Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

İNSANİ DEĞERLERİMİZ VE AHLAK ANLAYIŞI.

-Özgür Kaplan-
Egemenler sürekli, tarihte yeni bir sayfa açıldığı ve artık geri dönüşün mümkün olmadığını empoze etmeye çalışırken, bunu salt politika ve ekonomi alanları ile de sınırlandırmıyor. Kültürel, inançsal ve felsefi alanları da hep gündemde tutuyor. Binlerce yılda sayısız bedellerle yaratılmış insana özgü erdemleri değersizleştirmenin felsefesini sosyal ve toplumsal yaşamın bütün hücrelerine işliyor. Ahlaksızlaşma, değersiz görme adeta insana has özelliklermiş gibi sunuluyor. Yani ahlaksızlık moda haline getiriliyor. Hiç bir şeyin değerinin olmadığı her türlü rezilliğin insana özgü olduğu, her türlü sapkınlığın hastalıklı düşüncenin doğal ve insani olduğu şırınga ediliyor. Sonuç olarak, ”insanın özgürleşmesi nedir?” sorusu karşısında bilinçler bulanık durumda.
Bütün bu kara propagandalar karşısında kaçınılmazdır ki Aleviler de derinden etkilenmiştir. Bunun en belirgin örnekleri tarihine, birbirine ve örgütlerine yabancılaşmış olmamızdır. Öyle ki azımsanmayacak bir Alevi nüfusu, ne Alevi ne de Sünni olarak yaşıyor. Bırakalım Dünyanın herhangi bir yerinde insanların uğradığı haksızlığa karşı tepki vermeyi, komşusu hatta akrabasının uğradığı haksızlığa karşı dahi tepki göstermeyen insanımız mevcut.
Bu sonuca yol açan nedenleri doğru tanımlayamaz ve harekete geçmezsek, ortaya çıkan tüm olumsuzluklar toplumsal kimlik ve karakter haline dönüşmektedir. Tüm olumsuzlukları bireylerin kişilikleri, zaaf ve korkularıyla açıklamak da mümkündür. Ama bu işin kolaycılığı olacaktır. Ve sonuçta git gide yabancılaşma duygusunu da körükleyecektir.
1200’lü, 1400,1700’lü yıllarda yaşamış atalarımız kendi dönemlerine özgü sorunları ile baş etmeyi başarmış ve toplumsal çürümenin önüne büyük oranda geçmişlerdi. Yani bu gün kültürel ve inançsal alanlarda görülen çürümenin boyutu egemenlerin başarısı değil, bizim zaaf ve kişilik zayıflıklarımızdan kaynaklı olduğu gerçeği ile yüzleşmek zorundayız. Bu bağlamda asıl meselenin ahlaki olduğu da bir gerçektir. Çünkü,Baba İlyasın’da, Hacı Bektaş’ın, Şah Kalander ve Pir Sultan’ın tarihsel duruşu da yolumuzun ahlak anlayışının bir duruşudur. Kırılmaları da yaşadığımız gerçeği ile, örneğin Şah Kalander yenilgisinin bizde yarattığı sonuç özgüven zaafıdır. Süreç içerisinde bu durum git gide ahlaki çürümeye varan boyutlara ulaşmıştır. Çünkü ahlak yol için dik duruştur. Ahlaki kopuş ise beraberinde çürümeyi getiriyor. Savrulmalar birbirini izliyor. Günümüzde kimlerin nerelere savrulduğunu açıkça görebiliyoruz. Aslında egemenlerin, geri dönülmez bir şekilde açıldığını iddia ettikleri o sayfa, Kerbelada ki savaşın yeni cephesidir. Ahlaki çürümeyi karakteri haline getirmiş olanlar ise adlarını o sayfaya yazdırmak için çoktan sıraya girdiler bile. Onlar ”işini bilenlerdir”. Günlük hayatlarında en çok, sana ne ve bana ne cümlelerini kullanmaktan büyük zevk alırlar. Bireysellik her şeyleridir, çünkü devir akıllı olmanın devridir. Yüzme dahi bilmeyenlerin gemisini kurtaran kaptan olabilme hayallerini kurduğu devirdir. Paranın tek erdem bencilliğin yaşam biçimi olarak sunulduğu devirdir.
Peki bir şey yapılamaz mı?
Elbette ki kendi çağımıza has sorunların tespiti de çözümü de kendi ellerimizdedir.
Tarihin bize defalarca gösterdiği ahlaki duruşumuzu ve anlayışımızı günlük yaşamımızın merkezine oturtmalıyız. Alevilik bir akıldır, bize düşen işte o aklı işler kılmaktır. Bizi bu bataklık kültüründen çıkartacak olan, canlı ve cansız tüm varlıklara iyilik yapmayı öğütleyen o akıldır. Doğruluk, iyilik, güzellik adına yaratılmış ne varsa savunmalı ve çoğaltmalıyız. Bu gün, ahlaksızlığa ve her şeyi değersizleştirme saldırısına karşı, RIZA ŞEHRİ kültürünü savunmak her şeyden önce insani olan ne varsa sahip çıkmaktan o değerleri korumaktan geçiyor. Tam da bu noktada, nasıl bir ahlak nasıl bir eğitim konularında kafa yormak zorundayız. Atalarımız canları pahasına nelere karşı durmuşlardı, ne istemişlerdi? Kendi halkı için nasıl bir karakter ve ahlakı neden istemişlerdi? Tüm bu soruları ve fazlasını sürekli kendimize sormalıyız.
Bu noktada yerine getirmemiz gereken görev ve sorumluluk örgütlenme, örgütlü insan olma bilincine ulaşma olmalıdır. Çünkü örgütlü insan güçlü ve gelişmeye açık insandır. Cemevlerini bilimden gidilen yolun ışığı haline dönüştürmeliyiz. Alevi örgütlerine destek olmak bu karanlıktan çıkmanın yollarından biridir.
Dergahlarımızın yıkılmış duvarlarından topladıkları taşlarla yaptıkları camilere bakın ve tarafınızı seçin.
Bizi işgal ediyorlar, çocuğumuzun beynini, eşimizin özgürlüğünü, emeğini ve ailemizin ahlakını işgal ediyorlar.
Onlar değersizleştirmenin, ahlaksızlığın temsilcileridir. Biz insani değerlerin, namusun, onurun, ahlakın tarafıyız. Hınzır paşaları saygın kişilikmiş gibi dayatanların tam karşısındayız Bizler tarihimiz boyunca mazlumun, ezilenin tarafında olduk. İnsanlığı lekeleyecek hiç bir haksızlığın içinde olmadık. O yüzdendir ki onuru temsil etmiş bir halkın çocuklarıyız.
Çürümenin, rezilleşmenin, değersizleşmenin güzel olan her şeyi yok etmeyi hedeflediği böylesi bir süreçte bizler ahlakın ve yolun tarafında kalacağız…
Başaracağız.!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.