Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

Mahzuni Şerif ve Elazığlı Arzuhalci

-Erdoğan Yalgın-
1970’li yıllarda devrin büyük Ozanları, bir konser için Elâzığ’daydılar. Elazığ’ı gezip dolaştıktan sonra, Hozat garajında bulunan kürsülü “Cınar altı” kahvehanesinde mola verirler. Oturur bir şeyler içerler. Aralarında sohbet edip dinlenirler.
O zamanlar, işlek sokaklarda yada bu tür kahvehanelerde oturup dilekçe yazan Arzuhalciler vardı. Bu kahvede de böyle yaşlı bir Arzuhalci, kendisine gelenlere dilekçeler yazıyordu. Fakat işin kötü yanı bizim Arzuhalcinin daktilosundaki “Z” tuşu bozuktu. Z tuşuna vurunca, kâğıtta iz bırakıyor fakat, orada takılıp kalıyor, yani tekrar geri gelmiyordu. Bu vesileyle Arzuhalci, eliyle “Z” tuşunu tekrar geri getirmek zorunda kalıyordu. E tabi bu durum, çok “Z” li dilekçelerde Arzuhalci için bayağı sinir bozucu bir hal alıyordu. Hele bir de Eleziz gibi bir yerde…
Dolayısıyla yazılan dilekçelerde “Z” harfli sözcükler çok olduğu zaman, Arzuhalciye bayağı bir iş çıkıyor ve tabi ki işi de uzuyordu. İşte böylesi bir atmosferde, bu manzarayı oturduğu yerden sessizce izleyen Doğduğu günde (17) hakka yürüyen Mahzuni Şerif (Şerif Cırık 17 Kasım 1940-17 Mayıs 2002), yanındakilere sessizce durumu anlattı. Ve dedi ki;
– “Bana bakın! Ben şimdi ne yapacağım görün!” deyip, Arzuhalcinin yanına sokuldu. Kürsüsünü alıp, selam verip, daktilonun kenarına oturdu. Arzuhalci, Mahzuni babayı tanımamıştı. Ve Elazığ-Gakkoş şivesiyle hemen sordu;
– “Dilekçe mi yazdirisin?”
– “Evet! Bir dilekçe yazdıracağım”, dediğinde, Arzuhalci hemen iş başı yaptı ve başladı sormaya;
– “Adın ne, Gardaş?”
– “Abdulaziz!” dedi Mahzuni Baba. Arzuhalci başladı daktilonun tuşlarına vurmaya. “Z” harfi, bu isimde tam iki defa takılı kalmıştı. Neyse sonunda “Abdulaziz” yazıldı. Tekrar sordu.
– “Soy adın ne?”
– “Zemzem” dedi, Mahzuni Baba. Yine iki Z’li bir isimdi bu. Arzuhalci zorlanarak ve kendi kendine biraz da mırıldanarak, onu da yazdı. Ve dedi ki;
– “Eveett! Abdulaziz Zemzem! Peki baban adı ne Gardaş?”
– “Zeynel!”
– “Anan adı?”
– “Zeynep!” Bunları da zorlanarak yazdıktan sonra,
– “Doğum yerin neresi Gardaş? Hele bi de doğduğun yeri söle!”
– “Memüret’ül Aziz, yani Eleziz!” deyince, Arzuhalci kızgın bir bakışla baktı bizim Mahzuni Babanın yüzüne, bir taraftan kağıdı çıkarmaya çalışırken daktilodan, diğer taraftan da kızarak, Elazığ şivesiyle;
– “Ula Gardaş; gözün sevem, bunlar nasıl isim? Biz bu gidişnen bu arzuhalı sabaxa ten bilem yazamayıx. En eyisi mi sen get bu Z’lerini, kenden başga yerde yazdır!” Mahzuni babanın yüzüne bakarak; şaşkınlıkla “Ula yoxsam eseletten mi yapisin bu Z’leri bilmim ki?” deyince;
Mahzuni baba başta olmak üzere oradaki bütün ekip, gülmekten yıkılırlar. Arzuhalci, işin şakasını geç anlar tabi. Hikayenin sonunda ise Ozanlarımız kendi aralarında topladıkları parayla, Arzuhalciye yeni bir daktilo satın alıp verirler. Böylece iş tatlıya bağlanır. O günden bu güne bu “arzuhalin hikayesi”, değişik varyantlarıyla dilden dile dolaşır durur Elazığ ve Dersim sakinleri arasında. Devrin daim büyük Ozan! Unutmayacağız!
Hak ile kalın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir