Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

ALEVİLER VE SİYASET (4)

⌈Turan Eser
Cumhuriyetin kuruluş hikayesindeki, teokrasiye karşı “laiklik ve cumhuriyet” söylemi Alevileri etkilemiş ve desteğini kazanmıştı. Fakat resmi görüş, çoğulculuğun teminatı olan laiklik ilkesi ekseninde, çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı toplumsal çeşitliliği, eşit haklar ve eşit yurttaşlık temelinde bir arada tutmadı. Toplumsal çeşitliliğin barışını sağlayacak demokratik bir cumhuriyet inşası yerine, Sünnilik ve Türklük üzerinden etnik ve mezhepçi devlet siyaseti inşa etmiştir.
Bu tektipleştirici politikalar nedeniyle Aleviler eşit yurttaşlık ve eşit haklara kavuşamamıştır. Cumhuriyetin birinci yüzyılı boyunca “laiklik ve cumhuriyet” umudu taşıyan Aleviler, devletçi ve çoğunlukçu kimlik siyasetinin hem istismarı hem de mağduru olmuştur. Bu ise tuhaf ve paradoksal bir tablonun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yani yıllardır Aleviler kendisini inkar eden bu tektipçi resmi kimlik siyasetten de “medet umarak” var olmayı zorlanmıştır.
İtiraf etmek gerekirse, Aleviler resmi siyasetin ittihatçı ve ulusalcı versiyonuna olan tek taraflı aşkı ve bağlılığı onu bu tektiplişterici siyasete bağımlı kılmaya zorlamıştır. Tuhaf ama devlet kendi eliyle beslediği, kolladığı ve yarattığı “irtica, şeriat, cemaatler ve tarikatlar” ile Alevileri korkutarak, olmayan laikliğin bekçisi haline getirmeye çalıştılar. Resmi ideolojinin sahte laiklik ve tekçi cumhuriyet kavramları üzerinden, hipnoz edilmiş Aleviler, bunu damarlarına kadar hissetmişlerdir. Sahte laiklik ve aldatıcı resmi cumhuriyet argümanlarıyla Alevileri teslim alan, resmi görüşün tekçi ideolojik bağlardan koparması zor da olsa, önümüzdeki süreçte cumhuriyetin birinci yüzyılının eleştirel ve özeleştirel muhasabesini zorunlu kılıyor. Alevilerin siyaset kurumlarına olan kör ve kurban olma taraftarlığı, taraf olunan yapıları siyasetin öznesi haline getirirken, Alevileri siyasetin nesnesi haline dönüştürmüştür.
Etnik ve dinsel kimlik ekseni üzerinde, siyasette var olmanın en cazip olduğu Türkiye’de, Aleviler siyaset zeminini düşünsel olarak, siyasetin asli unsurları ve ilkeleri üzerinden belirlemiştir.
Teokrasiye Karşı Cumhuriyet ve Laiklik
Örneğin 1920’li yıllar ve 1950’li yıllar arası, halifeliğe, şeyhülislama dayalı teokratik rejime karşı, cumhuriyet, laiklik zemini üzerinde siyasallaşan Aleviler, 1950 ve 1970 yıllarda, Cumhuriyet ve laiklik mücadelesinin yanına, bu dönem de daha da belirginleşen siyasetin dinselleştirilmesine karşı, sosyal demokrat eksende özgürlükler, eşitlik talebini yükseltmiştir.
1970 ve 1980 döneminde ise, sermaye sınıfının sömürüsüne ve sendikal örgütlenme yasaklarına karşı, bu taleplerinin yanına emek mücadelesini, demokrasi mücadelesini yerleştirerek, solun ve sosyalistlerin yanında yer almıştır. TİP’in güçlenmesinde ve meclise girmesinde önemli rol oynamıştır.
