Pts. Şub 2nd, 2026

Alevi Haber Ağı

Alevi Haber Ağı Web Sitesi

6/7 Eylül Pogromu…

⌈Erdal Boyoğlu⌉

Türklüğü ve islamı kendi sosyo-psikolojik bunalımlarına ve hırslarına alet edenler “gayri” müslimlere katliam emrini yerine getirdiler.

Irkçılığın bu kadar rahat sergilenmesi, nefret söyleminin bu kadar kolay dışa vurulması, intikam çağrılarının böylesine pervasızca dillendirilmesi resmi ideolojinin yarattığı kin ve nefret uygulamaları değil mi?

Cumhuriyet tarihinde Türkçü ve dinci vahşet hep vardı.
Bu gün de devam ediyor.
6-7 Eylül manzarası bir dehşetti.
TSK Generalinin, tertibin içinde olması nasıl açıklanır? Nasıl değerlendirilir?
General Sabri Yirmibeşoğlu’nun yaptığı konuşma insanlıktan öte, utanç vericiydi.
Taşınan ırkçı pankartlar insanlık dışıydı.
Atılan nefret dolu sloganlar utanç vericiydi.
6-7 Eylül vahşetine sessiz kalanlar utanç verici .
Irkçı ve Dinci saldırılar bu gün de devam ediyor…
Bu gün de evler köyler şehirler yakılıyor, yıkılıyor bombalanıyor

T.C medyası (çoğunluğu) tek yanlı haber yaparak, Türk ırkçılığını ve nefret söylemlerini görmezden gelen tutumu da aynı şekilde utanç vericidir.
Dönemin iktidarı DP “Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır” kampanyası başlatmıştı. Buna bağlı olarak İstanbul ve İzmir de “Gayrımüslimlerin” işyerlerinin yağmalanması ve her tarafa “Vatandaş Türkçe Konuş” afişleri yapıştırılılmasının amacı belliydi. Dükkanlar, tramvaylar, otobüslerin camlarına yapıştırılan bu afişler her tarafa yayılmıştı ve üniversitelere dalga dalga yayılan ırkçılık geçmişin bir tekrarı gibi provası yapılmıştı. Sistem her türlü yalanla Pogromu hazırlamıştı, saldırgan kimliğini göstermişti.
Türkçü ve Dinci taraftarlar sokağa salınmıştı.
“Ne Mutlu Türküm Diyene” diyenleri gerçekten çok mutlu etmişti. Çünkü “Gayrı müslümlerin” işyerlerini yağmalamak, evlerini talan etmek, dini ibadet yerlerine saldırmakla servet edinmişlerdi. Nasıl da mutlu olmuşlardı.
Atatürk’ün bu ünlü sözü nasıl da karşılık bulmuştu.
Nasıl bulmasın vahşet sonrası servet ve sermaye sahibi oldular.

6-7 Eylül olaylarında Mithat Pelin‘in sahibi olduğu İstanbul Ekspres Gazetesi 6 Eylül 1955 günü manşetten “Atatürk’ün Selanikteki evi bombalandı” haberini yayımladı.
Bu haber sonucu bir anda tiraj patlaması yaptı. Günlük satışı 296 bine ulaştı. Asparagas gazete manşeti, Mithat Pelin’i İstanbul’un altını üstüne getiren adam olarak tanıdı.(bu gün 6/7 Eylülün yolundan giden ” Muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” diyen pogromu yayan onlarca medya kuruluşu var. Bir yalan haber ile sokaklara taşan lümpen milliyetçi ve dince kesimler kindarlıklarını kusuyorlar. ( Bu gün Polisin hakaretleri ve gazlı saldırıları ayan beyan ortadadır. Kürd bölgelerinde işlenen cinayetler, vahşi saldırılar, baskılar ortadadır)

Atatürk’ün evine dinamit koyan üniversiteli T.C’nin Nevşehir valisi oldu. ( Maraş’da sinemaya bomba koyan Ökkeş Kenger de milletvekili oldu) Provokatörler her türlü ödüllendiriliyordu.

Bu şunu gösteriyor yapılan her türlü kötülük, her türlü vahşet devlet tarafından mutlu ediliyordu.
Halklar arasında diyalog ve iletişim kurulmadıkça ve toplumsal karanlıklarla yüzleşilmedikçe ırkçı ve dinsel bağnazlıklar tarafından her türlü olumsuzluk yapılmaktadır.

6/7 Eylül 1955 ; Manzara bir dehşetti.

Selanik’teki Atatürk’ün müzeye dönüştürülmüş evine bomba atılması ve kıbrıs olaylarına halkın duyduğu tepkiden’’ söz edilerek, halkın galeyana geldiğini açıklıyorlardı.

Atatürk’ün evine iki Türk ses bombasını attı. Biri konsolosluk görevlisi Hasan Uçar diğeri ise üniversite öğrencisi Oktay Engin’di.
Hasan Uçar yardım etmiş, Üniversite öğrencisi Oktay Engin ses bombasını atmıştı
6-7 Eylülün planlayıcıları arasında;
Biri patron, biri gazeteci, biri kaymakam, biri asker, biri memur, biri Hukuk Fakültesi öğrencisi;
Mithat Perin, Gökşen Sipahioğlu, Hayretttin Nakipoğlu ve Sabri Yirmibeşoğlu
Oktay Engin
Hasan Uçar
Hikmet Bil
Orhan Bilgiç vb.
İşte bunlar 6-7 Eylülün
köşe taşları arasındalar.

1955 yılının 6-7 Eylül’ünden sonra hayatları birden bire değişenler.

Oysa 1955 olayını tezgahlayan Özel harp dairesinin en meşhur eylemidir 6-7 Eylül saldırısının planlayıcısı ve eylemi üstlenen Özel Harp birimi komutanlarından Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’dur. 6/7 Eylül olaylarında ki misyonunu açık açık gazeteci Fatih Güllapoğlu’na şöyle der:
Sabri Yirmibeşoğlu: “Sonra 6/7 Eylül olaylarını ele alırsak…”
Fatih Güllapoğlu: “Pardon Paşam, pek anlayamadım. 6/7 Eylül olayları mı?”
Sabri Yirmibeşoğlu: “Tabii…6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı. (Paşa bunları söylerken benden de soğuk terler boşandı) Sorarım size? Bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?”
Fatih Güllapoğlu: “E, evet Paşam !”
(Tanksız topsuz harekat Kitabı-Fatih Güllapoğlu- S:104)

Selanik’de Atatürk’ün evine kimlerin bomba attığı belirlenmesine rağmen kör ve sağır olanlar inkara devam etti- ediyor. Dini ve Milli duyguların nasıl yalanla ajite edebilecek bir durumun gerçeğidir 6-7 Eylül.

Sadece Istanbul değil, İzmir’de aynı akıbete uğradı, Ama Beyoğlu, Taksim, Şişli, Kumkapı, Kadırga, Kutuluş, Feriköy, Koca Mustafa Paşa vb Gayri müslümanların yaşadıkları bölgelerdeki. Bu bölgelerde mağazalar, kiliseler, hatta mezarlıklar bile tahrip edilmiş ve yağmalanmıştı.
Yahudi, Süryani, Keldani ve Ermenilerde Selanik provokasyonun açık hedefi oldular. Rumlar asıl hedef gösterildi.
Evini, işyerini kurtarmak isteyenler ellerine Türk bayrağı alıp ‘’ Ne olur yapmayın, ben Türküm, Türk vatandaşıyım’’ diye yalvarıyorlardı . Kimileri pencere ve kapı önlerine Türk bayrağı asıyordu.
Türk ırkçılığın bu kadar rahat sergilenmesi, nefret söyleminin bu kadar kolay dışa vurulması, intikam çağrılarının böylesine pervasızca dillendirilmesi ürperticiydi.
Türk ırkçılığı , yüzleşilmeyen en derin hakikatlerinden biridir. Gündelik hayatta çeşitli kılıklarda sıkça rastladığımız bir davranış şeklidir. Siyaset, yönetim ve medya dünyası da ırkçılığın normalleşmesini adeta teşvik ediyor Yargı da, egemen Türkçü ırkçılığı ve devlet politikalarıyla örtüşen nefret söylemini suç olarak görmüyor.
Toplumsal barışı demokratik temeller üzerine inşa etmek istiyorsak, samimi ve serinkanlı bir yüzleşme politikası izlemekten başka çare yok!
1955 İstanbul’da “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyaları yapanlar belli değil mi?
Bilindiği gibi 1955 Istanbul ve İzmir’de 6-7 Eylül saldırıları baştan beri “Özel Harp” tezgahlı bir provakasyondu. Türk medyası “Özel Harp” den hiç söz etmedi ta ki Sabri Yirmibeşoğlu itiraf edene kadar.

6-7 Eylül saldıraları; bir kaç kendini bilmez olarak açıklanmıştı. İlgili ve ilgisiz bazı siviller göstermelik cezalandırıldı.
Oysa baştan beri hazırlanmış ırkçı bir projeydi.
6/7 Eylül’de, saldırıya uğrayan esnaflar, dükkanları yağmalananlar, yakılıp yıkılan evler, kiliseler, işyerleri hep ama hep azınlıkları temizleme kampanyası olarak başlatılmıştı.
O dönemin DP hükümeti . “Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır” kampanyası başlatmıştı. Buna bağlı olarak İstanbul ve İzmir Türkleşmesi düşünülmüş olmalı ki, her tarafa “Vatandaş Türkçe Konuş” afişleri yapıştırılıyordu. Dükkanlar, tramvaylar, otobüslerin camlarına yapıştırılan bu afişler ve üniversitelere dalga dalga yayılan ırkçılık geçmişin bir tekrarı gibi saldırgan kimliğini göstermişti.
Türk milliyetçiliği ırkçılıktan ve şövenizm‘den başka neyin göstergesi olabilirdi?
Bu dehşeti yönlendirenler arasında Orhan Birgit’in de yer aldığı ortaya çıktı. Bu zati alem bu dehşet ortamından sonra CHP’de önce milletvekili sonra da Devlet Bakanı oldu.

Türkiye’de devlet eliyle yapılan tüm katliamlar ve vahşetler ayyuka çıkması hep zaman aşımına uğratılmıştır.
Faili belli cinayetler, insan kemikleri ve ölüm kuyuları ortaya çıkarılmasına rağmen hala sağır ve kör olanlar bu cinayetleri ne görmek ne duymak nede inanmak istenmiştir. 17.500 faili belli cinayetler hala inkar ediliyor.
Cumartesi annelerine saldırılar hala devam ediyor. Provokasyonlara, yalanlara dolanlara inananlar var olmaya devam ediyorlar.
Irkçıların ve dincilerin bizzat sorumlu olduğu katliamlar hasır altı ediliyor. Sürgün-soykırım ve talan tarihin sayfalarına düşmesine rağmen inkar ediliyor.
Varlık vergisi uygulamaları ve aşkale çalışma kamplarına sürülen azınlıkların mallarına el konulması bu coğrafyanın kara bir tarihi olmasına rağmen inkar ediliyor ( Salkım Hanımın Taneleri filmi varlık vergisi dönemini gösteren önemli bir filmdir. İzlenmelidir)
Güz Sancısı filmi 6-7 Eylül olayını gözler önüne seren film izlenmelir)

Düşünsenize şöyle bir; Bir dinamit İstanbul’u, Ankara’yı ve İzmir’i tarumar ediyor. Türkçülük şahlanıyor ve komşularının evlerini, isyerlerini, kiliselerini yağmalayan Türkçüler ve dinciler Müslüman olmayanları öldürülecek.
Bu nasıl bir vahşet bu nasıl bir barbarlık.
Bu nasıl bir kindarlık?
Nasıl bir şey
Tek dil, Tek din diye diye kavimler kapısının penceresine
Irkçılık çekmek?
Nasıl bir şey
Irkçılığın ve dinciliğin saldırılarını sloganlaştırmak nasıl bir tahammülsüzlük ?
Düşünsenize şöyle bir; Gurur duyulan Laiklik adına; farklılıklar, farklı kültürler ve diller düşmanlaştırıldı.
Laiklik; eşitce çözülememiş ülkeler için her zaman barış içinde yaşamanın karşıtı olmuştur.

Düşüncenize şöyle bir;
Müslüman ve Türk olmayanların evlerinin, işyerlerinin, dini ibadet yerlerinin yakılıp yıkıldığı günler değil mi?
Kızılbaş-Aleviler ve Kürdler için de bu vahşet bu barbarlık hep olageldi, Cumhuriyetten beri. 1925’te tekke zaviyeler kanunu ve Diyanet İşleri Başkanlığı hizmete sokuldu. Ve” her şey Türke göre” oldu.
O dur, budur farklılıklar , farklı düşünenler hep düşman görüldü ve görülmeye devam ediyor.

Erdal Boyoğlu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir