etik kimlik her zaman egemen perspektifinin açmazlarının karşısına bir güç olarak dikilir. Politika her zaman dışsal bir güç gerektirir, zira  söz sahibi olmanın yolu, kurumsal güç aygıtlarına sahip olmaktan geçer. Zayıf bir kişiliğin güçlü bir politik figür olma ihtimali her zaman vardır. Oysa etik, içsel bir güç gerektirir, bu güç inançtır. Bu inanç iyiliğe, özğürlüğe, eşitliğe olan aşktır. Dolayısıyla da etkili olmanın yolları başkasının yaşamlarına değerlerle dokunabilmektir.

Demokrasi için, adalet için, barış için ”Ekmek, Özgürlük, Adalet” için bu hayatı anlamlı kılmak için hemen şimdi fikir birliği…. gönül birliği… güç birliği…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.