1980 sonrası, özellikle Madımak ve Gazi katliamından sonra, Alevi hareketi örgütlenerek, mücadelesinin merkezine Alevilerin kültürel kimlik haklarını elde etmek için, eşit haklar ve farklı kimliklerin eşit koşullarda, kardeşçe bir arada yaşaması talebini yerleştirmiştir. Kısaca Aleviler bugün, Cumhuriyet, laiklik, özgürlükler, eşitlik, emek, demokrasi, barış ve kültürel kimliklerinin tanınması için eşit haklar mücadelesini alan olarak tarif etmiştir. Ayrıca Kürt sorunda şiddetten arındırılmış bir Türkiye için barış talebinin de savunucusu olmuştur.
Dolaysıyla 1966 yılında kurulan ve “Alevi Partisi” olarak algılanan BP’nin (sonra Türkiye Birlik Partisi) aslında kurucularının Alevi kökenli olması, parti ambleminin Alevi değerlerini çağrıştırmasının ötesinde Alevi inancına ait bir etkileme gücü göremezsiniz. Çünkü TBP’nin düşünsel çizgisi ve politik programı bir inanç partisinin, kimlik partisinin programı değildi. Bu partinin talepleri arasında Alevi inancına özgü spesifik bir talep yer almamıştır. EDP ya da Barış Partisi projesi de, program ve talepleri itibariyle bir inanç ve Alevi partisi değildi ve olmadı. Bu nedenle “Alevi partisi” olarak algılanan bu girişimlerin başarısızlığını konjonktürel ve siyasal öngörüsüzlükten kaynaklandığını düşünüyorum.
Zaten kimlik siyasetlerinin mağduru olarak, bunun acısını yaşayan Alevilerin, siyasete uhrevi ve kutsal bir kimlik giydirmesi asla beklenemez. Çünkü inançsal kutsallar siyasal alana değil, vicdanın ve toplumun kendi sosyal ve özel alanına aittir. Aleviler siyasal alana tarihsel hafızalarıyla, felsefeleriyle, kendi öğretileri, demokrasi, lakiklik, eşitlik, insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, doğanın korunması gibi evrensel değerleri, yurttaş kimliğiyle ve dağınık şekilde katılmayı tercih etmiştir.
Kimlik Siyaseti Ayrımcılık Mağdurları, Yurttaş Siyaseti Toplumsal Barış Üretir
Belki bu yüzden kimlik siyasetlerinin baskısından kurtulmamıştırlar. Şimdi ise Aleviler örgütlüdür. Kültürel kimlik haklarını savunacak ama kimlikçilik siyasetinin de dar kalıplarına sıkışmadan, yurttaşlık hakkı üzerinden siyasetini inşa ederek, diğer demokrasi güçleriyle buluşması yerinde olacaktır.
Aleviler toplumsal muhalefet içinde yurttaşlar olarak kendi gücünü, çoğulcu ve katılımcı bir doğrudan demokrasiye dayalı siyasal zeminlerde yer alarak, cumhuriyet, laiklik, özgürlükler, eşitlik, emek, demokrasi, barış ve kültürel kimliklerinin tanınması için eşit haklar mücadelesini hedefleyen toplumsal muhalefetin bir birleşik gücü ve siyasal alanda bir özne olabilir. Bunun için öncelikle Alevilerin kendisi olabilmeyi başarması lazım. Kendisinin siyasi ilkelerini ve siyasal zemini, kimlikçi siyasetin aksine, diğer demokratik toplumsal kesimlerle birlikte yurttaşlık hakkı, demokrasi ve laiklik üzerinden tarif etmek zorundadır. Bu ise ancak, bugün Türkiye’nin en büyük eksiği olan sol ve sosyal demokrat kitle partisidir. Bu eksende geniş tabanlı ve kitlesel bir yurttaş hareketinin siyasal çıkışıyla, kimlikçilik siyasetine sıkışmaktan kurtulmak mümkündür.
