KENDİNE ÖZGÜ İNANÇ NEDİR VE NE DEĞİLDİR?
-Ismail Kaplan/ Almanya Alevi Birlikleri Eski Eğitim Sorumlusu-
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (Avusturya ABF), 11 yıl önce yol kazası geçirmişti. Avusturya ABF içinden bir küçük grup tanınma için gerekli dilekçenin hazırlanması aşamasında, Kültür Dairesi`ne Aleviliğin “İslam`ın bir alt grubu olarak” tanınması için Avusturya ABF`den habersiz bir dilekçe vermiş ve bu dilekçe Avusturya İslam Yasası kapsamında değerlendirilerek “Avusturya Alevi İslam Toplumu” adı ile Alevilerin temsilcisi olarak kabul edilmişti. Bu örgüt yöneticileri daha sonra gelen tepkileri azaltmak için adlarını “ALEVİ” olarak değiştirmiş olsalar da resmi adları Islamische Alevitische Glaubensgemeinschaft in Österreich (ALEVI) olarak kalmıştır.
Bu durumda Avusturya ABF yetkililerinin önünde iki yol vardı. Ya bu “oldu bittiye” boyun eğecekler ve tanınmanın şemsiyesi altında “Alevi İslam”`ı olacaklardı, ya da bu çarpık sonuca itiraz ederek, kendilerinin tanımladıkları doğrultuda “Alevi inancı”nın tanınması için mücadele edeceklerdi. Avusturya ABF Yöneticileri 2. Yolu seçerek, Avrupa`da insan haklarının en başında yer alan “inanç ve düşünce özgürlüğü”ne dayanarak dilekçelerini hazırladılar ve Kültür Dairesi`ne verdiler. Ancak, demokrasi ile yönetilen Avusturya`da Kültür Dairesi beklenenin aksine, 2. Bir Alevi kurumunu tanımak istemiyor ve Alevilerin “Alevi İslam” şemsiyesi altında birleşmelerini istiyordu. Aleviliğin Avusturya`da bir inanç kurumu olarak tanınmış olması olumlu gibi gözükse de, pratikte Avusturya Kültür Dairesi bu kararla Alevileri bölmüş ve bir bölüm Alevinin giderek Alevi İslam`ı içinde erimesinin önünü açmıştı.
Bu gelişmeye paralel olarak; Viyana Üniversitesi`nde açılan İslam Teolojisi Enstitüsü açılmış ve Alevilik de 2018 yılında bu enstitü içine bir alt bölüm olarak sokulmuştur.
Son 3-4 yıllık deneyim; bu yapı içinde otantik Aleviliği öğretmek isteyen Alevi öğretim üyelerinin bilimsel bağımsızlıklarını korumakta zorlandıkları görülmüştür.
Demokrasiye inanan Avusturya ABF Yöneticileri, Avusturya makamlarına demokrasi dersi vererek 11 yıllık mücadele sonunda, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınmasını sağladılar. Bu mücadelenin başarıya ulaşmasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi`nin önceki kararları ve bu davadaki tutumu önemli rol oynadı.
Kendine özgü inanç kurumu olmanın ölçüleri:
1. Bir inanç kurumu ve onun üyelerinin, kendi inançlarını – herhangi bir yasal ya da resmi baskı olmadan- tarif etme ve belirleme hakları vardır.
2. Devlet, bir inancın belirlenmesinde ya da uygulanmasında inanç kurumlarına karışamaz ve başka (inanç) kurumlarının baskı yapmasına da müsaade etmez.
3. İnanç kurumları, kendi üyelerine de kurum içinde inanç özgürlüğünü sağlamak zorundadırlar. Kimse, kendi isteği dışında bir inanç grubu içinde kalmaya ya da bir inanç grubu üyeliğine zorlanamaz.
4. Kendine özgü inanç kurumu; inancını tarif ederken üyelerinin inanç, ibadet, gelenek ve kültür ihtiyaçlarına cevap verebilecek kapasitede olmalı ve bu doğrultuda kurumlaşmış/organize olmuş olmalıdır.
Kendine özgü inanç, var olan bütün dinlerin dışında uzaydan gelmiş yeni bir inanç biçiminde anlaşılmamalıdır.
Kendine özgü inanç demek, o inanç kurumunun inancı, ibadeti ve kültürü ile bir bütünlük ve uyum içinde olması demektir.
Nasıl Hıristiyanlar; İncil`den başka -Museviler gibi- kutsal olan Tevrat`a ve Zebur`a da inanıyorlar ve buna rağmen kendine özgün bir inanç olarak Hıristiyanlığı geliştirmişler ve kurumlar oluşturmuşlarsa; Alevilik de, bazı ortak değerleri paylaşıyor olmalarına rağmen İslam`dan bağımsız kendine özgü bir inanç olarak biçimlenmiştir.
Daha da ileri giderek söylersek; Almanya`da Protestan Kiliseler Birliği, Katolik Kilisesi`nden bağımsız “kendine özgü” bir inanç kurumu olarak hareket etmektedir. Yani; sadece teolojik değil kurumsal olarak da “kendine özgü inanç kurumu” olunabilmektedir.
Kaldı ki; Aleviliğin kendine özgü bir inanç olması yeni bir gelişme değildir. Alevilik, Kerbela`dan sonra -ama en azından 1000 yıldan daha fazla bir zamandır- zaten kendine özgü bir inançtır. Yeni olan; Alevilerin bu gerçeği açık olarak dile getirmeleri ve gerektiğinde de resmi makamları bu konuda ikna etmeleridir.
Kendi inançlarından taviz vererek resmi makamların kolaycı çözümleri doğrultusunda Aleviliği İslam şemsiyesi altına sokan, “Alevi İslam Örgütü” de bu yeni yasal haklardan faydalanarak özlerine dönme olanağı bulacaklardır.
Demokratik ve diyaloğa açık toplumlarda, Alevilerin çoğunluğu kendine özgü inanç olma gerçeğini zaten son 30 yıldır savunuyorlar. İslam toplumu da bu gerçeği Hıristiyanlık ve Musevilik örneğinde görüldüğü gibi kabullendikten sonra, gerçek diyalog yolu açılacak, hoşgörü ve toplumsal barış güçlenecektir.
Ayrıca Viyana Üniversitesi`nde var olan Alevilik Teoloji bölümü de, İslam teolojisinden bağımsız olarak Alevi öğretisini öğretmen adaylarına öğretebilecekler ve gerektiği durumlarda –Hamburg Üniversitesi`nde olduğu gibi- eşit koşullarda İslam Teolojisi bölümünün öğretim üyeleri ile ortaklaşa çalışmalar yapabileceklerdir.
Bu açılardan değerlendirildiğinde; Avusturya ABF yöneticileri, bu mücadeleleri ile toplumsal barışa tarihi bir katkıda bulunmuşlardır. 11 yıllık mücadelede emeği geçen tüm yöneticileri ve üyeleri yürekten kutluyorum.
Ismail Kaplan,
Almanya Alevi Birlikleri Eski Eğitim Sorumlusu

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler