İMAM HÜSEYİN’İN KERBELA SÜRECİ ( 1)
– Sadık Erenler / Araştırmacı – Yazar –
Anadolu Alevilerinin İmam Hüseyin’e karşı büyük bir muhabbeti var. Yukarda da yazdığım gibi; Kerbela Katliamı Aleviler için de önemli bir değere sahip ve saygı duruşlarında Kerbela’dan beri… diye başlarız gündemimize. Bu tabi ki İmam Hüseyin’in şahsında varolan bir duruşu örnek göstermek için ifade ederiz.
İmamlar içerisinde İmam Ali sonrası en çok bilinen ve anılan oğlu İmam Hüseyin’dir. Bunu ozanlarımızın deyişlerinde de açık açık görürüz, duyarız.
İmam Hüseyin’in önceliği iki nedene dayanmaktadır. İlki; 661 yılında hilafet makamına oturan Muaviye’ye tüm ısrarlara ve baskılara rağmen biat etmemesi, ki kardeşi İmam Hasan belirli koşullar altında biat etmesine rağmen, onunla bile bir zaman küs kalmıştır. İkincisi ise; herkesin bildiği 680 yılında Kerbela denilen çölde yeni halife olan Yezit’in askerlerine karşı, “Zalimin zulmüne boyun eğmek mazluma yapılacak en büyük kötülüktür” şiarıyla ortaya koyduğu dik duruşudur.
Bu bağlamda Kerbela yolculuğu üzerine biraz konuyu açmak gerekiyor. Burdaki amaç; İmam Hüseyin’in Kerbela’da verdiği savaşımı küçümsemek veya değersizleştirmek gibi bir art niyet yatmıyor. Sadece o süreçteki gelişmeleri daha sağlıklı düşünebilmek için açılan bir yol benimki. Muaviye’nin hilafet makamına geçişinin 19. Yılı. 670 yılında Muaviye tarafından İmam Hasan’ın karısı Cude’ye zehirlettirilmiş. 9 yıl hiç net bir karşı çıkış olmamış. İmam Hasan’dan sonra bir 10 yıl daha geçmiş. Peki, Küfe halkı 679 yılında değil de neden 680 yılında İmam Hüseyin’e mektup yazarak Küfe’ye davet etmişler? diye bir soru akla geliyor. Daha önce de bahsettim ki, “Ulu’l Emre İtaat” ayeti, Kur’an’ın yolundan gidenlerin elini kolunu bağlayan, onların hilafete karşı bir isyan içinde olmalarını engelleyen bir ayet. Hangi İmam, dedeleri Muhammed’in Kur’anı’na karşı bir hareket, bir kalkışma içinde olabilir ki? Bu açıdan bakıldığında, Küfe halkının İmam Hüseyin’e bir çağrıda bulunmasının o yılın Mayıs ayında ölen Muaviye ile bir bağlantısı olabilir mi? diye sormaktan kendimizi alamıyoruz.
Alevilerin bir kısmı hilafetin Ali ve soyuna ait olduğunu düşünmektedir. Muaviye sonrası Yezit’in halife ilan edilmesi Şiiler tarafından kabul edilecek olmadığından karşı çıkılır.
Yezit hakkındaki görüşlerin benzerlerini Ali’nin hilafetine karşı çıktığı için Muaviye için de sürdürürler; ancak Sünniler ise Muaviye’nin bir “içtihad” yaptığını ve içtihadında yanılsa bile peygamberin eshabından ve Kur’an’ın vahiy katiplerinden biri olduğu gerekçesiyle hakkında kötü ifadede bulunmaktan kaçınırlar. Buna karşın aralarında Ebu Hanife’nin de olduğu birçok Sünni alimi ise Ali halife iken, Ali’nin hilafetini tanımayıp ikinci halife olarak ortaya çıkan Muaviye’ye karşı, Muhammed’in “Bir halife varken, sonradan çıkan ikinci bir halifenin katlinin vacib olması” kuralını uygulamayan Muaviye taraftarlarının, bu tutumları ile açıkça hatalı olduklarını ve haram işlediklerini açıklamışlardır. Yani bir bakıma Muaviye halife Ali’ye isyan ederek Kur’an’daki “Ulu’l emre itaat” ayetine karşı çıkmıştır.
Sünnilikte iktidar siyasi bir mesele ve peygamberin soyu dahi olsa bir soy meselesi olarak değil, ümmetin kendi içinde istişare ile çözeceği bir konu olarak görülür ve genellikle “istişare ile seçilen devlet başkanına itaat” kültürü hakimdir. Şiilerde ise iktidar inanç meselesidir ve meşru siyasi lider aynı zamanda ruhani liderliği de elinde bulunduran Ali ve soyundan gelen imamlara (lider) aittir. Caferi Şiası, toplam en sonu kıyamete kadar gizli kalan Mehdi de dâhil 12 İmamı kabul ettiğinden “12 imam” (Caferi Şiası) olarak da bilinir. 12 imamın günahsız olduğuna, “vahiy alma” hariç peygambere benzediğine inanılır. Şiilik içinde Zeydilik ve İsmaililik gibi mezhepler bir ölçüde farklı bir İmam listesini kabul ederler, dörtler, yediler anlamında.
Ali Küfe‘de’ şehit edildikten sonra, Müslümanlar Ali’nin oğlu Hasan’a biat ettiler. Burada da halifeliğin babadan oğula geçme isteği ve tavrı var. Bu biat’ı, Ali ile halifelik için çatışan ve savaşan Muaviye kendi otoritesine bir tehdit olarak algıladı. Muaviye derhal Suriye, Filistin ve Lübnan’daki ordu komutanlarına savaş hazırlıklarına başlamaları için talimat verdi, diğer yandan da Ali oğlu Hasan ile anlaşmayı denedi, daha doğrusu Hasan’a halifelik iddiasından vazgeçmesini bildiren bir mektup gönderdi ve eğer vazgeçmezse, istemediği sonuçların doğacağını ve Müslümanların öleceğini bildirdi. Aslında Muaviye için en iyisi Hasan’ın halifelik hakkından vazgeçmesi olacaktı, çünkü Muaviye orduları Hasan’ı savaş meydanında öldürüp tüm güç Muaviye’nin elinde toplansa bile Muaviye’nin halife olabilirliği tartışılmaya devam edecekti. Muaviye için bu hiç de istenilen bir durum değildi.
Hasan hakkından vazgeçmedi ve anlaşma sağlanamadı. Kimi kaynaklara göre 60 bin kişi olduğu iddia edilen Muaviye’nin ordusu Hasan’ı mağlup edip öldürmek için yürüyüşe geçti. Diğer yandan Hasan da 40 bin kişilik ordusunu kurmuş ve savaşmaya hazırdı, iki ordu Medain yakınlarında karşılaştılar.
Hasan, savaş başlamadan önce Muaviye askerlerine konuşma yaparak onlara yanlış yönde olduklarını ve Muaviye’yi haksız görüyorlarsa onun tarafında bulunmamaları gerektiğini hadis ve Kuran’dan örnekler vererek bildirdi. Hasan’ın kendi ordusundan teslim olacağını sanan bir kısım birlikler, Hasan’a isyan ettiler ve ona saldırdılar. Hasan yaralandıysa da, yakın korumaları bu saldırıyı püskürtmeyi başardı. Fakat Hasan’ın komutanlarından Ubeydullah, para ve altın karşılığında Hasan’a ihanet ederek Muaviye’nin safına geçti.
İki ordu arasında ufak çaplı ama sonuç getirmeyen çarpışma yaşandı. Hasan’ın komutanlarından Kays bin Sad’ın 4.000 kişilik küçük ordusu, Muaviye’nin komutanlarından olan Busr bin Ertad’ı Küfe yakınlarında mağlup edip darmadağın etti. Sonunda Muaviye üstün gelemeyeceğini, üstün gelse bile birçok adamını kaybedeceğini anladı ve iki Kureyşli adamını Hasan ve takipçileriyle anlaşsınlar diye görevlendirdi. Hasan’ın 40.000 kişilik ordusu artık dağılmıştı ve kabileler köylerine geri dönüyorlardı. Ayrıca halife Hasan yaralanmıştı ve ordusunun içinde meydana gelen başıbozukluk yüzünden ordusuna pek güvenemiyordu. Sonunda Hasan ve Muaviye 661 yılında Meşkin’de bir araya geldiler ve anlaştılar. Hasan; Kuran’a ve sünnete uyması, yandaşlarından intikam almaması şartlarını ve Muaviye’nin ölmesinden sonra halifeliğinin tekrar kendisine, eğer kendisi hayatta değil ise kardeşi Hüseyin’e geçmesi şartını öne sürmüştü. Muaviye sözde kabul etti. Hasan hicretin 41. yılında (m. 661) Muaviye’ye biat etti.
Antlaşmadan sonra biat almak üzere Küfe’ye doğru yola çıkan, Muaviye Nuhayle’de konakladı. Burada Cuma namazını kıldırdıktan sonra şöyle bir konuşma yaptı:
„Vallahi ben sizinle namaz kılmanız, oruç tutmanız, zekat vermeniz ve haccetmeniz için savaşmadım. Ben sizinle sadece üzerinize emir olmak için savaştım. Siz istemeseniz de Allah bana bunu nasib etti.“
Daha sonra Kufe’ye giden Muaviye orada halka hitap ettikten sonra minbere Hasan çıktı ve şöyle dedi;
„Ey Irak halkı! Benim gönlüm sizden soğudu. Babam Ali’nin sağlığında bunca muhalefetler ettiniz, bir gün onu gamsız bırakmadınız. Nihayet babamı öldürdünüz. Bana da bunca zahmet verdiniz; üzerime hücum eylediniz; Malımı yağmaladınız. Beni yaraladınız. Henüz yaram iyileşmedi. Ey Irak halkı! Eğer siz Ehlibeyt’i peygambere eza kıldınızsa da Allah kıyamette bizimle sizin aranızda hâkim ve kafidir. Şu halde ben Muaviye’ye biat ettim. Sizin biatınızdan bizar oldum.”
Muaviye, ölümünden hemen önce, 679 yılında, Hasan ile yaptığı anlaşmaya rağmen ve Hüseyin ve Abdullah bin Zübeyr’in karşı çıkmasına rağmen oğlu Yezit’i kendi sonrası için halife ilan etti ve kendisine biat edilmesini istedi. Artık halife bir kurul tarafından seçilmiyor, babadan oğula geçiyordu. Nitekim Muaviye’nin ölümünden sonra yerine oğlu Yezit halife oldu.

Sevgili Canlar, yoluna ve ikrarına bağlı olan her Alevi kendisini Alevi Haber Ağı’nın doğal bir muhabir olarak görmelidir.
Oturduğu mahallede, okuduğu okulda, çalıştığı iş yerinde, üyesi olduğu Cemevi’nde ve sokakat haber niteliği taşıyan her durmla ilgili bize görsel veya yazılı haber göndermelidir.
Bu istemimiz Alevi kurum yöneticilerimiz içinde geçerlidir.
Alevi Haber Ağı: Gerçekleri yazacak… Geçekler yazılırken sende katkını sun can…
Saygılar, sevgiler