Mağduriyetleri, yaşadıkları soykırım ve katliamlar karşında tüm ezilenlerin, eşitlik, toplumsal barış, demokrasi, laiklik ve cumhuriyetin evrensel değerleriyle buluşmuş bir sol ve sosyal demokrat siyasal proje ile, kültürel kimlik haklarını eşit haklar ve eşit yurttaşlık hakkı üzerinden savunmak suretiyle siyasallaşma ve toplumsulaşma şansının Türkiye’de yüksek ve başarılı olacağını olduğunu düşünüyorum.
Sınıf ve demokrasi eksenli yurttaşlık siyasetinin aynı zamanda kültürel kimlik haklarını da savunan bir programla buluşması ile daha da güçlü alternatiflerin oluşma şansı büyüktür. Alevi hareketi için yurttaşlık hakkı ve zemini üzerinden, farklı toplumsal kesimlerle buluşma, siyasallaşma koşulları mevcuttur. Eksik olan tek şey Alevi hareketinin bunu başarabilme kararlığına dair idare beyanıdır.
Şu gerçeğin bilinmesinde fayda var; İki kutuplu dünyanın çökmesiyle, dışlanmış ve ötekileştirilmiş topluluklar kültürel kimlik siyasetine yönelmiştir. Bu süreçte Türkiye’de siyasetin kimlik eksenine, daha doğrusu Türkçülük ve Sünnilik eksenindeki inşası daha da güçlendirilmiş, yaygınlaştırılmış ve yeni rejimin Sünnilik üzerinden inşasına kadar varmıştır. Muhalif olarak örgütlenen bir de Kürt kimlik siyaseti mevcuttur.
Türkiye’de giderek artan ve yaygınlaşan “milliyetçilik”, “etnik siyaset”, “siyasal İslam”, “demokratik İslam” ya da “İslam kardeşliği”, bir tür siyasal İslamcı mezhepçiliğin bir örgütlenme, toplumsallaşma ve siyasal özne olma biçimidir.
Kutsal Kimlik Siyaseti Değil, Dünyevi, Laik Ve Demokratik Siyaset
Aleviler öğretileri ve felsefeleri gereği yurtaşlık hakkıyla siyasallaşmasını etnik ya da dinsel bir siyasal zeminin içine hapsetmez. Ve bu siyasal yapılar içinde, kendini eşit koşullarda, eşit haklarla bulması ve özgürce ifade etmesi de zaten mümkün değildir.
Alevi hareketinin siyasal tutumu “kutsal kimlikler” üzerinden değil, toplumsal ve evrensel değerler üzerinden oluşur. Alevi felsefesi ve insanlığın evrensel kazanımlarından beslenen Aleviler için siyasette esas olan insan ve doğadır. Çünkü Alevi felsefesinin merkezinde en önemli varlık insan ve doğa hakkını savunan evrenselcilik yatar.
Bu evrensel bakış onu, siyasetini “kutsal kimlikler” ve dar kimlik siyaseti üzerinden inşa edenlerden ayırır. İşte bu nedenle Aleviler, bugüne kadar durdukları ve bulundukları siyasal yapıların politik-ideolojik aklına, diline ve siyasetine teslim olmak ve onlara kör taraftarllık eden nesneler olmak yerine, siyaset alanında, evresel, insan ve doğa merkezli sözünü yurttaşlık hakkı ve zemini üzerinden kurmalıdır.
İşte bu nedenle, geçmişe dair cumhuriyetin birinci yüzyılının muhasabesi ile birlikte, cumhuriyetin ikinci yüzyılını inşa edecek yeni kurucu fikirlerimizi, eşitlikçi, laik, herkesin eşit yurttaşlık haklarıyla, insan hak ve onurunu güvence altına alan, özgürlükçü, demokratik, çoğulcu, katılımcı bir cumhuriyet hedefine dayalı, çok kültürlü bir Türkiye’nin inşasını hedefleyen eşit yurttaşlık ve eşit haklar programı ile siyasal alana özne olarak katılması mümkündür.
Devam edecek…..

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir