Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

DEVLETİN ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILARI PÜSKÜRTÜLMELİDİR

⌈Aziz Tunç ⌉
Türk devletinin en başından beri Aleviliğin her süreğine düşman olduğu bilinmektedir. Osmanlının ve Selçuklunun Alevilere uyguladığı soykırımlar cümlenin malumudur. Kemalist iktidarın ve onun içinden çıktığı İTF’nin Aleviliği Türklüğün ve İslam’ın içinde asimile etmeye çalıştığı da sır değildir. Günümüzde Türk devletini yöneten Erdoğan’ın tarihten devraldığı Alevi düşmanlığını, daha ileri düzeyde sürdürdüğü de ortadadır. Çünkü en nihayetinde Alevi düşmanlığı, Kürt düşmanlığı gibi Türk devletinin stratejik bir politikasıdır.

Erdoğan, Kemalist Türk devletini yeniden yapılandırarak Osmanlı- İslam/Türk devletine dönüştürmek istemektedir. Bu nedenle iktidara geldiği günden beri Kürtlere ve Alevilere karşı sürdürdüğü düşmanlık politikasını daha farklı bir noktada pratikleştirmektedir. Bu anlamda Erdoğan kendisini Osmanlı- İslam/Türk devletinin mimarı, “kurucu unsuru” olarak görmekte, Kürtleri ve
Alevileri tasarladığı bu devlet modelinin önündeki iki temel engel olarak kabul etmektedir.

Erdoğan bu iki toplumsal grubu önce aldatarak istediği çizgiye çekmeye çalışmıştır. Bilindiği gibi Alevilere yönelik Maraş Kıyımının sanıklarından Ökkeş Kenger’in davet edildiği Çalıştaylar, Kürtler için sahte “çözüm” süreçleri bu amaçla gerçekleştirilmiştir. Ancak Erdoğan’ın Kürtlerin iradesini kırarak, Alevilerin inancını deforme ederek bu iki toplumsal kesime karşı uygulamak
istediği soykırım projesi, bu yolla mümkün olmadı. Aleviler de Kürtler de devletin bu tuzağına düşmediler.

Bunun üzerine Erdoğan, yöntem değiştirmiş, devletin şiddet gücünü kullanarak Alevileri ve Kürtleri teslim almaya yönelmiştir. Erdoğan ve Türk devleti, Kürtlere karşı yöntemin ve aracın kullanıldığı açık bir savaş yürütürken, Alevileri ise yine devletin “zor” araçlarını kullanarak ve satın alarak asimile etmek istemektedir.
-2015’ten bu yana hiç ara verilmeden ve şiddetlendirilerek sürdürülen bu soykırım ve asimilasyon politikası, Erdoğan’ın son seçimi kazanmasından sonra daha saldırgan ve daha zorba yöntemlerle devam ettirilmektedir.

Erdoğan bu amaçla Cemevleri’ni devletin Kültür Bakanlığı’na bağlamayı amaçlayan yasal düzenleme yaptırdı. Arkasında ÇEDES adlı asimilasyon projesi devreye kondu. Devamında Pir Hacı Bektaş’ı Veli’nın kucağındaki Ceylan ile Aslan kaldırıldı. Hacıbektaş Dergâhı’nda Alevilerin cem yapmasına müdahale edildi. En son Cemevleri’nin Kültür Bakanlığı’na bağlanmasını sağlamak için doğrudan Cemevleri, sözde “ziyaret” edilmektedir. “Ziyaret” adı verilen bu baskınların masum olmadığı çok açıktır. Çünkü bu “ziyaretlerde” Cemevleri’nin devletin Kültür Bakanlığı’na bağlanmasının marifetleri, sağlayacağı avantajlar ve görevlilere verilecek paranın sunduğu kolaylıklar anlatılarak Alevilerin teslim alınması murat edilmektedir. Yani devletin psikolojik zoru ve paranın ahlaksızlaştırıcı cazibesi kullanılarak Aleviler satın alınmak, Alevilik yok edilmek istenmektedir.

Tek cümleyle bu “ziyaretler” Alevilere ve Aleviliği karşı taammüden, bilerek, isteyerek ve tasarlayarak yapılmış saldırılardır. O nedenle Erdoğan’ın ve MHP’nin yönettiği Türk devletinin sürdürdüğü tarihsel Alevi düşmanlığı, bugün, her duyarlı insanın isyan etmesini gerektiren bir noktaya gelmiş bulunmaktadır. Bütün bu saldırılara karşı Alevi kurumları, Pirleri, Dedeleri ve Anaları, yaygın
yoğun ve sert tepkiler ortaya koydular. Buna rağmen devlet, Alevileri de Alevi kurumlarını da Alevi Pirlerini, Dedelerini ve Analarını da “hiç”e sayarak alçak bir pişkinlik ve kin dolu bir pervasızlıkla bu saldırılara devam etmektedir. Çünkü bu saldırılar yüzyıllardan beri yapılan saldırılardan farklı bir konseptle yapılmaktadırlar. Özellikle bu gerçekliğin bilincine varmak ve altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor. Yapılan bu saldırılarla Alevilerin asimilasyonunda önemli bir eşik aşılmış olacak ve Aleviliğin “yok olma” süreci hızla ilerleyecektir. Böylece yüzyılladır birçok devletin amaçladığı tarihsel “Aleviliği yok etme” niyeti, projesi ve politikası Erdoğan’ın yönettiği Türk devleti tarafından gerçekleştirilmiş olacaktır. Ecdadı Yezitten başlayarak Yavuz’un, Ebu Suud’un, Kuyucu Murat’ın ve daha birçoklarının tarihi ve ulvi amaçlarını gerçekleştirmenin heyecanı Erdoğan’ı, Bahçeliyi ve şürekasını daha çok saldırmaya yönetmektedir. Ayrıntılarına girmeye gerek yok, herkes bu saldırılar önlenemediğinde nelerin yaşanacağını çok kolayca muhakeme edebilir. Yine de Erdoğan/MHP’nin yönettiği Türk devletinin bu stratejik saldırılarının başarılı olması hâklinde, doğabilecek sonuçları somutlaştırılabilir.

Devlete bağlanmış Cemevlerinde Alevilik inancının yaşanması mümkün olmayacak, Alevi inancına uygun semah ve cem yapılamayacaktır. Kürt ve Arap Alevileri ana dillerinden ibadet yapamayacaklardır. Devletin memuru durumuna düşürülmüş Pir, Dede, Ana, Alevilik yapmayacak/yapamayacak, devletin istediklerini yerine getirecektir. Adım adım Diyanetin isteğine ve işleyişine uygun olarak şeriatçı bir toplum inşaa edilecektir.

Alevilerin ve Aleviliğin devlete bağlanmasının sonuçları bunlardan ibaret değildir. Alevilik ve Aleviler yok edildiklerinde aynı zamanda Türkiye’de ve Kürdistan’da sürdürülen demokratik mücadelenin önemli bir bileşeni, yeri doldurulmaz bir toplumsal gücü de yok edilecektir. Buradan doğan güç kaybının ve zayıflığın sonucunda topluma korku salmak için kullanılan DAİŞ- Taliban
sistemi, somut bir gerçeklik olarak bütün toplumsal hayatın ortasına çökecektir. Bütün bu gerçekler herkesin görebileceği kadar açıkken, bu belirlemenin abartılı olduğunu sanmak, yapılan saldırılara rutin saldırılar gibi yaklaşmak, korkunç bir aymazlık olmaz mı? Bu saldırılar, Aleviliğin ve Alevilerin ve geleceğin yok edilmesini amaçlamaktadır. O nedenle Alevilik ve Aleviler için
tehlike büyük ve bıçak kemikte.

Yapılan bu kapsamlı saldırıların püskürtülmesi, saldırılara sıradan yaklaşılarak mümkün olmayacaktır. Eğer gerekli karşı koyuş ortaya konmazsa, insanın söylemeye dili varmasa da maalesef, devletin istediği sonuç yaşanabilir. Dolayısıyla bu saldırıların mutlaka ama mutlaka püskürtülmesi şarttır, hayatidir, ahlakidir, vicdanidir. Ve mümkündür. Alevi toplumu bu soykırımcı saldırı
dalgasını aşabilecek bilgiye, birikime, güç ve yeteneğe sahiptir. Alevilerin bu amaçla kendi toplumsal tarihlerine bakmaları yeterlidir. Aleviler, devletlerin saldırılarını önlemek ve püskürtmek için yüzyıllar boyunca ne yaptılarsa bugün de aynısını yaparlarsa – ki yapmaları gerekiyor- bu saldırıların amacına varmasını önleyebilirler.

