Sal. Şub 3rd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ALEVİ EDEBİYATINDA ELEŞTİRİNİN YERİ VARDIR

-Musa Eroğlu’na saldırılara cevap-
Özü itibari ile Alevi edebiyatının gelişimine bakarsak, Alevi edebiyatının bir eleştiri -Şathiye edebiyatı olarak gelişmiş olduğunu görürüz.
Alevi edebiyatın da Şathiye diye bilinen bir tarz bir bölüm vardır ki, bu tamen yergi üzerinden yol alır.
Yunus Emre’nin, “Der sual etsem sana” diye başlayan bir şathiyesin de madem Alın yazınımı yazdın, ben de alın yazımda yazılanların gereğini yaptım, o zaman bu sorgu sual ne diyen bir şiiri vardır; Ruhi Su bunu türkü olarak söyler
Kaygusuz ABDAL, “Kıldan köprü kurmuşsun ki gelsin kullar geçsin diye
Biz şöyle duralım yiğidisen geç A Tanrı” der.
Sonra der ki: Bakkalmısın teraziyi Neylersin, işin gücün yoktur gönül eylersin, geçi ver suçundan bundan sana ne der.
Aleviler kendilerini anlatırken “Yol bir, sürek binir” derler.
Ne demek bu?
Bu bir yol içinde binbir çeşit renk, ara yollar vardır demek.
Asırlardır bu yolu sürdüren Aleviler, bu yol içindeki, binbir çeşit farklılıklar üzerine muhabbet etmişler ama asla mı asla kimse kimsenin kalbini kırmamış, birbirlerini dövüp, öldürmemişler.
Benim hayatımın önemli çok önemli bir süreci yasal olmayan sosyalist yapılar içinde geçti; ama ne zaman iki gurup arasında tartışma olsa hır çıkar, söz susar, yumruklar konuşurdu. Mesela yakın geçmişimizdeki ÖDP sürecinde bile ağız tadıyla muhabbet edemediğimize hep yanarım; içimde bir üzüntü kaynağıdır bu.
Hayrettin Karaca, bir yere yeni bir ağaç türü dikip, yetiştirmek istiyorsanız, bu ağacı oranın yerel kültüründe olan bir ağaçla aşıloyarak yetiştirin derdi. Hayrettin Karaca amcayı dinleyince, keşke Türkiye sosyalist hareketi de, örgütlenirken tartışma kültürlerini Anadolu halkının muhalefet hareketinin yarattığı muhabbet kültürü ile aşılasaydı da biz sol geçmişimize bakınca yüzümüzü kızartan, o sandlayaların havada uçuştuğu, yumruklatın konuştuğu hatta bir birimizi vurup, yaraladığımız o anları hatırlamasaydık, diyorum.
Ama ben bunu deyince ham ervah, “sen Devrimcileri arkadaşlarımızı, solcuları Alevi mi etmek istiyorsun, gerçek niyetin ne söyle” diyorlar. İnanın Arkadaşlar, inanın, böyle bir niyetim yok; ne dün, ne de bu gün böyle bir niyet beslemedim, böyle bir niyetim hiç mi hiç olmadı ama solcu sosyalist dünyamızda muhabbet tadında sohbetler, tartışmalar yapmış olmayı çok isterdim diyorum; bu benim arzum, benim isteğim, hiçbir zaman yerine gelmeyecek olan bir dileğim bu.
Neyse ben konuya döneyim.
Eleştirel olan Alevi edebiyatı eleştirilmeyi de hoş görür.
Kendini eleştirip, kendine taş atanlara hayır dileyen Yunus Emre ile Kaygusuz ABDAL’ın şiirlerini alta koyarak sözümü balla keseyim ama ona geçmeden şu Alevi deyişini de anmazsam yazı eksik olur, annem bana küser:
Cahil meclisinden firar eyledim
Kamil Meclislisinde karar eyledim
Övdüler beni zarar eyledim
Tenkit edilince karımdır bildim.
Ben Alevi geleneğini böyle bildim, böyle bilirim, böyle yaşadım, böyle de yaşayacağım.
Şimdi söz Kaygusuz ABDAL ile Yunus’un bırakalım, bakalım onlar yergi üzerine ne demiş ne söylemiş:
Önce Kaygusuz ne demiş ona sonra Yunus’a bakalım:
“Bize ağyar olana Hak yâr olsun
Bize ağyar olana Hak yâr olsun
Göreyim dünyada berhüdar olsun
Bizim ardımızca taşlar atanın
Kollarına kuvvet elleri var olsun
Bizi bunda her kim zan eder ise
Şafâ’atci ana muhtâr olsun
Bizi cehenneme lâyık görenin
Yeri cennet makâmı gülzar olsun
Kaygusuz Abdal’ı her kim sorsa
Anın nasibi Hâk’dan didar olsun”
*
Yunus Emre’de Eleştiriye bakışını şöyle anlatmış:
“Işkun odu düşdi cana eritdi yürek yağını
Kesdi hevasetün kökin oda yandurdu bağını
Kazdı kahır kazmasıla canda cefa ocağını
Çaldı nefsümün boynuna himmet eri bıçağını
Rahmet suyıyla yudu gönlüm evin aparıca
Hidmed kapusından ana sundi şükür ayağını
Her kim bizi yerer ise Hak dileğin virsün ana
Urmaklığa kasdidenün düşem öpem ayağını
kim bize taş atarısa güller nisâr oldun ana
Çıraguma kasdidenün Hak yandursun çırağını
Miskin gönül ışk elinden iki büküldü vücudu
Tevbe kapusından sundum ana iman tayagınu
Gel imdi ey miskin Yunus hevâseti elden bırak
Çalabum ruz’eye bize kanâat (un) bıçağını
*
Alevilerde eleştirinin yeri ile önemi hakkında bunları yazıp hatırlatmamın nedeni Musa Eroğlu’un bir eleştirisine karşı yapılan sözlü saldırılardır.
*
Konu şu: Musa Eroğlu, bir dost sohbetinde, Alevinin Alisine eleştiride bulunmuş. Bu eleştiriye Alevi geleneği içinden bakarsan hiçbir şey yok. Alevi geleneğinde böyle eleştiriler olur, olmuştur, olacaktır da; eğer katılmadığın bir söz varsa sende onu eleştirirsin. Ama bu defa bu böyle olmadı, Musa Eroğlunu fiziki tehdit etmeye, kadar vardı iş. Alevi bünyesinde hiçbir zaman olmamış olan, Musa Eroğluna yapılan bu hücumların üzerinde durmalıyız.
Musa Eroğluna yapılan bu hücumlar, yol bir sürek binbir diye gelen Alevilik içinde olmaz, olamaz, olmaması gerekir. Katibi bir deyişin de, “Tatlı suya acı sular karıştı, bozuldu lezzeti içilmez oldu” der. Alevinin tadını kaçıran bu su, Arabistan’ın vahabi – Şii kültüründen geliyor. Bütün Aleviler hoş görüsü olmayan Aleviliğe yabancı olan bu kültürün karşısında tek vücut olarak durup, Musa Eroğlunun istediği gibi eleştiri yapma hakkını savunmalıdır. Kazak ABDAL, “telli sazdır bunun adı, ne ayet dinler ne de kadı” diyor.
Musa Eroğlu bir Hak aşığıdır, âşığın diline de teline de kelepçe takılamaz. Bunu herkesin anlaması, bunu böyle gerekir.
Aşk ile
Rıza Aydın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir