Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ÖZGÜRLÜK VE ÖZGÜR ALEVİLİK

– Mehmet Ali Çankaya / AABF Onursal Başkanı –

Bilindiği gibi Avusturya devleti, Aleviliğin “kendine özgü bir inanç olduğunu” Nisan 2022’de resmen kabul etti. Bu tanımanın arkasında, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) 13 yıl boyunca sürdürdüğü ilkeli ve kararlı mücadelesinin başarısı var. Bu başarı, her şeyden önce bütün Aleviler açısından tarihsel bir kazanımdır. Çünkü tarihte ilk kez Alevilik “kendine özgü bir inanç” olarak bir devletin şahsında kabul görmüştür.

Bu günden geriye bakarsak, bu başarı, başkan ve yönetici olarak AABF’de, federasyona bağlı derneklerde, kadın, gençlik ve inanç kurumlarında yıllarca emek vermiş ve vermekte olanbütün yöneticilerin ve binlerce üyenin, – Alevi olsun veya olmasın, Türkiye’li olsun ve olmasın –  bu kurumlara doğrudan veya dolaylı olarak destek veren bir bütünün başarısıdır. Bu başarının arkasında büyük bir halk desteği var. Bu nedenle Özgür Alevilik, Alevi olsun veya olmasın, sadece Türkiye dışında değil, Türkiye’de de milyonlarca insanın aklında ve kalbinde yer bulan bir güce sahiptir.

TARİHLE YÜZLEŞMEK ve TARİHİ SORGULAMAK

Her şeyden önce Özgür Alevilik, tarihle yüzleşme ve tarihi sorgulama hareketidir. Özgür Alevilik, aynı zamanda bir özgürleşme hareketidir ve özgürleşmeye yapılan çağrıdır. Burada sadece eleştiri değil, öz-eleştiri de vardır. Özgür Alevilik bize, yüzümüzü ilkelere, özümüzü dara çekmeyi de öğretti.

Özgür Alevilik’in temeli Hallac-ı Mansur ve Serçeşme Hace Bektaş Veli başta olmak üzere bütün Yol önderlerinin ve ozanların akıl ve bilim ilkeleri üzerineinşa edildi. Özgür Alevilik, Serçeşme’nin sözleriyle “yetmiş iki millete”, Yunus’un sözleriyle “on sekiz bin aleme” bir nazardan bakar, hiç birini, bir diğerinden “üstün” görmez.

KARANIN DA KARASI PROPAGANDA

Özgür Alevilik’in Avusturya’da “kendine özgü inanç” olarak kabul görmesine en tahammülsüz reaksiyonu gösteren Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal oldu. Bu bizi şaşırtmıyor. Yazılı ve görsel bu iki yayın, söylenmemişi “söylenmiş”, yapılmamışı “yapılmış” göstererek yalan kurgularla algı yaratmaya çalışıyor: AABF “Aleviler’i Türk milletinden koparmak istiyor”muş… AABF “PKK’nin gölgesinde”ymiş… AABF “emperyalistlerin güdümünde”ymiş… Özgür Alevilik’in “kendine özgü bir inanç” olarak Avusturya’da kabul görülmesi “emperyalist bir oyun”muş…

Bu günü de geçmişi gibi kara bu iki yayını yönlendiren zihniyetin ne olduğunu herkes biliyor ve bu nedenle kimse ciddiye de almıyor. Biz de ciddiye almıyoruz.

Özgür-Alevilik, hiçbir dinin eklentisi olmadan ve etkisine girmeden bütün dünyayı kucaklar. Bu nedenledir ki Özgür Alevilik, akıl-bilim sahibi ve demokrasi bilinci gelişmiş her toplumda sevgi ve saygı buluyor. Çünkü Özgür-Alevilik, ayırdetmeksizin yeryüzündeki bütün insanlara önyargısız yaklaşır, sevgi ile bakar.

“Yetmiş iki millete,

Suçum budur, Hak dedim

Korku, kıyamet koptu

Ya ben niçin kızarım”

(Yunus Emre)

LAFA DEĞİL, PRATİĞE BAKMAK

Fakat ne yazık ki, Serçeşme’nin, Hallac’ın, Yunus’un ve Harabi’nin sadece adını anan ve resimlerini duvarlara asan, ama ilkelerini kapıdan kovan Aleviler de var. Bunların en bariz örneği, kendine “MüslümanAleviler”diyen kesimdir. Bu kesim ilkelerin, yani doğruların bayrağını değil, güçlünün bayrağını dalgalandırıyor.

Özgür Alevilik’in başarısına “gölge düşürmek” için karşı çıkan “Müslüman Aleviler” karalama kampanyalarına girişiyor, kışkırtıyor ve çevreye korku salıyorlar. Şunu iyi görmek gerek: Bu korku, gerçekte Aleviler’de değil, “İslamcı Aleviler”de olan bir korkudur. Nedeni şudur: Çünkü onların eylemi ile söylemi birbirini ret eder. “İslam’ın Özüyüz” derler, ama gerçekte tersini yaparlar.

Devlet ve diyanet de boş durmayarak “Müslüman Aleviler”den “biraz daha müslümanca icraat” talep edince, onlar da Alevi gulbanglarına “fatiha”yı ve cemlere Kuran ayetlerini sokuşturdular. Böylece “takiye” denen “kendini gizleme” örtüsü ve “İslam Alevi” formülüyle bu açığı kapatmaya çalışıyorlar. Bu nedenle Özgür Alevilik’in bu örtüyü yırtıp atması ve gerçeğin olduğu gibi ortaya çıkması “Müslüman Aleviler”i korkutuyor.

“Müslüman-Aleviler”, Alevilik tarihinin en kötü örneğidir. Çünkü tarihte Müslümanlar var, 150 yıldan bu yana Aleviler var (150 yıl öncesine kadar “Alevilik Aleviler” kavramları yoktur, “Bektaşilik-Bektaşiler”, “Kızılbaşlık- Kızılbaşlar”, “Batınilik-Batıniler”… vardır). Fakat tarihte “Müslüman-Aleviler” diye bir kavram yoktur. Bu kavramın mucitleri “Müslüman Aleviler”dir.“Cami-Cemevi” projeleri, cami ile cemevini aynılaştırarak “Müslüman görünme” projeleriydi. Fakat bu “projeler”, sonuçları itibariyle

“İNANMAK, AKIL İLE OLUR”

Serçeşme “inanmak, akıl ile olur. Akıl sultandır”, diyor. Hallac-ı Mansur, “En-el Hak = Ben Hakkım”, yani “İnsan Hakktır = Tanrı’dır”, diyor, çünkü tanrıyı-tanrıları kendine benzeterek yaratan insanın kendisidir. Aynı şekilde Harabi’nin, Allah’a-Tanrıya “Şekil verip, tıpkı insan eyledik”, demesinin nedeni de budur. Özgür Alevilik, Serçeşme’nin, Hallac-ı Mansur’un, Yunus’un, Harabi’nin ve daha pek çok önderin ve ozanın bu en temel AKIL ilkesini rehber alır.

Birer “kelime oyunu” değil, can-bedeli bir ilkesel duruşun ve mücadele tarihinin yok edilmesi anlamını taşıyordu. Ne yazık ki, Alevi olsun veya olmasın milyonlarca insan, en başta da milyonlarca Alevi bu “projeler”in sonuçlarının farkında değildi.

“Bize gerekmiyor, vakit ve rekât

En uludur bize, dost ile sohbet

Kimsenin dinine biz karışmayız

Din tamamdır bize, varsa muhabbet”

(Yunus Emre)

“İÇİ BOŞ”

“Müslüman Aleviler”den Özgür Aleviler’e karşı, “eleştiri”nin de ötesinde karalama amacı taşıyan bir tümce tekrarlanıyor: “’Özgür-Aleviler’in inancının içi boştur.”

Halk arasında, insanların söylem ve davranışlarını ölçerken telafuz edilen ve birbirine zıt iki belirleme var: “Kafası dolu”, “kafası boş.” Burada “boş”un da, “dolu”nun da terazisi yani ölçüsü AKILdır. Bu noktada açıklanması gereken soru şudur: Kim doğaya, topluma, insanlık tarihine, sosyal hayata, dinlere ve inançlara AKIL gözüyle bakıyor, kim bakmıyor? Her hangi bir bakışaçısının temelinde ne kadar AKIL, izahında ne kadar MANTIK var?

“Müslüman Aleviler”in sıkıntısı, AKIL ve MANTIKtan hayli uzaklaşmış olmalarıdır. Bu nedenle onlar, Özgür Aleviler’in bakışaçısında ve belgelerinde İslam’ın din şeriatına özgü sözcük ve kavramları arıyorlar. Bunları bulamayınca, “içi boş” olarak algılıyorlar. Bu,“Müslüman Aleviler”de yer edinmiş bir problem olsa da, aslında bütün Aleviler açısından üzücü bir durumdur.

İLKELİ DURALIM, BİRLİK OLALIM

Biz hep söyledik ve söylemeye devam ediyoruz: Biz de din değil, YOL vardır. “Ahret” değil, doğa ve dünya vardır. Biz “tanrı” arayana insanı gösteririz; “din” arayana sevgiyi gösterirz; “kâbe” ve “kıble” arayana insanın yüzünü ve kalbini gösteririz.

Bizim rehberimiz ve klavuzumuz, tanrının yerine insana bakan, gökte değil yerde arayan ve bu yüzden de dara çekilen Hallac-ı Mansur’dur.

Bizim rehberimiz ve klavuzumuz, AKLIN ve BİLİMİN dışında olan her şeyi dışarıda bırakan Serçeşme’miz Hace Bektaş Veli’dir.

Bizim rehberimiz ve klavuzumuz, Hallac’ın ve Serçeşme’nin mirasını devralan ve zenginleştirerek sürdürenYunus’tan Nesimi’ye, Pir Sultan’dan Harabi’ye önderlerimiz ve ozanlarımızdır.

Biz YOL rehberlerimizin ve klavuzlarımızın ilkelerini kalıp lafızlarla değil, durmadan değişen hayatla bağını kurarak bu güne ve geleceğe, içimize ve dünyaya taşımaya adayız.

AABF olarak bizim kapılarımız en başta bütün Aleviler’e açıktır. Aleviler içinde bizi hiç veya yeterince anlayamamış olanlar olabilir veya biz kendimizi yeterince anlatamamış da olabiliriz. Fakat biz, Aleviler’in birliğini istiyoruz ve bunun için de çalışacağız. Yukarıda kısaca izah ettiğimiz rehberlerimizin ve klavuzlarımızın ilkeleri YOLumuzun temelidir. Bu yolda yürürken, farklılıklarımız da olabilir. Ancak bu farklılıklarımızı birliğimizin önünde engel olarak görmediğimiz gibi, zenginlik olarak görüyoruz. Tekrar etmek istiyoruz: Bizim kapımız Aleviler’e ve her ulustan insana ve inançlara açıktır. İnsanlar arasında, kadın ve erkek arasında, uluslar ve toplumlar arasında adalet ve eşitlik ilkesi, ilkemizdir.

Sonuç yerine: Biz demokratik bir toplumda yaşıyoruz. Burada anayasal statü kazanmış her türlü hak, yüzyıllardan beri mücadele edilerek kazanılmıştır. Bizim görevimiz ve sorumluluğumuz, kazanılmış hakları sadece korumak ve kullanmak değil, aynı zamanda demokratik yolları kullanarak bu hakları genişletmektir. Bunun için de; Bir olalım, dirlik kuralım ve

YOLa devam edelim!

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.