Eba Müslim, Hallac-ı Mansur, Baba İshak, Torlak Kemal, Nesimi, Abdal Musa, Kalender Çelebi, Pir Sultan ve daha nice Alevi önderlerinin Can bedeli direnişleri sayesinde Alevilik bugünlere taşındı. O halde bugün yapılan saldırıları önleyecek olan yegâne yol, bu Alevi önderlerinin ortaya koydukları direniş çizgisidir. Öte yanda Alevilere yönelik saldırılar, sadece Alevi kurumlarının çözebileceği bir mesele değildir ve sorun sadece Alevi kurumlarına havale edilemeyecek kadar büyük, kapsamlı ve önemlidir. O nedenle başta Alevi toplumu olmak üzere, Kürt Aleviler ve kurumları, Kürt toplumu ve kurumları, kadın kurumları, işçi- emekçi sendikaları, ilerici demokratik kurumlar, ötekileştiren toplumsal kesimler ve bütün demokrasi güçleri “birleşik mücadeleyi” örerek bu
soykırımcı saldırıları önlemelidirler. Çünkü Kürtler ve Aleviler kaybederse bütün toplumsal güçler kaybedecektir.

Tam burada o meşhur sorunun cevabını aramak gerekiyor. Ne yapmalı? Önce belirtildiği gibi bütün demokrasi güçleriyle birlikte mücadele etmenin koşulları yaratılmalıdır. Sonra bütün Alevi kurumları, devlete bağlanma projesine yönelik olarak devletin geliştirdiği her türlü “Cemevlerini ziyaret, dedelerinin memurlaştırılarak para verilmesi, çocukların ÇEDES projesine dahil edilmesi”
gibi uygulamalar, “Alevilere ve Aleviliğe yapılmış en büyük saldırı” olarak kabul etmeli ve şiddetle reddedilmelidir. Devletin tekliflerini kabul edenlere karşı da Alevi hukuku işletilerek gereği yapılmalı, hiçbir biçimde müsamaha gösterilmemelidir. Bu direnişe dahil olmayarak devletin zorbalığından korkan veya sunduğu nimetlere tamah ederek, kendisini ve inancını devlete satan Hızır
Paşalar veya Alevi “köy korucuları” bu toplumu ve bu inancı temsil edemezler.

Devamında Alevilerin “öz savunma” ve “sivil itaatsizlik” yöntemlerini acilen gündemlerine alması sağlanmalıdır. Öz savunma ve sivil itaatsizlik olmadan Alevilere yönelik saldırıların göğüslenmesi ve püskürtülmesi mümkün olmayacaktır. Bu türden etkinlik ve eylemlerin yapılması kararlaştırıldıktan sonra, bir dizi eylem biçimi tartışılabilir. Örneğin Cemevlerinde oturma eylemleri yapılabilir. Türkiye’nin, Kürdistan’ın ve Avrupa’nın her yerinde

Pirlerin, Dedelerin, Anaların, Alevi aydınlarının ve kurum yöneticilerinin katılacağı, sürekliliği olan eylemler gerçekleştirilebilir. Emin olmalıdır ki halkımızın yaratıcılığıyla bu eylem türleri ve biçimleri çeşitlendirilecektir. Mutlaka sonuç almak, “Aleviliğin devlete bağlanmasını önlemek” tartışılmaz amaç olmalıdır. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, net bir kararlılıkla, birleşerek ve ortak hedefe bağlanmış bir tarzla mücadele edilmesi halinde, devletin bu saldırılarının püskürtülecektir.
Ancak böyle yapılmaz, iç farklılıklar ve ayrılıklar merkeze alınır, bunlar üzerinde tartışmalarla zaman tüketilirse, elbette tarihe ve halklara karşı suç işlenmiş olunacaktır. Bilinen anekdottur, İstanbul işgal edilirken, Bizanslı papazlar meleklerin cinsiyetini tartışıyorlarmış. Aleviler, geleceklerini farklı zamanlarda yapılacak tartışmalara feda etmeyecek, bu tartışmalarla vakit harcamayacak kadar basiretli, mücadele birikimine ve deneyine sahiptirler. Bir kez daha inançlarını ve varlıklarını Yezit’e karşı koruyacak, Alevi inancının gereği olan özgür, eşit ve kardeşçe bir geleceği kazanacaklardır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir