Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Mum Söndü İftirası Serefsizliği

Musa Kazım Engin-
“Cem” Alevilerin bir araya geldikleri, çerağ uyandırarak, birlikte aydınlandıkları, bilinçlendikleri, çeşitli “müşkül ve Dar’larının ve mahkemelerinin konuşulduğu, kararların oybirliği ile, rızalık ilkesine göre verildiği, Halkın ve Hakk’ın rızasının katıksız ve koşulsuz gözetildiği, tam bir barış ve sevgi ortamı sağlandıktan sonra cemal cemale niyaz olunan, ibadet yapılan, kadın erkek herkesin eş ve eşit olarak yan yana oturduğu bir toplantının, birlikteliğin adıdır.”
Cem’in toplumsal, eğitsel yönü yanında kişinin tekâmülünde Kâmil insan olma yolunda “edep-erkân ile irfan meclisinde yetiştiği ve olgunlaştığı bir önemi de vardır. Bu itibarla “Cem”, hem toplumsal barışı sağlayarak haklının ve haksızın ayrıldığı “Halk Mahkemesi” işlevi kazanır. Toplumsal birlik ve dayanışma bilinci Cem ile en üst düzeyde yaşanır. “Yarin yanağından gayri” her şeyi birlikte paylaşma anlayışını yaşayan ve yaşatan Alevilik, Rıza Şehri ilkesi ile “müsahipliği” öğütleyerek ve örgütleyerek insanlık tarihinde sadece komünal toplumlarda görülen paylaşımcılığı çağdaş bir şekilde yüzyıĺlardır yaşatmış, bu kaynaktan beslenen dirençleri her katliam sonrası bir kat daha artmıştır. Bu bilinç ve dirençle bu günlere gelen Aleviliği hiç bir katliam yok edememiştir. “
Dadaloğlu’nun ünlü haykırışı ile ” Ferman Padişahın, dağlar bizimdir” diyerek dağlara çekilen Aleviler, rehbér-pir-mürşid ilişkilerini, cem, dar ve müsahipliği ısrarla devam ettirmişlerdir. Dayanışma, yardımlaşma, paylaşma ve ahlaki normlarını “eline, diline, beline, aşına, işine, eşine, gözüne, sözüne, özüne sahip ol” ilkesiyle her dönemde koruyabilmişlerdir.
Kendi içinde katlı bir eğitim ve öğretim metodu ile, herkese taşıyabileceği kadar “sır” verilmiş, bu yöntemle yöntemle yok edilemez, bitirilemez bir inancı ve kültürü yaşamış ve bu günlere taşımışlardır.
Kısacası ” Cem” Alevi toplumsallığının hiyerarşik varlığını ve birliğini sağlayan Hak kavramı ile herkese eşit davranılan, dayanışmanın, varlığın, birliğin ve dirliğin ve de erdemliğin en üst düzeyde yaşandığı yüksek ahlak olarak edep erķân ile kişinin kendini bilmesi, tanıması ve Kâmil insan olma yolunda eğitim, öğretim gördüğü ve olgunlaştığı bir okuldur.
Kendilerini bilerek benliklerinden, egolarından kurtuldukları, kişisel ben’in yerine toplumsal ben kavramının yerleştiği bir değerler toplamının verildiği bir muhabbettir. Cem başında uyarılan çerağ, yüreğimizde ve beynimizde oluşan aydınlığın bitmemesi için, cem sonunda “sır” edilir. Verilen bilgilerin, öğütlerin, kararların ve kuralların “sır” edildiği gibi…
Peki neden Mum söndü iftirası?
Biraz önce Cem ile ilgili verilen kısa özet bilgilerde Alevi toplumunun varlığını, birliğini ve dirliğini, bir, iri ve diri olmasını Cemler ile sağladığını, Cemlerin ölmeden evvel ölmek ve Yolda yeniden doğmak olduğunu, ikrar vermenin ise bu birliğin temel taşı olduğunu, “öl ıkrar verme, öl ikrardan dönme” diyen Yol önderlerimizin bizi her türlü zulme rağmen bu günlere taşıdığını tespit etmiştik.
İşte hem Selçuklu, hem Osmanlı Devlet yöneticileri Emevi ve Abbasilerden bu yana Alevilere kaba kuvvetle zulüm ve katliam ile boyun eğdiremeyince, biat ettiremeyince “iftira atma” yolunu ve yöntemi keşfettiler.
Şeriatta çıkarı olan egemenler ve şeriatçı-yobaz çevreler, Cem’i devletin ve halkın nazarında küçük düşürüp itibarsızlaştırmaya ve “devlet ve toplum için sakıncalı” göstermeye, sonuç olarak da yasaklanmasını sağlamaya dönük bir iftira kampanyası yürüttüler.
Bu iftira kampanyasında Emevilerden bu yana Devlet ve şeri güçler ortak hareket etmişlerdir. Şeri fetvalara devlet, padişah fermanları eşlik etmiştir.
Bizans devlet Hristiyanlığı da kendi muhalifleri olan topluluklara aynı şekilde “mum söndü” iftirası atmıştır. Tesadüf mü? Tabiiki hayır!
Egemen aklı budur, biat ettiremeyince iftira atar, fitne sokar, her türlü alçaklığı yapar.
Peki; Şimdi ne demek gerekir?
İT ÜRÜR, KERVAN YÜRÜR!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.