Sal. Şub 3rd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

12 Eylül 1980 Faşist Askeri Darbesine Giden Yol ( 4 )

-Sadık Erenler / Araştırmacı – Yazar/S.Erenler@web.de-

1978 yılına damga vuran olaylara bir göz atalım.

1 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, yeni hükümeti kurma görevini CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’e verdi.

2 Ocak’ta Bülent Ecevit, 34 bakandan oluşan hükümetini açıkladı. Hükümette CHP’lilerin dışında, AP’den ayrılan 11 bağımsız ile CGP Genel Başkanı Turhan Fevzioğlu ve DP Genel Başkan Vekili Faruk Sükan yer aldı.

17 Ocak’ta Ecevit Hükümeti 218’e karşı 229 oyla güvenoyu aldı.

30 Ocak’ta Doğu Perinçek’in başkanlığında Türkiye İşçi Köylü Partisi kuruldu.

1 Şubat’ta İstanbul Sağmacılar Cezaevi’nde isyan çıktı.

3 Şubat’ta 1977 Şubat ayında başlayan maden iş kolundaki grev ve lokavtlar antlaşmayla son buldu.

1 Mart’ta Genelkurmay Başkanı Semih Sancar, yaş haddinden emekliye ayrılınca yerine Kenan Evren getirildi.

16 Mart 1978’de 16 Mart katliamı olarak bilinen olay gerçekleşti. İstanbul Üniversitesinden çıkan yüze yakın solcu öğrencinin üzerine ülkücüler bomba attı. 6 genç öldü, 47 kişi yaralandı. Şehremini’de Siyasi Polis Ekipleri TİKKO’cularla silahlı çatışmaya girdi. Polisler yaralandı ve dört militan yakalandı.

18 Mart’ta İstanbul, Ümraniye’de kurşunlanmış beş ceset bulundu. Ertesi gün yapılan aramalarda 80 kişi gözaltına alındı.

20 Mart’ta DİSK, 16 Mart tarihinde 6 öğrencinin ülkücüler tarafından öldürülmesine tepki olarak 2 saatlik “Faşizme İhtar” grevi yaptı. Grev, tüm Türkiye’de uygulandı.

24 Mart’ta Ankara Cumhuriyet Savcı Yardımcısı Doğan Öz, görevine gitmek üzere otomobiline bindiği sırada uğradığı silahlı saldırıda öldürüldü.

7 Nisan’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakultesi Öğretim Üyesi Doçent Server Tanilli, bir otomobilden açılan ateşle ağır yaralandı ve ömür boyu sakat kaldı. ( Sayın Tanilli ile 1996 yılında Geislingen Alevi Kültür Merkezi’ne geldiğinde tanışmıştım ve bana “Devlet ve Demokrasi” kitabını imzalayıp vermişti. Fransa’da yaşıyordu. Büyük bir değerdi.)

17 Nisan’da Malatya Belediye Başkanı AP’li Hamit Fendoğlu, gönderilen bombalı bir paketi açarken, gelini ve iki torunuyla parçalanarak öldü. Malatya’da büyük olaylar çıktı.

Ülke giderek bilinçli bir şekilde terör ağıyla örülüyor, bunun için de duyarlı kentler seçiliyordu. Terörü başlatacak çatışma alanları genellikle geri bırakılmış bölgeler oluyordu. Yoksul halkın beyni din, kitap, bayrak gibi soyut kavramlarla yıkanıyordu. Halk evinde ekmek bulamazken beynine işleyen şovenist sloganlarla kendi gibi inanmayan, kendi gibi düşünmeyen insanları kendine düşman belleyip gözü kapalı acımasızca olayların merkezine oturuyordu. Amerika’nın yardımı, ırkçı ve dinci örgütlerin planıyla seçilmiş olan kentlerde olaylar senaryonun yazılışına göre yaşama geçiriliyordu. Asıl ilginç olan ise olayların patlak vereceği kentlerdi. Bu kentler; Bingöl, Malatya, Kahramanmaraş, Elazığ, Çorum ve Sivas’tı. Bu seçilmiş bölgelerin en önemli özelliği de Alevilerin buralarda yoğun bir şekilde yaşıyor olması ve sol düşünceye sahip olmalarıydı.

İnançsal ve ideolojik nedenlerin yanında ekonomik nedenler de olayların çıkmasında etkin bir rol oynuyordu. Çünkü, dün yoksul olarak bilinen Alevi kesim kah şehirlerde çalışmaya başlayarak veya Avrupa ülkelerine çalışma amaçlı giderek zamanla belli bir sermaye birikimine sahip olup bunu kendi kentinde yatırıma dönüştürmüş ve dolayısıyla da Sünni kesimin kıskançlığıyla karşılaşmıştı. Alevi tüketiciyi kaybeden Sünni esnaf, kendi gibi ideolojiye sahip olmayan Sünni tüketiciyi de yitirme endişesi içinde kıvranıp hem Aleviye hem de sol düşünceye kin bağlar olmuştu.

Bingöl küçük bir yerleşim yeri olduğu için oynanacak oyunu orada sahneye koyamadılar. Herkes birbirini iyi tanıdığı için bu oyuna gelinmedi. Elazığ’da oyun tuttu. Keban barajının yapılıp da toprakları istimlak edilen köylüler belirli bir sermayeye sahip olmuşlardı ve bu sermaye yaşam koşulların iyileştirilmesi için yaşadıkları kentte yatırıma dönüşmüştü. Bu çekememezlik de belirli odaklar tarafından eyleme dönüştürüldü.

Malatya bir türlü istenilen ortamı onlara sunmuyordu. O zaman da kendileri o ortamı yaratmak zorundaydılar. Yarattılar da.

17 Nisan 1978 günü Malatya Belediye Başkanı Hamido lakaplı Hamid Fendoğlu’na postayla bir paket gönderilmişti. Paket Ankara’dan Kasım Önadım adıyla gönderilmişti. Kasım Önadım da Hamit Fendoğlu gibi sağ bir siyasetçiydi ve iyi bir arkadaşıydı. Fendoğlu arkadaşından belediyeye gönderilen paketi açmayıp akşam eve götürdü. Kendini kapıda karşılayan torunlarına, “bakın Kasım amcanız size ne göndermiş” diyerek paketi açtı. Paketin açılmasıyla birlikte büyük bir patlama oldu. Paket tuzaklanmış bir bombaydı. Ambalajın gevşemesiyle patlamıştı. Hamit Fendoğlu, gelini ve iki torunu parçalanıp ölmüşlerdi.

Malatya’da olay çıkarmak isteyenler tam da adamını seçmişlerdi. Hamid Fendoğlu renkli bir kişiliğe sahipti. O yöredeki Kürt aşiretlerinden birinin reisiydi ve geniş bir çevreye sahipti. 1960 öncesi DP’li sonra AP’li olmuş hatta AP’den milletvekili olarak meclise girmiş kavgalarıyla ünlü bir tipti. Mecliste bulunduğu dönemde TİP milletvekili Yunus Kocak’ın kafasına tabanca kabzasıyla vurarak yaralamış, aynı kavgada yine TİP’li Çetin Altan’ı dövmüş, bir başka TİP milletvekilini de ısırmıştı. 11 Aralık 1977 yerel seçimlerde Milliyetçi Cephe’nin ortak adayı olarak belediye başkanı seçilmişti.

Oyunu kuranlar senaryoyu da iyi yazmıştı. Sukastın olduğu akşam Malatya’da yer yerinden oynamış, hedef onikiden vurulmuştu. İkinci plan ise bunu her yere yaymaktı. Sloganlar atılmaya başlanmıştı bile:

–Komünistler ve Aleviler Fendoğlu’nun evini bombalayıp öldürdüler…

Sokaklar oyuncularla çalkalanmaya başlamıştı.

-Katil Ecevit!..

-Kahrolsun Komünistler!..

Komünistler Moskova’ya!..

Sokaklardan caddelere akın vardı. Sloganlar durmak bilmiyordu:

-Dan, dan, dan, Hamidoya intikam!.

-Kanımız aksa da zafer islamındır!..

-Baaaşbuuğ Tüüürkeeşşş!..

İlk hedef belirlenmişti. CHP il binası. Binayı ilkin taşa tuttular. Sonra kapı ve pencereler kırılarak içeri dalındı. Paket postaneden gönderilmişti. Böylece ikinci hedef PTT binasıydı. Orayı da taş yağmuruna tuttular.

Başbakan Ecevit idi. Ankara’dan olayları telefonla izliyordu. Eger ki kalabalığın üstüne polis gönderecek olsa gözü dönmüş kalabalığın olayları daha da büyüteceğini biliyordu. Valiye gereken emri vererek polisin sert davranmamasını istedi. Bu önlem sayesinde olaylar büyümeden önlendi. Sakinleşen kalabalık sonra dağıldı.

Amaç gerçekleşmişti ama hedefe daha varılmamıştı. Kafaları doldurulmuş halkı galeyana getirmek hiç de zor değildi. 18 Nisan 1978’de sabahın erken saatlerinde caddeler köylü görünümlü insanlar tarafından doldurulmuş yaydan çıkacak ok örneği başlama komutunu bekliyorlardı. O komut da gelince sloganlar yine ayyuka çıkmaya başladı. Oyunun ikinci perdesi de açılmıştı.

-Katil Ecevit!..

-Komünistler Moskova’ya!..

-Dan, dan, dan Hamido’ya intikam!..

Bu kez ilk hedef sosyal demokrat yapıdaki “Gayret” gazetesiydi. Elleri sopalı ve zincirli bir kalabalık sel gibi akarak büyük bir öfke yığını halinde öldürücü darbeyi vurmak için gazetenin kapı ve pencerelerini kırarak içeri girdiler. Baskı makinalarını tahrip ettiler. Yerel seçimlerde Hamit Fendoğlu’nun karşısına aday olarak çıkan CHP belediye başkan adayı Mehmet Kırçuval’ın elektrik malzemeleri satan mağazasına yöneldiler. Mağaza yağmalandı. Ganimetler alınıp götürüldü. Daha da dur durak yoktu onlara. Hedefte bu kez TÖB-DER, TÜM-DER, ardından CHP’lilerin binalarını ve ardından iki tekel bayiini yağmalayıp ateşe verdiler. Çatışma çıkmasın diye ne halktan müdahale edenler oldu ne de polisten. Bir apartmanın üst katından göstericilere ateş açılmıştı. Apartman anında ateşe verildi. Koskoca Malatya’nın her yeri yangına dönmüştü. Kentin üzerinde kara duman bulutları güneşi görünmez kılmıştı.

Bir türlü halkı birbirine kırdıracak manevrayı yapamamışlardı. Sloganlar atılıyor, binalar ateşe veriliyor, dükkanlar yağmalanıyor, ama halkı birbirlerine kırdıracak son adım atılamıyordu. Gerçek amaç; halkı karşı karşıya getirip olayların boyutunu büyütmek ve ocaklara ateş düşürmekti. Ama beklenen gün bir türlü gelmiyor, sinirler geriliyor, yeni bir oyun sahneye konulmaya çalışılıyordu.

Bu kez de CHP il başkanı Ahmet Altın’ın evine bomba attılar. Bununla da kalınmayıp “komünistler camii bombaladı” dedirtmek için de Söğütlü camiine bir bomba koydular. Ama bomba patlamadan farkedilince oyun da bozulmuş oldu böylece.

İki kesimi birbiriyle çatıştıramayınca İnönü Caddesi’ndeki 8 mağazayı ilkin yağmalayıp sonra ateşe verdiler. Fırsattan yararlanan bazıları da yağmalanan mağazalara dalıp yükte hafif ve pahada ağır ne varsa evlerine taşıyorlardı.

Yeni bir hedef de olayları izleyen gazetecilerdi. Onlar saldırınca gazeteciler Görüş Gazetesi’ne sığındılar. Azgın kitle burayı da sarmıştı. Binbir umutla matbaanın bulunduğu binanın terasına çıkıp, buraya açılan kapıyı kanepe ve koltuklarla sağlamlaştırdılar. Saldırgan kitle onları ele geçiremeyeceklerini anlayınca binayı ateşe verdiler. Polis gazetecileri kurtarmak için müdahaleye başlayınca polis aracını da tahrip ettiler.

Hükümet olayları yatıştırmak için kentin üzerinde helikopter ve askeri uçakları devreye sokmuştu. Ama halkın gözü dönmüş bir türlü durmak bilmiyorlardı.

Hastaneler yüzden fazla yaralılarla dolmuş ve bu arada tabancayla vurulmuş dört de ölü verilmişti. Öldürülenlerden birisi üniversite, diğer üçü de lise öğrencisiydi.

Öğleye doğru askeri birlikler sokak sokak, cadde cadde düzen alarak kışkırtılmış kalabalığı dağıtmayı başarmıştı.

En büyük başarı ise, karşıt kesimin saldırganlara karşılık vermemesiydi,yoksa daha büyük bir felaket yaşanır, daha çok can kaybı olurdu.

Aynı gün Hamido’nun cenazesi Bulgurlu köyüne götürülerek burada toprağa verildi.

Milliyetçi Cephe’nin önde gelen liderleri Demirel, Erbakan, Türkeş ve eski Cumhurbaşkanı DP’li Celal Bayar cenaze töreni için Malatya’ya gelmişlerdi.

Sağcı liderler tekbir sesleriyle karşılandılar. Hürriyet Gazetesi, tekbir sesleriyle kentin inlediğini yazıyordu.

Ecevit hükümeti olayları çıkartan gerçek suçluyu bulmak için tüm gayretiyle çabalıyordu. İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı aynı gün CHP meclis grubunda olaylar hakkında bilgi verirken şöyle diyordu: “Bu bombaların, Ankara’da MHP’li komandoların hakim bulunduğu Nükleer Araştırma Merkezi’nde yapıldığına ilişkin belirtiler saptanmıştır.” Bülen Ecevit İçişleri Bakanı’nı doğrulayarak, Nükleer Araştırma Merkezi’nin kapatıldığını açıklıyordu.

Yoksul ve başıboş kesimi eyleme yönlendiren asıl nedeni bir Malatyalı şöyle açıklıyordu: “Asıl hedefleri yağmacılıktı. Tahrip ettikleri dükkanlardan götürebildiklerini çaldılar, yağmaladılar. Ev eşyası satan dükkanlar başlıca hedefti. Halı, mobilya, buzdolabı ve çamaşır makinalarını kamyonlara doldurup götürdüler. Din ve ırk sloganı altında Malatya’yı soydular”

18 Nisan’da başlayan olaylar 20 Nisan akşamına değin sürdü. En büyük zararı Alevi mahalleleri ve Alevilere ait evler ve işyerleri gördü. Olaylarda 6 kişi ölmüş, 20’si ağır 100 kadar insan yaralanmıştı. Olaylar sırasında ve olayların bitiminden sonra birçok Alevi Malatya’dan başka illere göç etmeye başladı.

23 Nisan’da Iğdır’da ülkücüler CHP’lilere ait ev ve işyerlerine saldırıp tahrip ettiler. Meydana gelen karışıklıklar nedeniyle şehre askeri birlikler sevkedildi. Sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

23 Nisan’da Türk Hava Yolları’nda Hava-İş Sendikası’na üye işçiler greve başladı.

24 Nisan’da Zonguldak’ta, Ereğli Kömür İşletmesi’nin Armutçuk Maden Ocağı’ndaki gruzu patlamasında 17 işçi can verdi.

24 Nisan’da hayali ihracat yaparak maliyeyi dolandırmaktan dolayı yargılanarak 1 yıl 5 ay ceza alan ve mahkumiyet cezası Yargıtay tarafından onanan Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in İsviçre’ye kaçtığı anlaşıldı.

1 Mayıs’ta DİSK’in düzenlediği 1 Mayıs İşçi Bayramı mitingi olaysız geçti. Ancak gece sokaklarda 3 polis öldürüldü.

9 Mayıs’ta Ülkücüler İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi’nde dersten çıkan öğrencilerin üzerine ateş açtı; üç kişi öldü, 12 kişi yaralandı.

19 Mayıs’ta Gençlik ve Spor Bayramı’nda kız öğrencilerin kıyafetlerinden dolayı aleyhte gösteriler yapıldı. İstanbul’da İnönü Stadı yakınlarında bomba patladı. Ankara, Antalya ve Erdemli’de küçük çaplı olaylar yaşandı. MSP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan devlet geleneğini hiçe sayıp Milli Görüş Zihniyeti gereği Anıtkabir’e gitmedi.

24 Mayıs’ta yağdan sonra şeker de karaborsaya düşmüştü.

2 Haziran’da Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Zeki Kuneralp’in otomobili tarandı. Zek Kuneralp’in eşi Necla Kuneralp, emekli elçi Balcıoğlu ve şöförü öldürüldü. Kuneralp otomobilde olmadığı için kurtuldu. Suikastı “Ermeni Soykırımı İçin Adalet” örgütü üstlendi.

7 Haziran’da 12 Mart Dönemi askeri savcılarından Yaşar Değerli otomobiline konan bombayla yaralandı.

27 Haziran’da Anayasa Mahkemesi binasına bomba atıldı.

5 Temmuz’da Ankara Valiliği, POL-Der ve POL-Bir’in merkezlerini kapattı.

11 Temmuz’da Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Doçent Bedrettin Cömert Ankara’da öldürüldü.

16 Temmuz’da Danıştay, polis dernekleri olan POL-Der ve POL-Bir’in kapatma kararlarını durdurdu.

20 Temmuz’da CHP Hükümeti ile Türk-İş arasında toplumsal anlaşma imzalandı.

21 Temmuz’da İsparta’da öldürülen solcu bir öğretmenin cenaze töreninde sağcılar olay çıkardı. CHP İl Merkezi, Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) tahrip edildi.

24 Temmuz’da Salihli Cezaevi’nde mahkumlar ayaklandı; müdür öldürüldü, savcı rehin alındı.

25 Temmuz’da ABD Senatosu, Türkiye’ye uygulanan silah ambargosunu, uzun pazarlıklardan sonra şartlı kaldırdı.

28 Temmuz’da tarım alanlarının topraksız ve az topraklı köylülere kiralanacağı CHP Hükümeti tarafından açıklandı.

30 Temmuz’da Balıkesir Cezaevi’ndeki solcu koğuşunu basan ülkücüler 2 kişiyi öldürdü.

5 Agustos’da TÖB-DER, 5 yılda dernek üyesi 37 öğretmenin öldürüldüğünü açıkladı.

9 Agustos’da ilaç karaborsası başladı, pek çok ilaç bulunmaz olmuştu.

1 Eylül’de yağ, benzin, ilaç sabun sıkıntısından sonra bu kez de kahve sıkıntısı başlamıştı.

4 Eylül’de Sivas’ta sağ-sol çatışması yaşandı. (Bu konu ayrıca detaylarıyla kitabımızda işlenmiştir.)

18 Eylül’de ATAŞ Rafinerisi’nde grev başladı.

28 Eylül’de Sosyalist Enternasyonal Yönetim Kurulu, CHP’nin üyelik başvurusunu oybirliğiyle kabul etti.

30 Eylül’de Başbakan Bülent Ecevit, ilk “Köy-Kent” uygulamasını Bolu’nun Mudurnu ilçesinde başlattı.

3 Ekim’de MHP İstanbul İl Başkanı Recep Haşatlı ve oğlu evinin önünde öldürüldü.

4 Ekim’de Bakanlar Kurulu 4 Amerikan üssünün (Sinop ve Pirinçlik ortak savunma, Belbaşı Sisimik, Kargaburun Seyrüsefer) açılmasına karar verdi.

8 Ekim’de Bahçelievler Katliamı oldu. Ankara’da 7 TİP üyesi genç, MHP’li bir grup tarafından kurşuna dizilerek öldürüldü.

20 Ekim’de İTÜ Elektrik Elektronik Fakultesi Dekanı Ord. Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu teröristlerce öldürüldü.

29 Ekim’de sağcılar, Tokat’ta solcuların gittiği kahveyi taradı, 3 kişi öldü.

20 Kasım’da Karaköy’den Kadıköy’e gidecek olan Suadiye vapuru kaçırıldı. Vapur, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’nde 2.5 saat dolaştırıldıktan sonra Üsküdar’a yanaştırıldı ve eylemciler kaçtı. Beş kişi yaralandı.

22 Kasım’da Politika Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Ali İhsan Özgür öldürüldü.

25 Kasım’da Karadeniz Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Necdet Bulut silahlı saldırıya uğradı, 8 Aralık’ta öldü.

3 Aralık’ta mazot sıkıntısı yüzünden evlerde ısıtma ve şehirlerarası otobüs seferleri aksadı.

19-26 Aralık’ta Maraş Katliamı yaşandı. (Bu konu kitabımızda ayrıca işlenmiştir.

26 Aralık’ta 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi.

DEVAM EDECEK…

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir